ABD Havayı Kızıştırıyor

24 Aralık 2002 Salı, Cuma dergisi

Normalde, ABD'nin Irak'a saldırma konusunda kullanabileceği gerekçeler tamamen tükenmiş durumdadır. Ancak Amerika, bizim daha önceki yazılarımızda da dile getirdiğimiz üzere bölgeyle ilgili bütün planlarını savaşa endekslediğinden havayı kızıştırmak ve her şeye rağmen askeri operasyonun zeminini hazırlamak için çaba sarf ediyor. Amerika'nın bu sıralarda yaptığı BM'in Irak'ın silahlarının denetlenmesiyle ilgili 1441 sayılı kararına terstir. Çünkü bu tür kararlar ve anlaşmalar iki tarafı da bağlayıcı niteliktedir. Aksi takdirde Irak'ın böyle bir kararı kabul etmesinin bir anlamı kalmaz. Kararın uygulanması konusunda Irak tarafından herhangi bir pürüz olmadığı halde Amerika'nın savaşta ısrar etmesi kararın ihlal edilmesi anlamına gelmektedir ve uluslararası anlaşmalara terstir. Fakat ne yazık ki, Irak'a karşı demir sopasını gösteren BM, Amerika'nın kararı ihlal etmesi karşısında herhangi bir müdahalede bulunmaktan çekinmektedir. Bu durum BM teşkilatının güvenilirliğini tümüyle ortadan kaldırmıştır.

Gelişmelerin Türkiye'yle ilgili boyutu da endişe vericidir. Biz Türkiye'de gerek sivil gerekse askeri mekanizmanın Irak'a yönelik bir saldırıya onay vermediğini düşünüyor ve bu kanaatimizde yanılmadığımızı görmek istiyoruz. Fakat Amerika'nın bu konudaki baskıları karşısında yumuşak tavır sergilenmesi, Amerikalı uzmanların Türkiye'deki askeri üsleri incelemelerine izin verilmesi ve benzeri gelişmeler endişe vermektedir. Gerçi bu inceleme işinin üslerin kullanılmasına izin verilmesi anlamına gelmediği iddia ediliyor ama bu yöndeki iddiaların bir yumuşak geçiş anlamı taşıması ihtimali bulunmaktadır. Çünkü böyle bir savaşa destek verilmesinin Türkiye'deki bütün kamuoyunun tepkisine yol açacağı bilindiğinden, biri birden "izin verdik" açıklaması yapılmasından çekiniliyor ve böyle bir yumuşak geçiş politikası izleniyor olabilir. Türkiye'deki yetkililerin gelişmeleri enine boyuna yeniden incelemeleri ve böyle bir savaşa destek verilmesinin Irak kadar Türkiye'ye de büyük zararlar vereceğini dikkatten uzak tutmamaları gerekir. Amerika eğer: "Biz siz olmadan da bu savaşı yapabiliriz" diyorsa; Türkiye'deki yetkililerin de Almanya Dışişleri bakanı Fisher'in dediği gibi: "Amerika eğer bir savaş düşünüyorsa, sadece kendine güvensin" demelidirler. Amerika'nın: "Savaşın sonucuyla ilgili kararlara sizi ortak etmeyiz" tehdidini ciddiye alarak, böyle tehlikeli bir savaşın vebaline ve külfetine ortak olmanın getireceği olumsuzlukların, sonuçla ilgili kararlara ortak edilmemenin getireceği olumsuzluklardan çok daha büyük olacağı unutulmamalıdır. Üstelik Amerika'nın ipiyle kuyuya inmenin ne demek olduğunu Türkiye, bundan önceki Körfez savaşında ve Afganistan olayında gayet iyi tecrübe etti.

Biz, Amerika'nın saldırı planları hakkında bundan önceki haftalarda birçok yazı yazdık. Allah nasip ederse gelişmelere paralel olarak önümüzdeki haftalarda da yazmaya çalışacağız. Ayrıca muhtelif dergilere ve Vakit gazetesine yazdığımız yazılarda da bu konunun ayrıntıları üzerinde durmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu haftaki yazımızda Amerika'nın Irak'a saldırı planı ve bu yönde sürdürdüğü hazırlıklar konusuyla sayfalarımızı doldurmayarak, İslam dünyasında yaşanan diğer bazı gelişmeler üzerinde durmak istiyoruz.

Filistin'de Yine İsrail Vahşeti

"Kurt dumanlı havayı sever" diye bir söz vardır. Bu söz siyonist işgalcilerinin saldırgan tutumlarını çok iyi izah etmektedir. İşgalci siyonistler kendi açılarından herhangi bir ölçü ve değer tanımadıklarından onlar için önemli olan yaptıklarının dikkatlerden uzak kalmasıdır ve muhtelif yönlerden gelecek tepkilerin baskısı altında kalmamalarıdır. Amerika'nın Irak'a saldırı planlarının gündemi sürekli meşgul etmesinden yararlanan işgalci siyonistler son günlerde Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını, ev yıkımlarını ve tutuklamalarını daha da şiddetlendirdiler. Filistin'le ilgili haberlerin biraz rutin hale gelmiş olması da onları bu yönden rahatlatmaktadır. Çünkü insanlar artık Filistin'de gündelik olarak yaşanan öldürme, ev yıkımı, tutuklama olaylarıyla ilgili haberlere zihnen alıştı ve bir bakıma kanıksadılar. Dolayısıyla işgalci siyonistlerin vahşi saldırılarıyla ilgili yeni bir haberle karşılaştıklarında çok fazla etkilenmiyorlar. Hatta buna küçük yaştaki çocuklara yönelik vahşi saldırılar ve tutuklamalar ile ilgili haberler bile dahil oldu. Çünkü işgalci saldırganlar Aksa İntifadası sürecinde çocuklara yönelik vahşi saldırılarını da artırdı ve insanları bu yöndeki haberlere de alıştırdılar. İşte bu durumdan yararlanan işgalci saldırganlar vahşi saldırılarını kesintisiz bir şekilde sürdürüyorlar. Geçtiğimiz hafta içinde küçük yaşta bir çocuğu da okulunun önünde vurarak öldürdüler. Bir başka çocuğu ise yine okulunun önünden alıp "tutuklama" iddiasıyla götürdüler. Bu durum, Amerika'nın Irak'a saldırı planının fiilen gerçekleşmesinin Filistin açısından da son derece olumsuz gelişmelere sebep olabileceği endişesi vermektedir. Çünkü işgalci saldırganların, geçmiş dönemlerde olduğu gibi savaş ortamında, bütün insanlığın dikkatlerinin Irak'a yöneldiği günlerde vahşi katliamlar gerçekleştirmeleri muhtemeldir. Irak'a yönelik saldırıyı en çok isteyenlerin başında da siyonistlerin geldiği bilinmektedir. Onların bu saldırıdan birçok beklentileri vardır ki biz bu beklentilerinden bir başka yazımızda söz ettik. Bizim de bütün gelişmeler karşısında Filistin cephesiyle ilgili duyarlılıklarımızı canlı tutmamız ve İsrail işgal devletine karşı tepkilerimizi canlı tutmamız gerekmektedir.

Özerk Yönetim Seçimleri Ertelendi

İsrail işgal devletinin Filistin özerk yönetimin kontrolüne verilen bölgelerdeki askeri varlığı ve vahşi saldırıları devam ediyor. Bu yüzden, özerk yönetimin parlamento üyelerinin belirlenmesi için gerçekleştirilmesi planlanan seçimler belirsiz bir tarihe ertelendi. Özerk yönetim şimdi seçimleri gerçekleştirebilmek için işgalci askerlerin, kendisine verilen bölgelerden çekilmesini bekliyor. Aslında işgalci saldırganların özerk yönetime ait bölgelerdeki askeri varlığı şimdiye kadar imzalanan anlaşmaların tümünün ayaklar altına alınması anlamına gelmektedir. Bu durum işgalci saldırganlarla imzalanan anlaşmaların hiçbir güvencesinin olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. Filistin'deki İslami hareketin bütün bu anlaşmalara karşı çıkmasının sebeplerinden biri de işte buydu. Kendisi sadece kuvvet dilini kullanan ve sadece kuvvet dilinden anlayan siyonist işgalcilerin insafına terk edilmiş anlaşmaların Filistinlilerin gasp edilmiş haklarının geri alınması açısından hiçbir yarar getirmeyeceği belliydi. Bu tür anlaşmalar, Filistinlilerin temel ilkelerinden taviz verilmesi yolunda ciddi ve tehlikeli adımlar atılmasından, Filistin davasının geleceğinin işgalci siyonistlere rehin verilmesinden başka bir anlam taşımıyordu. Üstelik böylesine basit bir karşılık için meşru olmayan bir işgale de meşruiyet kazandırılmış oluyordu.

İsrail Seçimleri Olacak mı?

İsrail işgal devleti, 28 Ocak 2003 tarihinde bir erken seçim yapılmasını kararlaştırmıştı. Bir süredir bu seçimler için hazırlıklar yapılıyor. Özellikle işgal devletinin en çok öne çıkan iki partisinin içinde seçimler öncesinde bir liderlik savaşı da ortaya çıktı. İşçi Partisi'ndeki savaş Amram Mitzna'nın zaferiyle sonuçlandı. Likud Partisi'nde ise kasap Şaron önde gidiyor. Fakat işgal devletinde şimdi Amerika'nın Irak'a saldırı hazırlıklarını hızlandırması sebebiyle seçimlerin ertelenmesi fikirleri var. Bu fikirleri ortaya atanlar ABD'nin Ocak ayı içinde savaşı başlatması ihtimali olduğunu ve savaş ortamında seçime gidilmemesi gerektiğini ileri sürüyorlar. Bunun iki sebebi olabilir: Birincisi savaş İsrail işgal devletinin alarm durumunda olmasına sebep olacaktır ve böyle bir ortamda yapılacak seçimler rahat ve güvenli olmayacaktır. İkincisi ise yukarıda da ifade ettiğimiz üzere işgal devletinin savaşın sebep olacağı dumanlı havadan istifade ederek Filistinlilere yönelik insanlık dışı saldırılarını daha da artırması planlarıdır.

Amerika'da Tutuklamalar ve Tırmanan Resmi Terör

Amerika'da Müslümanlara yönelik resmi terör ve baskı günden güne şiddetleniyor. Önce Müslümanları fişleme uygulaması başlatıldı. Geçtiğimiz günlerde de zoraki "fişlenmeye" giden yüzlerce Müslüman güvenlik güçleri tarafından hiçbir sebep gösterilmeksizin tutuklanarak "terörist" muamelesine tabi tutuldu. Olayla ilgili haberlerde bildirildiğine göre tutuklanan Müslümanlar oldukça çirkin muamelelere tabi tutuldular. Bu hadiseler Amerika'nın Müslümanlara karşı tutumunda aynen İsrail işgal devletinin çizgisine girmekte olduğunu gösteriyor. Kendisini özgürlükler ülkesi olarak tanıtan Amerika, Müslümanlar karşısında vahşetin ve resmi terörün sembolü olmaya başladı. Bütün bu uygulamalar Amerika'daki Müslümanları göçe zorlayabilir veya birtakım toplumsal kargaşaları beraberinde getirebilir. Müslümanların bazıları muhtelif ülkelerden gelip Amerika'ya yerleşmiş olduklarından onların gidebilecekleri bir ülkeleri var. Fakat, bu ülkede yaşayan Müslümanların önemli bir kısmını özellikle de siyah Müslümanları oranın yerlileri oluşturuyor. Dolayısıyla gidebilecekleri bir yerleri yok. Onlar orada haklarını aramak zorunda kalacaklar. Ne yazık ki Amerika'nın bu vahşi uygulamaları karşısında ülkedeki insan hakları kuruluşlarının söze gelir bir tepkileri olmadı. Bütün bu gelişmeler Amerika'da haçlı ruhunun iyice canlandığını ve Müslümanları boğmaya çalıştığını gösteriyor. İşin en kötü tarafı ise bu ruhun, İslam'a düşmanlıkta en ileri giden lanetli "siyonist el" tarafından yönlendirilmesidir.

Fransa'da Tutuklamalar ve İslam Düşmanlığı Trendi

Fransa'da geçtiğimiz hafta içinde bazı Müslümanlar, bombalı eylem hazırlığında oldukları iddiasıyla tutuklandılar. Fransa İçişleri bakanlığı tarafından yapılan açıklamada dört İslamcının Paris yakınlarında tutuklandıkları ve yanlarında patlayıcı yapımında kullanılması muhtemel bazı maddeler bulunduğu iddia edildi. Bu hadise aslında Batı'daki İslam'ı ve Müslümanları karalama kampanyasının bir parçasıydı. Tutuklananların herhangi bir eyleme karıştıkları söylenmiyor, eylem hazırlığı içinde oldukları iddia ediliyor. Yanlarında da patlayıcı yapımında kullanılması "muhtemel" maddeler bulunduğu söyleniyor. "İslamcı" oldukları da özellikle ve üstüne basa basa vurgulanıyor. Maksat insanların zihinlerinin yönlendirilmesi ve "Müslüman" ya da "İslamcı" denince zihinlerde hep "terör" olgusunun canlanmasını sağlamak. Dikkat edilirse tutuklananların yanlarında patlayıcı bulunduğu söylenmiyor. Patlayıcı yapımında kullanılması kesin maddeler bulunduğu da söylenmiyor. Bu işte kullanılması "muhtemel" bir şey bulunduğu iddia ediliyor ki onların da polis tarafından götürülüp konulmuş olması hiç de ihtimal dışı değildir. Bu olay Batı'da İslam düşmanlığı ve anti-İslam trendinin gittikçe yükselmesinin bir göstergesidir. ABD ve Avrupa ülkeleri arasında siyasi ve ekonomik konularda köklü ihtilaflar olsa da ne yazık ki, İslam ve Müslüman düşmanlığı konusunda ittifak halindeler. Bu düşmanlıkları onları ileriye götürmeyecek sadece değerlerini ve itibarlarını düşürecektir. Belki insaflı düşünenler bunun bir zulüm ve haksızlık olduğunu görür de Müslümanların mağdur edildiklerini anlarlar. Ama ne yazık ki Batı'da medya organları kitlelerin zihinlerini iyice işgal etmişler. Kafalarını bu işgalden kurtarabilmiş olanların sayıları çok fazla değil.

Muhammed Hamidullah'ın Vefatı

İslam aleminin önemli alimlerinden Muhammed Hamidullah vefat etti. Özellikle "İslam Peygamberi" adlı orijinal çalışmasıyla ve daha birçok eseriyle ilim sahasında Müslümanlara büyük hizmetler veren Hamidullah'a Yüce Allah'tan rahmet ve mağfiret diliyoruz.

Doha Zirvesi

Körfez İşbirliği Ülkeleri geçtiğimiz hafta içinde Katar'ın başkenti Doha (ed-Devha)'da bir zirve toplantısı gerçekleştirdiler. Ancak zirveye ABD'nin Irak'a saldırı planının gölgesi düştü ve devletin en üst kademesinde olanların pek rağbeti olmadı. Bu yüzden zirve sadece bakanların iştirak ettiği alelade bir toplantıya dönüştü. Dolayısıyla zirveden beklenen sonuç da elde edilemedi.