Amerika Şiddetle Ayakta Duruyor

4 Şubat 2003 Salı, Cuma dergisi

Amerika, bütün delillerinin tükenmesine, ortaya sürdüğü gerekçelerin tamamının geçersiz olduğunun ispat edilmesine rağmen Irak'a saldırı konusunda ısrarlı davranmaktadır. Ne yazık ki Türkiye de artık ayarları Amerika'nın bu ısrarına göre yapma ihtiyacı duymaya başladı. Oysa bu yanlış bir tutumdur. Türkiye'nin ayarlarını Amerika'nın tutumuna göre yapması gerektiği düşüncesi hatalı düşüncedir. Bilakis Amerikan saldırganlığının önüne geçmek için önünde hala fırsatlar bulunmaktadır. Kaldı ki buna imkan bulamasa bile en azından Türkiye topraklarını Amerika'nın planları için kullandırmak zorunda değildir. ABD bu planında tamamen yalnız durumdadır ve Türkiye'nin de dünyada çoğunluğu oluşturan devletlerin ve halkların yanında yer alması durumunda yapabileceği fazla bir şey yoktur. Türkiye, ABD garantörlüğünün ne demek olduğunu daha yakın tarihinde birçok kez tecrübe etti. Yeniden tecrübe etmesi hiç de mantıklıca olmaz. Üstelik böyle bir saldırganlığa her ne şekilde olursa olsun destek vermek iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ni ciddi şekilde sarsabilir. Netice itibariyle bu ciddi bir imtihandır; bu imtihan karşısında yönetimdekilerin bir kez daha oturup düşünmeleri ve Amerikan saldırganlığına göre ayarlar yapmak yerine bu saldırganlığa alet olmamanın yollarını araştırmaları gerekir.

Dediğimiz gibi elindeki tüm gerekçelerin geçersiz olduğunun ispat edilmesine rağmen ABD saldırganlıkta ısrar ediyor. Peki neden? İşte bunu anlamak için bu ülkenin yakın geçmişini biraz kurcalamak ve ABD'nin devlet teröründen bazı örnekler sunmak istiyoruz.

Bilindiği üzere Amerika'ya devlet çıkarlarını her türlü insani ve ahlâki değerlerin üstünde tutmayı esas alan bir anlayış yani makyavelist felsefe hâkimdir. Böyle bir anlayışın hâkim olduğu devletten insani değerlere saygı duyması ve gücünü insan haklarının korunması yolunda kullanması beklenemez.

İnsanlık son yüzyılda güç ve inisiyatifin büyük ölçüde zulüm ve şiddet yanlılarının eline geçtiği bir döneme girdi. Dolayısıyla hiç kimse huzurlu değil. Uluslararası platformda inisiyatifi elinde bulunduran Amerika'nın varlığını en başta şiddete ve zulme borçlu olduğu ortadadır. İşte birkaç örnek:

  • Kızılderililer Amerika'nın yerlileridirler. Ancak bugün Amerika kıtasında çok az kızılderili mevcuttur. Çünkü bunlar ciddi bir soy kırımıyla karşı karşıya gelmişlerdir. Bu soykırımında 70 milyon kızılderili yok edildi. Avrupa'nın ünlü seyyahlarından ve Amerika kıtasının kaşifi olarak bilinen Kristof Kolomb'un bu kıtaya girmesiyle birlikte kızılderili katliamı başladı.
  • Torontolu araştırmacı James Bacque, Amerikan ordusunun kaynak ve arşivlerine dayanan bir araştırmasında 1945-46 yıllarında Amerikan ordusunun açtığı esir kamplarında 1 milyon Alman askerinin kasten açlığa mahkum edilerek öldürüldüğünü ortaya çıkardı.
  • ABD yönetiminin Wietnam savaşı başta olmak üzere son yüzyıl içerisinde girdiği savaşlarda çoğunlukla yoksul tabakaya mensup olanları ve zencileri savaştırdığına çeşitli yayın organlarında dikkat çekilmiştir.
  • 1981 Ağustos'unda ABD uçakları Sirte Körfezi'nde iki Libya uçağını düşürdü.
  • 1986'da yine ABD uçakları Libya lideri Muammer el-Kazzafi'nin karargâhını bombaladılar ve Kazzafi bu olayda yaralandı. Libya'ya yönelik bu saldırıların tek sebebi Libya yönetiminin Amerika'ya kafa tutması ve Amerikan politikasını kendi ülkesinde uygulamaya yanaşmamasıydı.
  • Lübnan'da Maruni hıristiyanların hâkimiyetini dolayısıyla bu ülkede Amerikan politikasının üste çıkmasını sağlamak amacıyla görevlendirilen Kâmil Şem'un adlı kişinin ABD'den yardım istemesi ve bu istek üzerine Amerikan kuvvetlerinin 15 Temmuz 1958'de Lübnan'a girmeleri Amerikan şiddet ve terörüne bir başka örnektir.
  • FKÖ'nün bu ülkedeki karargâhını bombalayan İsrail uçakları da Amerikan altıncı filosunu kullanmışlardı.

  • 1993'te Somali'yi "umut operasyonu" yaftası altında işgal etmesi de Amerikan şiddetinin insan haklarından ne anladığını bütün insanlığa göstermiştir. O işgal esnasında, karınları sırtlarına yapışmış zavallı insanların Amerikan askerleri tarafından yerlerde süründürülmesi, modern teçhizatlı Amerikan askerlerinin yere yatırdıkları silahsız Somalililerin sırtlarına basarak poz vermeleri ABD kimliğini açıkça ortaya koyuyordu.
  • Bundan önceki Körfez savaşında yaşanan vahşetin ve bu savaşın akabinde uygulanan ambargonun, ayrıca ambargoya paralel mütemadiyen gerçekleştirilen saldırıların da insanlığının gözlerini açması gerekir. ABD eski Adalet bakanı Ramsey Clark'ın başkanlığında Körfez savaşıyla ilgili bir araştırma yapmak üzere "Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi" adıyla bir konsey oluşturuldu. Konseye dünyanın çeşitli ülkelerinden üyeler tayin edildi ve bu konsey uzun süren bir araştırma sonrasında Körfez savaşının birinci müsebbibi ve kahramanı Georges Bush'u savaş suçlusu ilan etti. Konsey başkanı Ramsey Clark da, konseyin tespitlerini şu şekilde özetledi: "Körfez savaşı sırasında ABD ve müttefikleri Irak'a, Hiroşama'ya atılan atom bombasının yedi katına denk bomba attılar. Bunlardan sadece % 7'sinin belli bir hedefi vardı. Atılan bombaların % 60'ı doğrudan sivil halkı hedef aldı. Bu savaşta nükleer savaş başlığı dışında her türlü silah kullanıldı. Bombalamalar sonucunda Irak'ta 51 cami, 28 hastane, 687 okul imha edildi. Savaşın sonuçları nedeniyle kötü beslenme yüzünden 45 bin Iraklı çocuk öldü." Ramsey Clark'ın öncülüğündeki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, raporunu 30 ayrı ülkede bir yıl kadar süren inceleme ve araştırmalar sonucunda hazırlamıştı. Raporda başta ABD başkanı George Bush olmak üzere, ABD yönetiminin bütün üst düzey yetkililerinin dünya barışına ve insanlığa karşı ağır suçlar işledikleri dile getirildi. Raporda, Bush'un Körfez Savaşı'yla ilgili olarak 19 ayrı suçu işlemekten sorumlu olduğuna işaret edildi."
  • ABD'nin eski dışişleri bakan vekili Georges Bale, İsrail'in arkasında ABD'nin olduğunu ve İsrail'in Filistinlilere yönelik zulmünü işleyebilmek için ABD'den korkunç derecede yardım aldığını bildirdi. Georges Town Üniversitesi'nde Amerika'daki Arap Mezunlar Cemiyeti'nin düzenlediği "40 Yıl Sonra Filistin ve İsrail" konulu bir seminerde konuşan Georges Bale, ABD'nin Filistinlilere kabul ettirmeye çalıştığı barış planlarının da İsrail'i korumayı amaçladığını söyledi. Bale, ABD'nin Birleşmiş Milletler teşkilatı kanalıyla da İsrail'i korumaya çalıştığını ifade ederek ABD'nin o ana kadar BM'de kullandığı 20 vetodan 16'sının İsrail için olduğuna dikkat çekti.
  • İsrail işgal yönetimi, 5 Haziran 1967'de Mısır'a saldırı düzenlediğinde Amerika'nın Akdeniz'deki 6. filosundan ikmal yapmıştı. 1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgalinden sonra Tunus'a taşınmak zorunda kalan
  • ABD terörist olduğu gibi aynı zamanda terörü destekleyen ülkelerin de başında gelmektedir. Örneğin Güney Sudan'daki ayrılıkçı teröristlere silah sağlayan ülkelerin başında ABD gelmektedir. Sudan ordusu karşısında büyük darbeler alan ayrılıkçı teröristlerin yeniden canlandırılması ve güçlendirilmesi için siyâsi ve lojistik destek vermelerini sağlamak amacıyla Uganda, Kenya, Eritre ve Etyopya'ya sürekli baskı yapmaktadır.
  • ABD tarafından kollanan ve desteklenen terör örgütlerinden biri de İran'daki rejime karşı silahlı eylemlere girişen Halkın Mücahitleri Örgütü'dür. Bu örgüt çok kanlı bir terör örgütüdür. Örneğin 20 Haziran 1994'de, 10 Muharrem kutlamaları esnasında İmam Rıza türbesinde meydana gelen ve yetmiş kişinin ölümüne 140 kişinin de yaralanmasına yol açan patlamanın sorumlusu bu örgüttü. ABD bu örgüte destek verdiğini de gizlemiyor. ABD'nin PKK terör örgütüne destek verdiği de artık iyice gün yüzüne çıkmış bir gerçektir.
  • Filistin'deki Müslüman halka karşı çeşitli insanlık dışı saldırılar düzenleyen yahudi terör örgütleri de en rahat çalışma imkânını ABD'de bulabilmektedirler. Örneğin meşhur Kach terör örgütünün lideri Meir Kahane bu ülkede yaşıyor ve faaliyet yürütüyordu. Yahudi terör örgütlerinin Amerika'da silahlı eğitim yapmalarına da izin veriliyor. ABD yönetimi bu konudaki müsamahasını: "Bu adamlar Avrupa'da yıllarca baskı altında kalmış, çeşitli katliamlar görmüşler. Yürekleri acılarla dolu. Dolayısıyla onları anlayışla karşılamak ve bazı aşırılıklarına göz yummak gerekir" diyerek izah etmeye çalışıyor. Oysa ABD'nin himayesi altında terör eğitimi alan bu siyonist teröristler daha sonra Filistin topraklarına giderek oradaki Müslümanlara kan kusturuyorlar. Bir sabah namazı vaktinde Hz. İbrahim Camisi'ne baskın düzenleyerek ibadetlerini yapmakta oldukları sırada Müslümanların üzerine kurşun sıkan ve 67 masum insanı şehid eden Barush Goldstien adlı siyonist terörist terör eğitimini ABD'de almıştı. Meşhur Kach terör örgütüne mensup olan Goldstien hem İsrail hem de ABD pasaportu taşıyordu. Zaten siyonist terör örgütlerine mensup teröristlerin çoğu hem ABD hem de İsrail pasaportu taşımaktadırlar. Bu teröristler ABD yönetiminin siyasi çizgisini belirleyen yahudi lobisinden ve yahudi zenginlerden önemli miktarda maddi yardım almaktadırlar.
  • Amerika devlet olarak terörde başı çektiği gibi halk olarak da boğazına kadar terörün içine gömülmüştür. İstatistiklere göre Amerika'da her iki dakikada bir adam öldürülmektedir. Amerikalıların yılda 650.000 vak'ada silah kullandıkları tahmin ediliyor. Bu ise her hafta 12.500 hayatın tehdit edilmesi anlamına geliyor. Bu ülkede son yıllarda işlenen cinayetlerde yılda ortalama 30.000 kurban verildiği tespit edildi. Amerika'da cinayetler yılda ortalama % 2.9 oranında artmaktadır.

    İşte bu şekilde içi dışı terör olan Amerika, şimdi de bütün gücüyle Irak'a saldırmaya çalışıyor. Bu saldırganlık ABD'nin yapısına ve çizgisine uygun düşebilir. Ama bu teröre alet olunması izahı mümkün olmayacak bir hata olacaktır.

    Bunlar sadece birkaç örnek. Bizim de amacımız Amerika'nın sicilini değil kimliğini ortaya koymak olduğundan bu kadarcık örneğin yeterince fikir verdiğini sanıyoruz. Ama ne yazık ki Amerika, insanlığın, çıkar hesaplarını insani değerlerin üstünde tutan basın yayın organları vasıtasıyla narkoz edildiği bir dönem içinde olmanın rahatlığını yaşıyor. İnsanlık bu narkoz halinden uyanıncaya kadar da zulüm ve vahşetin inisiyatifi elinde tutması mümkündür. Ama, İslâmi şuurlanmanın insanlığın en azından önemli bir kesimini uyandırmaya aday olması bu konuda ümit veriyor. Amerika'nın İslâmi hareketten rahatsız olması ve insani değerlere sahip çıkan, zulme ve şiddete karşı hakkın üstün tutulmasını isteyen uyanış hareketini "fundamentalizm, radikalizm, İslâm terörü" gibi yaftalarla suçlaması hep bu yüzdendir.

    Bugün, siyonizm vahşetinin yönlendirdiği ABD şeytanının dünyaya hükmetmeye kalkıştığı bir ortamda insanlığın huzura kavuşmasını bekleyemeyiz. Ama bu sistem hep böyle devam edip gidecek değildir. Allah'ın izniyle hakkın ve haktan yana olanların güçlü olacağı günler de gelecektir. Dünyada hiçbir anlayış sürekli olmamıştır. Dünya bir imtihan ortamı olduğundan Yüce Allah insanları böyle güç vererek denemektedir. Kur'an-ı Kerim'de de bu husus şu şekilde dile getirilmektedir: "Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehidler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez." (Ali İmrân, 3/140) Günlerin insanlar arasında döndürülmesiyle kastedilen, güç ve insiyatifin bazen bir tarafa bazen diğer tarafa geçmesidir. İnsanlık tarihte hakkın ve adaletin güç ve insiyatif sahibi olduğu günleri yaşadı. O zamanlarda inancı ne olursa olsun, adaletin gölgesine sığınan herkes mutluydu. Bundan dolayıdır ki, Edirne'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti yapılmasından sonra Edirne başhahamı İshak Sarfati Avrupa'daki dindaşlarına bir mektup yazarak onları "haçın gölgesinden hilalin gölgesine sığınmaya" çağırmıştı.