ABD Türkiye'ye Yükleniyor

7 Mart 2003 Cuma, es-Sebil gazetesi

Amerikan askerlerinin Türkiye'ye yerleştirilmesi veya Türkiye üzerinden Kuzey Irak topraklarına geçirilmesi konusunda hükümete yetki verilmesini isteyen tezkerenin parlamentoda kabul edilmemesi gerek Amerika'yı, gerekse Türkiye'deki ABD yanlılarını şaşkına çevirdi. ABD ve Türkiye'de onun lobicilik faaliyetlerini yürüten birtakım medya mensupları söz konusu tezkerenin parlamentoda kabul edilmesine kesin gibi bakıyorlardı. Fakat sonuç beklediklerinin ve arzuladıklarının tam tersi bir şekilde çıktı. Bu sonuç ilk etapta kendilerini şaşırttı, ama vakit kaybetmeden şaşkınlığı üzerlerinden atıp tezkerenin yeniden parlamentoya sunulup kabul ettirilmesi için yoğun bir faaliyet başlattılar. Bu yüzden de bütün kamuoyunu etkileme amacına yönelik bir propaganda faaliyeti başlattılar. Hatta birçokları ABD'nin bu amaçla muhtelif medya organlarına ve medya mensuplarına maddi destek sağladığına inanıyorlar.

Bu sıralarda, Türkiye'nin ABD'nin yanında Irak'a karşı savaşa girmesini ve bu amaçla "yetki tezkeresi"nin yeniden parlamentoya sunulup kabul ettirilmesini isteyen medya organlarının üzerinde durdukları birkaç husus var. Biz bunlardan özetle söz etmek istiyoruz:

Birinci olarak, Amerika'nın Türkiye'nin desteği olsa da olmasa da bu savaşı başlatacağını ve bu konuda bir "B planı" olduğunu iddia ediyorlar. Oysa ABD ve Türkiye'de adeta onun sözcülüğünü yapanlar bu iddialarına rağmen sürekli Türkiye'ye yükleniyor, bu ülkedeki hükümetin yetki tezkeresini yeniden parlamentoya sunup kabul ettirmesi için yoğun bir faaliyet yürütüyorlar. Oysa ABD'nin öyle bir planı varsa zaman kaybetmeden o plana ağırlık vermesi ve Türkiye alternatifini gözden çıkarmayı göze alabilmesi gerekir. Ama o tam tersini yapıyor. Bir yandan Türkiye'den kullanabildiği medya organlarını seferber ederek, onlar vasıtasıyla Türkiye'nin bu savaşa mutlaka girmesi gerektiğine kamuoyunu inandırmaya çalışıyor. Bir yandan Senato üyelerini bu ülkeye göndererek parlamento üyeleriyle tek tek görüşmelerini sağlamaya ve bu yolla onları etkilemeye çalışıyor. Bir yandan da teklif paketini daha cazip hale getirerek hükümeti etkilemeye çalışıyor. Bu durum ABD'nin savaş planının tamamen Türkiye'nin desteğine endekslendiğini, "B planı" ile ilgili iddiaların ise sadece bir şantajdan ibaret olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

İkinci olarak üzerinde durdukları husus ise Türkiye'nin bu savaşa girmemesi durumunda Amerika'nın Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurduracağı ve Türkiye'nin bölgedeki yapılanmada hiçbir rolünün olmayacağı iddiası. Oysa ABD bir yandan Türkiye'yi etkilemeye çalışırken bir yandan da Barzani hareketini Türkiye aleyhine kışkırtıyor. Mesud Barzani de bu doğrultuda Türk askerlerinin Irak Kürdistanı bölgesine girmeleri durumunda kesinlikle savaşacakları yönünde açıklamalar yapıyor. Bu durum Amerika'nın ikili oynadığını ve Türkiye'yi kıskaca almaya çalıştığını gösteriyor. Dolayısıyla Amerika'nın istediğini elde etmesi durumunda, Türkiye'nin topraklarını ve hava sahasını Amerika'ya kullandırması sonucu etkilemeyecek, ABD planını gene istediği gibi oynayacaktır. Bu itibarla Türkiye için en uygun seçenek Amerika'ya Irak'la ilgili planını uygulama fırsatı vermemektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Amerika, savaş planını tamamen Türkiye'nin desteğine endekslemiş görünüyor. Bu durumda Türkiye'nin kara ve hava sahasını Amerika'ya kullandırmaması onun planlarını suya düşürecek, oyununu bozacaktır. Buna binaen Türkiye için çözüm Amerika'yla aynı kuyuya girerek kurtlarla dans etmekten bir şey beklemek değil, oyunu bozmak için gerekeni yapmaktır.

ABD sözcülüğü yapanların üzerinde durdukları bir husus ise ekonomik problemler. Türkiye'nin ciddi bir ekonomik sıkıntı içinde olduğunu ve bu sıkıntıdan çıkılmasının ancak Amerika'dan gelecek yardımla mümkün olacağını iddia ediyorlar. Oysa burada birinci olarak insanların kanları ve canları üzerine pazarlık yapıldığı gerçeği gözlerden uzak tutuluyor. Yani bir ülkenin harabe edilmesi pahasına Türkiye'nin ekonomik sıkıntıdan kurtarılacağı beklentisi insanlık adına utanç verici bir beklenti olur. İkinci olarak Amerika'nın yapacağı ekonomik yardım savaşın getireceği yükü, külfeti karşılamaya bile yetmeyecek miktardadır. Türkiye'deki mevcut hükümetin istediği para da ülkenin ekonomik sorunlarının çözümü için değil, savaşın getireceği zararı telafi amacıyla istenen bir paradır. Dolayısıyla savaş olmaması halinde böyle bir telafi yardımına da ihtiyaç olmayacaktır. Bu durumda Amerika'nın Irak'a saldırısını engellemek onunla ekonomide meydana gelecek olumsuzlukları telafi yardımının pazarlığını yapmaktan çok daha yararlı ve insani değerlere de daha uygun olacaktır. Ayrıca ABD şimdiye kadar Türkiye'ye yaptığı taahhütlerin hiçbirini yerine getirmediğinden dolayı da güven kaybetmiştir.

Hal böyle olmakla birlikte, yapılan açıklamalardan AKP lideri Recep Tayyib Erdoğan'ın söz konusu yetki tezkeresini bir kez daha parlamentoya sunmakta kararlı olduğu anlaşılıyor. Fakat bu işlemin onun parlamentoya girmesinden sonraya ertelenmiş olduğu görülüyor. 9 Mart 2003 Pazar günü Siirt'te gerçekleştirilecek seçim tekrarında (bu ildeki seçimler daha önce iptal edilmişti) R. Tayyib Erdoğan'ın seçilmesi ve parlamentoya girmesi kesin görünüyor. Onun parlamentoya girmesi durumunda Abdullah Gül hükümeti istifa edecek ve muhtemelen cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurması için AKP genel başkanı R. Tayyib Erdoğan'ı görevlendirecek. ABD'nin istediği yetki tezkeresinin parlamentoya sunulması da ondan sonra gerçekleşecek ki bunun ne kadar zamanda alacağı konusunda şimdilik kesin bir süre verme imkanımız yok. Ayrıca bu ikinci oylamanın sonucunun nasıl olacağı konusunda da kesin bir şey söylememiz mümkün değil. Fakat ABD'nin ve onun Türkiye'deki sözcülerinin milletvekillerini ve kamuoyunu etkilemek için oldukça yoğun bir faaliyet içinde olduklarını görüyoruz.