ABD'nin Savaş İnadı

Ocak 2003, Nida dergisi

Biz, ABD'nin Irak'a saldırı planlarıyla ilgili gelişmeleri Nida dergisinin bundan önceki sayılarına ayrıntılı olarak yazmıştık. Geçtiğimiz ay, BM Güvenlik Konseyi'nin 1441 sayılı kararının problemsiz bir şekilde uygulanmasına rağmen ABD savaş konusunda daha yoğun bir çalışma yürütmeye ve hazırlıklarını hızlandırmaya başladı. Bu durum bizim daha önce vurguladığımız gerçeği doğruladı ve ABD için 1441 sayılı kararın fazla bir ehemmiyet taşımadığını, onun için asıl önemli olanın savaş gerekçesinin ortaya çıkması ve yapılacak saldırıya BM tarafından geçirilecek kılıfla bir meşruiyet kazandırılması olduğunu gözler önüne serdi. Saldırı hesapları karşısında Türkiye'nin sergileyeceği tavır büyük bir ehemmiyet arz etmektedir. Hazırlıkların artırıldığı son günlerde Türkiye'ye yönelik ilginin son derece artmasının sebebi de budur. Türkiye'nin en azından lojistik destek vermemesi durumunda Amerika'nın kendi açısından büyük risk arz eden ve dünya çapında bir destekten mahrum olduğu bir savaşa girişmesi zor olacaktır. Bu sebeple Türkiye'nin böyle bir savaşa kesinlikle destek vermemesi gerekmektedir. Türkiye'nin destek vermesinin önlenebilmesi için de sivil tepkilerin artırılması gerekmektedir. Bu tepkiler yönetimin, ABD dayatmalarına tavır koymasını kolaylaştıracağı gibi karar mekanizmasını da etkileyecektir. "Savaş nasıl olsa gerçekleşecek, tepkilerin bir faydası olmayacak" diye düşünmek yanlıştır. "Bu savaşın gerçekleştirilmesi artık kesin, Türkiye'nin de kendi çıkarları icabı olayın dışında kalmaması gerekir" tarzındaki propagandalara kesinlikle itibar etmemek ve savaşa karşı mutlaka tavır koymak gerekmektedir.

Biz bu konu hakkında daha önce değişik vesilelerle yazılar yazdık ve konunun ayrıntıları hakkında bilgiler verdik. Dolayısıyla sayfalarımızı tümüyle bu konuya ayırıp İslam dünyasındaki diğer gelişmeleri göz ardı etmek istemiyoruz. Okuyucularımızdan Internet'ten yararlanma imkanları olanlar Web sitemizdeki yazılarımızdan istifade ederek konunun ayrıntıları ve son gelişmeler hakkında bilgiler alabilirler. Özellikle savaşın İsrail'le ilgili boyutu hakkında bilgiler içeren "İsrail ve Savaş" başlıklı yazılarımızı Vakit gazetesinden okumadıysanız Web sitemizden mutlaka okumanızı tavsiye ediyoruz. Bu yazıdaki bilgiler savaşın gerçekte kimlere yaradığı ve ne gibi hesaplara yönelik olduğu hakkında sizi fikir sahibi kılacaktır.

ABD'nin Gölgesinde İsrail Vahşeti

Dünya kamuoyunun bütün dikkatlerinin Irak'a ve ABD'nin Irak'la ilgili spekülasyonuna yönelmesi ne yazık ki siyonist vahşetin işini kolaylaştırmaktadır. Dikkatlerin bu yöne yönelmesinden istifade eden İsrail işgal devleti Filistinlilere yönelik şiddet ve baskılarını daha da artırmakta, cinayetlerine, ev yıkma işlemlerine, tutuklamalarına ve diğer zulüm uygulamalarına her gün yenilerini eklemektedir. Filistin'deki gelişmelerin rutin hadiseler olarak algılanması da işgalci siyonistlerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Bu sebeple Müslüman kimliğine ve duyarlılığına sahip olanların Filistin'de olan bitenlere bigane kalmaması, bir tarafa dikkatini yöneltirken geri planda cereyan eden başka olaylardan uzak durmaması gerekir. Filistin davası ümmetin en önemli ve öncelikli davasıdır. Aslında İslam coğrafyasında yaşanan bazı sıkıntıların da Filistin davasıyla irtibatının olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin bugün Irak'a yönelik saldırı planını en çok teşvik edenler Amerika'daki yahudi lobileri ve İsrail işgal devletidir. Çünkü bu savaştan kendi açılarından birtakım beklentileri bulunmaktadır. (Bu beklentilerinden yukarıda zikrettiğimiz yazılarımızda söz ettik). Eğer ki İslam ümmeti işgalci siyonist zihniyete karşı gereği gibi tavır koymuş olsaydı İslam dünyasını tedirgin eden fitnenin kaynağına ulaşmış olması ve bu fitneyi kaynağında kurutması mümkün olabilecekti. Filistin davası sadece bu yönden değil İslami ehemmiyeti açısından da öncelikli ve önemli bir meseledir. Bu sebeple Filistin davasına kesinlikle bigane kalmamak İslami duyarlılıkla bu davaya sahip çıkmak gerekmektedir.

İşgalci siyonistlerin vahşi saldırıları sürerken Filistinliler de bütün olumsuzluklara ve kötü şartlara rağmen mücadelelerini, eylemlerini sürdürüyorlar. Bu eylemlerde geçtiğimiz aylarda işgalciler epey kayıp verdiler. Bu kayıplar onların askerlerindeki moral yıpranmayı artırıyor ve savaş gücünü bayağı düşürüyor. Askerlerin çoğu zor kullanılması suretiyle savaştırılıyor. Bu arada "sivil" olarak nitelendirilen, gerçekte ise gasp edilmiş topraklara haksız bir şekilde oturduğundan dolayı işgalci sıfatı taşıyan, aynı zamanda silahlı olan göçmen yahudi kesimdeki güvenlik endişesi de artmaktadır. Güvenlik endişesinin artması ise tersine göçün daha da hızlanmasına sebep oluyor. Bütün bu gelişmeler de İsrail işgal devletinin geleceği ile ilgili endişelerinin daha da artmasına yol açıyor.

Filistin cephesiyle ilgili bir konu da geçen ay HAMAS'ın direniş ve mücadele cephesinde 15 yılını doldurması münasebetiyle düzenlenen törenlerdir. İsrail işgal devleti bu törenleri önleyebilmek için muhtelif baskı yollarına başvurdu. Fakat başarılı olamadı ve halkın büyük rağbetiyle törenler düzenlendi. Törenler sadece Filistin'in içinde değil dışarıda Filistinli mültecilerin yaşadığı mülteci kamplarında da görkemli bir şekilde gerçekleştirildi. HAMAS yetkilileri bu törenler münasebetiyle yaptıkları konuşmalarda, İsrail işgaline karşı direniş ilkesinden taviz verilmeyeceğini, Filistin topraklarının tamamı işgalden kurtarılıncaya kadar mücadelenin devam edeceğini vurguladılar.

Filistin meselesiyle ilgili olarak zikredilmesi gereken konulardan biri de seçimler konusudur. Bu topraklarda bir yandan Filistin özerk yönetimi parlamentosunun yeni üyelerinin belirlenmesi için, bir yandan da İsrail işgal devletinin yeni parlamentosu ve yeni yönetimi için seçim hazırlıkları sürdürülüyordu. Fakat işgalci saldırganlar özerk yönetim bölgelerinin tamamına yakın bir kısmını askeri sulta altında tuttuklarından, buralarda bütün faaliyetleri ve hareketliliği önlemeye çalışıyorlar. Bu yüzden Filistin özerk yönetimi seçimlerin belirsiz bir tarihe ertelenmesine karar verdi. İşgalci siyonist devletin seçimlerinin ise 28 Ocak 2003 tarihinde gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştı. İşgal devletinde bazı kişiler, ABD'nin muhtemel Irak operasyonuna karşı seçimlerin ertelenmesi teklifinde bulundular. Ancak bizim bu yazıyı yazdığımız tarihe kadar henüz herhangi bir erteleme kararı alınmamıştı. Seçimlerle, Şaron şiddetinden dolayı zorlanan İsrail işgal devletinin dışa yansıyan imajının değiştirilmesi yönünde çaba sarf edilmektedir. Bu yüzden bu seçim öncesinde, İşçi Partisi'nin yeni lideri Amram Mitzna'nın teklifleri biraz öne çıkıyor. Bu tekliflerin "barış"ı hakim kılma amacı taşıdığı imajı veriliyor. Biz bu tekliflerden ve Amram Mitzna'nın kimliğinden daha önce muhtelif yazılarımızda söz etmiştik. (Bu yazıları da Web sitemizde bulabilirsiniz.) Burada şu kadarını söyleyelim ki İsrail işgal devletinin sağı ile solu hep aynı amaca hizmet etmektedir. İmaj değişikliğine de sadece İsrail işgal devletini içine düştüğü girdaptan kurtarmak için ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla Mitzna'nın işgal devletinin başına geçmesi Filistin halkının sıkıntılarını ortadan kaldırmayacağı gibi Filistin'deki İslami direnişin hedeflerinin gerçekleşmesi yönünde de herhangi bir ilerleme söz konusu olmayacaktır. Filistin direnişinin hedefi işgalci ve gasıp siyonistlere kendi öz yurtlarını bağışlayıp onlarla güle oynaya yaşamak değil, haksız bir şekilde gasp edilmiş vatanlarını işgalden kurtarıp bağımsızlık ve hürriyetlerine kavuşmaktır. Gerçek barış da ancak gasp edilen hakların sahiplerine iade edilmesiyle sağlanabilir. Barış adı altında imzalanan diğer tüm anlaşmalar haksızlığa ve gaspa meşruiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir.

İsrail'in Nükleer Silahları Korkutuyor

ABD, Irak'ın elinde kimyasal silahlar olduğunu ileri sürerek bunu bir savaş gerekçesi sayarken, Kuzey Kore'nin elindeki nükleer silahlar yüzünden ona siyasi baskı yaparken, İran'a karşı horozlanıp bir an önce ona karşı da savaş açmak için askerlerini İran sınırına yığabileceği bir askeri üs oluşturmaya çalışırken, İsrail işgal devletinin bütün bölgeyi tehdit eden nükleer silahlarını hiç gündeme getirme ihtiyacı bile duymuyor. Ancak bölgedeki ülkeler bu silahlardan rahatsız. Mısır yönetimi geçtiğimiz ay yaptığı bir açıklamayla bu yöndeki endişelerini dile getirdi ve İsrail işgal devletinin elindeki nükleer silahların bölgede en büyük nükleer tehdit olduğunu vurguladı. Bilindiği üzere İsrail işgal devleti aynı zamanda Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması adlı uluslararası anlaşmaya da imza atmamıştır. Buna rağmen gerek BM gerekse ona yön veren ABD emperyalizmi işgalci siyonistlere herhangi bir baskı yapmamaktadır.

Selman Raduyev'in Zindanda Şehadeti

Çeçenistan cihadının önemli isimlerinden Selman Raduyev, Rusya'da kapatıldığı zindanda hayatını kaybetti. Rusya yönetimi ölüm sebebi konusunda ikna edici bir rapor ortaya koyamadığı gibi, muhtemelen gerçeğin ortaya çıkmasından çekindiği için cesedini de ailesine teslim etmek istemedi. Bu durum ve Raduyev'in daha önce ölümcül bir hastalığından söz edilmiş olmaması, onun işkence ile öldürüldüğünü gösteriyordu. Ne yazık ki, insan hakları alanında boy gösteren birtakım uluslararası kuruluşlar Raduyev'in Rusya tarafından işkenceyle şehit edilmesi olayı karşısında söze gelir bir tavır sergilemediler.Bu durum onların "insan hakları" konusundaki bakış açılarının, ufuklarının çok dar olduğunu ya da kasıtlı bir tarafgirlik içinde olduklarını, sadece belli kesimlerin haklarıyla ilgilenmek için kurulduklarını ortaya koymaktadır. Yüce Allah'tan Raduyev'e rahmet ve mağfiret, ailesine, Çeçen mücahitlere ve İslam alemine de başsağlığı diliyoruz.

Çeçenistan'da Rusya Zorda

Esir edip zindana attıkları insanları işkence yoluyla, tamamen insanlık dışı, vahşi metotlarla öldüren Rus işgalciler Çeçenistan cephesinde bayağı zorlanıyorlar. Cephede mücahitler karşısında önemli kayıplar veren Rusya, son olarak da Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de gerçekleştirilen büyük çaplı şehadet eylemiyle ağır bir darbe yedi. Bu eylemde Rusya'nın hesabına Çeçenistan'daki işgalin temsilciliğini yapan sözde yerel hükümetin elemanları önemli kayıplar verdiler. Bu eylem, Rusya'nın hesabına kuklalık yapmaya aday olabilenlerin de gözlerini korkutmuştur. Eylemle birlikte Rus işgal güçleri sadece cephede değil başkent Grozni'de de güven içinde olmayacaklarını gördüler. Dolayısıyla bu eylemin onların işgal konusundaki sıkıntılarını ve tereddütlerini artıracağını sanıyoruz. Bizim daha önce de değişik vesilelerle dile getirdiğimiz üzere Çeçenistan Rusya için ciddi bir bataklık olmuştur. Bu bataklıkta kaldığı sürece, her yeni hareketiyle birlikte daha çok çamura saplanacak, çıkmaza sürüklenecektir. Rusya için tek kurtuluş yolu Çeçenistan'ın bağımsızlığını yeniden kabul ederek işgal güçlerini oradan çekmesi olacaktır. Bakalım, ABD başkanı Bush gibi inatçı ve saldırgan tavırlarıyla öne çıkan Viladimir Putin bunu akıl edebilecek mi?

Çeçen Mültecilere Baskı

Cephede sürekli kayıplar veren Rusya, acısını savunmasız ve korumasız haldeki Çeçen mültecilerden çıkarmaya çalışıyor ve onlara çeşitli şekillerde baskılar yapıyor. Onları muhtelif imkanlardan ve yardımlardan mahrum bırakmaya çalışıyor. Rusya'nın bu insanlık dışı uygulamaları karşısında, başta BM'e bağlı UNRWA olmak üzere mültecilerin haklarını savunmak için ortaya çıkmış uluslararası kuruluşların devreye girmesi ve Çeçen mültecilerin de haklarını savunmaları gerekmektedir.

Muhammed Hamidullah'ın Vefatı

İslam aleminin yakından tanıdığı ve eserlerinden istifade ettiği değerli ilim adamı Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, ikamet etmekte olduğu Fransa'da 97 yaşında vefat etti. Özellikle "İslam Peygamberi" adlı eseriyle bütün İslam aleminde tanınan Hamidullah'a Yüce Allah'tan rahmet ve mağfiret diliyoruz.

Amerika'da Tutuklamalar ve Müslümanlara Karşı Şiddet

ABD, İslam alemine yönelik olarak bir haçlı seferi başlattığı ve Müslümanların yaşadığı toprakları teker teker kana bulamaya çalıştığı gibi, kendi topraklarında yaşayan Müslümanlara karşı da büyük çapta şiddet uygulamaya çalışıyor. Bu amaçla önce Müslümanları fişleme uygulaması başlattı. Geçen ay da bu uygulama yüzünden kendilerini fişletmeye giden yüzlerce Müslümanı, ABD güvenlik yetkilileri ortada hiçbir sebep yokken tutuklayıp gözetim altına aldılar. Basın yayın organlarında tutuklananlara karşı son derece vahşi, insanlık dışı uygulamalara başvurulduğu dile getirildi. Bütün bu gelişmeler Amerika'nın son dönemde başlattığı savaşta "terör" gerekçesine başvurmasının tamamen yanıltma amacı taşıdığını, savaşın aslında İslam'a ve Müslümanlara karşı başlatıldığını gözler önüne sermektedir. Bu savaştan, sadece Müslümanca yaşayanlar değil, Müslümanca yaşamayan ama kimliklerinde Müslüman yazan yahut ismen Müslüman oldukları intibaı veren herkes olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Dolayısıyla Amerika'nın İslam'a ve Müslümanlara karşı yürüttüğü bu savaşa hep birlikte tepki göstermemiz, tavır koymamız gerekmektedir. Ne yazık ki Türkiye'de bazı medya organları Amerika'nın bu savaşını destekleme havası içindeler. Oysa bu savaş gün gelir onlara da dokunur.