ABD'nin Korku Hegemonyası

22 Şubat 2003 Cumartesi, Vakit gazetesi

Biz bundan yaklaşık bir yıl önce 3 Şubat 2002 tarihinde yine Vakit gazetesine, "Korku Hegemonyası" başlığını taşıyan bir yazı yazmış ve ABD'nin dünya üzerinde "korku" ve şantaja dayalı bir global saltanat kurmaya çalıştığına dikkat çekmiştik. Bugünkü yazımızda da bu konu üzerinde duracak ancak konuya biraz daha farklı açılardan yaklaşmaya çalışacağız.

Gelişmeler Amerika'nın "korku hegemonyası" konusunda bayağı mesafe kat ettiğini ve bu hegemonyanın çivilerini günden güne sağlamlaştırmaya çalıştığını gösteriyor.

Amerika'nın korku hegemonyasının iki boyutu bulunmaktadır: Birincisi kendi tehditleri, diğeri de başkalarının tehditleri. Ama Amerikan emperyalizmi bunların her ikisini de kendisinin kurmak istediği dünya saltanatı için değerlendirmeye çalışıyor. Kendi tehdit gücünü "bana destek vermezseniz bu kuvvet size de dokunur" diyerek; başkalarının tehditlerini ise "bakın bunlar çok tehlikelidir, bize destek verin de onları bertaraf edelim yoksa onların ateşi bir gün size de dokunur" diyerek değerlendiriyor. Bu amaçla çoğu zaman suni tehditler de oluşturuyor. Ayrıca her iki tehdidi de çok fazla abartıyor, olduğundan çok büyük gösteriyor ve böylece her ikisinin de gereken tesiri göstermesi için çaba sarf ediyor.

Arap dünyası üzerindeki saltanatını güçlendirmek ve onların kendisiyle işbirliğini artırmalarını sağlamak için yıllarca Saddam tehdidini değerlendirdi. Bugün de İslam coğrafyasının kalbine yeni bir hançer saplamak için planladığı askeri operasyonu haklı ve geçerli kılabilmek için aynı suni tehdidi kullanıyor. Oysa Saddam bir canavar bile olsa elleri kolları bağlanmış hatta kesilmiş bir haldedir. Üstelik ABD Irak topraklarına yerleşecek olsa ondan kaynaklanacak tehdit bugün Saddam'dan kaynaklanan tehditten daha büyük olacaktır.

ABD kendi saldırganlığını haklı gösterebilmek için bir de "terör"olgusuna yapışıyor. Bu amaçla el-Kaide örgütünü öne çıkardı. İnsanların zihinlerinin çok fazla karışmaması ve belli bir şey üzerinde yoğunlaşması için de, uzun bir terör örgütleri listesi çıkarmasına rağmen el-Kaide'yi merkeze oturtarak hedefe yerleştirilen herkesin, tüm şiddet olaylarının onunla bir irtibatını kurmaya çalışıyor.

Bir yandan kendi saldırganlığına gerekçe olarak kullandığı "korku" kaynaklarını bu şekilde abartırken bir yandan da kendi gücünü oldukça fazla abartıyor. Son zamanlarda da "akıllı füze"ler icad ettiğini ve bu füzelerin belli bir hedefe kilitleneceğini, o hedef yer değiştirse bile şaşmayacağını ve 45 dakika havada dolaştıktan sonra o hedefi yüzde yüz isabetle vuracağını iddia ediyor. Medya organları da mal bulmuş mağribi gibi bu iddialara sarılıp, kesin gerçek gibi kamuoyuna lanse ediyorlar. Oysa bu füzelerin nerede denendiğine ve nerede hedefe kilitlendiğine dair bir delil ortaya konamıyor. Kullanılan görüntüler tamamen yanıltma amaçlı görüntüler. Yine ABD'nin uzak karakolu İsrail'in serçe büyüklüğünde casus uçakları ürettiğine dair iddialar gündeme getirildi. Medya organları bu iddialara da aynı hava ve hevesle sarıldılar. Üstelik daha düne kadar araştırmasından bile söz edilmeyen bu uçakları Amerika'nın Irak operasyonunda kullanacağı iddia edildi. Bunun gibi, ABD ve İsrail'in gücünün abartılmasına dair birçok şeyin "korku hegemonyası"nın unsurları olduğu zaman içinde ortaya çıkacaktır. Örneğin son derece abartılan ve adeta kesin koruma sistemi olarak lanse edilen patriot füzelerinin, atılan füzeleri havada imha etme konusunda isabet ihtimalinin çok düşük olduğu birçok uzman tarafından itiraf edilmiştir.

Bugün bazı devletlerin ve yöneticilerin ABD sultası karşısında kendilerini acziyet içinde görmelerinin sebebi "korku hegemonyası"nın iyice tesirinde kalmış olmalarıdır. Bugün ABD'nin korku hegemonyası geçmişte Firavunların kurduğu hegemonyaya çok benziyor. Medya organları da tıpkı çağdaş sihirbazlar gibi kullanılıyor ve bu organlar kitlelerin karşısına ejderha gibi görünen yaratıklar çıkarıyorlar. Oysa dokunulduğu zaman o ejderhaların sadece bir ipten ibaret olduğu ve abartıldıkları gibi olmadıkları anlaşılacaktır.

Aslında Amerika'nın korku hegemonyası üzerinde çok şey söylemek mümkündür. Fakat bizim asıl üzerinde durmamız gereken bu hegemonyayı aşmanın yollarını araştırmak ve bu konudaki psikolojik savaşın etkisinden kitleleri kurtarmaktır. İnşallah fırsat bulduğumuzda bu konu üzerinde de ayrıca duracağız.