Amerika İnsanlığa Meydan mı Okuyor?

17 Aralık 2002 Salı, Cuma dergisi

Giriş

Amerika, Irak'a karşı savaş hesaplarını hiçbir gerekçeye dayandıramayınca Saddam'ın elinde toplu imha silahlarının bulunduğunu ve bu silahların ortaya çıkarılıp imha edilmesi gerektiğini ileri sürerek, bu çerçevede BM Güvenlik Konseyi'nden bir karar çıkarttı. İşin gerçeğinde Amerika'nın hedefi Saddam ya da onun elindeki silahlar değil Irak halkını topluca imha ederek kendisi Irak topraklarına yerleşmek, oraya bir askeri tehdit gücü yerleştirmek suretiyle bütün bir bölgeyi kontrol altına almaktı. Irak'ın BM Güvenlik Konseyi kararını şartsız olarak kabul etmesine ve aşağıda vereceğimiz bilgilerde anlaşılacağı üzere kararın uygulanması konusunda hiçbir sorun çıkarmamasına rağmen ABD hala savaş rüzgarları estiriyor, yoğun bir şekilde savaş hazırlıkları yapıyor. Bu, aslında insanlığa meydan okumadır. Amerika'nın şu an izlediği tutum tarihte Cengiz Han, Nöron gibi elindeki kuvveti etrafa korku salma ve bu metotla hakimiyetini güçlendirme yoluna gidenlerin izledikleri tutumun aynısıdır. Üstelik onların dönemlerinde savaş teknolojisi bu kadar gelişmemişti. Günümüzde Amerika, nükleer silahlar dahil olmak üzere insanları kitleler halinde imha edebilecek pek çok tehlikeli silah geliştirmiştir ve bu silahları doğrudan doğruya insanlığa karşı tehdit aracı olarak kullanmaktadır. Bu itibarla Amerika, sadece Irak halkı için değil bütün insanlık için tehlikedir. İşte bu tehlikeye bütün insanlığın dur demesi gerekmektedir. Aksi takdirde bugün Irak'ın kapısına dayanan tehlike yarın İran'ın bir sonraki gün de Türkiye'nin, Suudi Arabistan'ın Suriye'nin kapısına dayanacak ve zamanla yayılmaya devam edecektir.

Amerika'nın şu an savaşlarla yapmak istediği yeniden askeri güce ve tehdide dayanan bir saltanat ve hakimiyet kurmaktır. Çünkü ekonomik rekabet alanında kayıp vermeye başlamıştır. Bu rekabetteki kaybının kendisini iflasa götüreceğinden ve Doğu blokunun çökmesinden sonra hayalini kurduğu tek merkezli dünya saltanatı planlarının tamamen suya düşeceğinden korkmaktadır. Bu yüzden birtakım planlarını İslam ülkeleri başta olmak üzere sanayi yönünden geri kalmış ve global ekonomik sisteme mahkum edilmiş ülkelere dayatma yoluyla kabul ettirmek istemektedir. Global ekonomide serbest rekabetin güçlenmesi durumunda ABD ürünleri çok fazla tercih edilmeyeceği gibi dolar da altın gibi alınıp satılan mal olmaktan çıkacaktır. Doların bu özelliğini kaybetmesi durumunda değerinin hızla düşeceğini Amerika kendisi de çok iyi bilmektedir, çünkü dünya piyasalarında dolaşan dolarların yüzde sekseninin karşılığının olmadığı malumdur. Amerika ayrıca petrol kaynaklarının başına oturmak ve oraları askeri gücüyle kontrol altına almak istemektedir. ABD'nin önemli amaçlarından biri de siyonistlerin Kuzey Irak bölgesiyle ilgili "Alternatif İsrail" projelerinin önünü açmaktır. Biz bizzat İsrail kaynaklarının gündeme getirdiği bu projeden daha önce muhtelif yazılarımızda söz etmiştik. ABD bütün bu planları gerçekleştirebilmek için savaşı zorunlu görmektedir. Dolayısıyla onun için 1441 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanıyor olması o kadar önem arz etmiyor. Bundan dolayı bütün insanlığa meydan okuyarak savaş konusundaki ısrarını sürdürüyor. İnsanlığa meydan okuyan böylesine tehlikeli güce de insanlığın meydan okuması ve onu mutlaka durdurması gerekmektedir.

Teftiş Takvimi İşliyor

BM Güvenlik Konseyi kararının uygulamaya geçirilmesi için daha önce bir teftiş takvimi hazırlanmıştı. Bu takvim içinde Irak'ın elindeki silahlarla ilgili bir rapor hazırlaması için de tarih belirlenmişti. Şimdi teftiş takvimi aksamadan işliyor. Irak da kendisi için belirlenen süre dolmadan elindeki silahlarla ilgili oldukça kapsamlı, 12 bin sayfadan oluşan bir rapor hazırlayıp verdi. BM Silah Denetçileri Heyeti'nin başkanı Hans Blix yaptığı açıklamada teftiş takviminin işlediğini ve denetçilerin herhangi bir zorlukla karşılaşmadıklarını vurguladı. Bu durum ABD saldırganlığının ve savaş konusundaki ısrarının dayandırılacağı hiçbir gerekçe ve sebep olmadığını ortaya koymaktadır.

Muhammed Beradi'i'nin Açıklaması

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın genel müdürü Muhammed Beradi'i (Beradiy değil) yaptığı açıklamada şu ana kadar yapılan araştırmalarda Irak'ın elinde herhangi bir toplu imha silahı bulunduğuna dair bir işarete rastlanmadığını belirtti. Beradi'i, bu açıklamasını 15 Aralık 2002 tarihinde Abu Dabi'deki Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde verdiği konferansta yaptı. Beradi'i ayrıca silah denetimi ve araştırmalar konusunda Irak'ın son derece olumlu bir tavır sergilediğini vurguladı ve Irak'a karşı kuvvet kullanılmasının tek seçenek gibi gösterilmesinin haksız bir tutum olduğunu dile getirdi. Bu açıklamalar da ABD'nin tutumunun her türlü gerekçeden yoksun ve kasıtlı olduğunu ortaya koyan açıklamalardı.

Irak Raporunun ABD Tarafından Çalınması

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Irak, kendisi için belirlenen sürenin dolmasından önce elindeki silahlarla ilgili oldukça kapsamlı bir rapor hazırlayarak BM Güvenlik Konseyi'ne verdi. Fakat raporla ilgili ilginç bir gelişme ABD yetkililerinin bu raporu çalarak iki gün süreyle ellerinde tutmaları oldu. Tabii ABD'nin bu raporu çalmasının amacının kendisi için kopyalamak olduğunu herkes tahmin edebiliyordu. Amerika'nın bu hareketi BM kurallarına ve anlaşmalara aykırıydı. Ne var ki Amerika elindeki tehdit gücünü kullanarak hiçbir kuralı, geleneği, anlaşmayı kale almadığını ortaya koyuyor. Böyle bir devletin tehdit gücünü daha da artırması durumunda insanlık açısından ne kadar büyük bir tehlike olacağını tahmin etmek zor değildir. Amerika'nın bu raporu çalmasının savaş hazırlıklarıyla da ilgisinin olduğu bilinmektedir. Çünkü ABD, bu rapordaki bilgilerden yararlanarak Irak'ın askeri noktalarını net bir şekilde tespit etmeyi ve herhangi bir saldırı esnasında oralara karşı tedbirlerini almayı ve oraları hedef seçmeyi planlamıştır.

Tony Blair'in Raporla İlgili İddiası

İngiltere başbakanı Tony Blair, Irak'ın verdiği raporun kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını ileri sürdü. Onun iddiasına göre raporun hayal kırıklığına uğratmasının sebebi Irak'ın elindeki toplu imha silahları hakkında herhangi bir bilgiye yer verilmemesiymiş. Bizzat bir İngiliz müzikçi tarafından çekilen klipte "Bush'un finosu" olarak gösterilen Blair kendilerinin varsayımlarının rapora bilgi olarak geçmesini bekliyormuş demek ki! Blair'in bu açıklamaları iki önemli gelişmeyle tenakuz teşkil etmektedir. Birinci olarak Atom Enerjisi Ajansı'nın genel müdürü Beradi'i'nin açıklamasıyla. Çünkü o, yapılan araştırmalarda Irak'ın elinde toplu imha silahları bulunduğuna dair herhangi bir işarete ulaşılamadığını vurguladı. İkinci olarak da ABD'nin raporu çalması hadisesiyle. Eğer rapor bu kadar önemsiz idiyse ve hayal kırıklığına uğrattıysa ABD neden onu çalma ve iki gün boyunca gasp etme ihtiyacı duydu. Demek ki rapor ABD açısından hiç de hayal kırıklığına uğratıcı nitelikte değildi ve gayet büyük bir ehemmiyet arz ediyordu. Blair'in açıklaması aslında herhangi bir gerçeği ifade etme değil, Amerika'nın savaş planlarına gerekçe oluşturma amacı taşıyordu. Yapılan araştırmalar neticesinde savaşa gerekçe oluşturacak herhangi bir delil ortaya çıkmayınca, Irak'ın silah denetçilerine karşı tutumu da gayet olumlu olunca Blair gayretkeşliğini gösteriyor ve Amerika'nın vahşi savaşı için gerekçe oluşturmaya çalışıyor. Onun bu tutumu sözünü ettiğimiz müzikçinin klibine ne kadar da uyuyor!

Psikolojik Savaş Sürüyor

Amerika'nın Irak'a karşı şimdiye kadar yürüttüğü çalışmaların önemli bir boyutunu psikolojik savaş oluşturmaktadır. Bu savaş son zamanlarda, BM Güvenlik Konseyi kararının sorunsuz bir şekilde uygulanmasına rağmen etkili bir şekilde sürdürülmektedir. Bu savaşın birinci amacı Irak halkını yıldırmak ve onun direnme gücünü tamamen öldürmek, bir diğer amacı da dünya kamuoyunu ruhen savaşa hazırlamaktır. Yani dünya kamuoyunun savaşa, savaşla ilgili söylentilerle kendini hazırlaması ve yarın bir gün herhangi bir saldırı gerçekleştirildiğinde kendini ciddi bir sürprizle karşı karşıya hissetmemesi hedeflenmektedir. Çünkü insanlığın böyle bir sürprizle karşı karşıya gelmesi durumunda şiddetli bir tepki gösterebileceği ama savaş dedikodularına, söylentilerine alışması durumunda artık hadiseyi kaçınılmaz gibi göreceği ve tepki göstermek için içlerinde çok fazla itici bir duygu hissetmeyeceği tahmin edilmektedir. İşte Amerika'nın bu oyununa karşı insani değerlere saygılı herkesin tepkisini canlı tutması ve her hal ü karda Amerika'nın vahşi savaş planlarına karşı durması gerekmektedir.

Kuzey Irak'a Nakliyat Oldu Mu?

Bu haftanın başında ABD'nin İncirlik'ten Kuzey Irak'a, Habur sınır kapısını kullanarak 50 tır dolusu askeri malzeme naklettiğine dair haberler çıktı. Amerika önce bu haberleri yalanladı. Ancak Türkiye'deki kaynaklar bu hadiseyi doğruluyordu. Alınan bilgiler bu hadisenin doğru olduğunu gösteriyor. Bu durum zihinlerde ciddi tereddütlere sebep olmaktadır? Acaba ABD bu nakliyat işini Türkiye'deki yetkililere danışarak mı yaptı yoksa hiç danışma gereği duymadan mı? Eğer danışarak yaptıysa bu, Türkiye'nin Amerika'ya savaş konusunda lojistik destek vermeye fiilen başladığı anlamına gelmektedir. Eğer ABD hiç danışma ihtiyacı duymadıysa onun böyle bir yetkisinin olup olmadığını bizim de bilmemiz gerekmektedir. Böyle bir şey varsa Amerika'ya bu yetkiyi kim vermiş ve neden halktan gizleniyor? Olmadığı halde yapıyorsa bu, Amerika'nın Türkiye'nin bağımsızlığını hiçe sayması ve adeta sömürge ülke gibi davranması anlamına gelir.

Katar'la Askeri İşbirliği Anlaşması

Geçen hafta içinde Amerika'nın Irak'a yönelik operasyon doğrultusunda yaptığı hazırlıklardan biri de Körfez ülkelerinden Katar'la bir askeri işbirliği anlaşması imzalaması oldu. Gerçi Katar bu anlaşmanın Irak'a operasyon planıyla herhangi bir ilgisinin olmadığını ileri sürdü, ancak mevcut şartlarda böyle bir iddia inandırıcı olmaktan çok uzaktı. Biz geçen haftaki yazımızda İslam coğrafyasında ortaya çıkan Amerika'ya yaranma yarışından söz etmiş ve birtakım örnekler üzerinde durmuştuk. Katar'ın böyle bir anlaşmaya imza atması da o türden bir gelişmedir.

Komşu Ülkelerin Durumu

Irak'a komşu ülkeler aslında Amerika'nın savaş planından ciddi şekilde rahatsız olmakta ve bu savaşın fiilen gerçekleşmesinin tehlikenin kendi kapılarına kadar dayanması anlamına geldiğini de bilmektedirler. Bu yüzden komşu ülkeler, işin savaşsız bir neticeye bağlanması için yoğun çaba sarf ediyorlar. Ne var ki yukarıda da ifade ettiğimiz üzere ABD bütün planlarını savaşa endekslediğinden bu konuda ısrar ediyor ve bu amaçla Irak'a komşu ülkelere baskı yapıyor. En çok baskıya maruz olan ülkenin ise Türkiye olduğu bilinmektedir. Çünkü Amerika en çok Türkiye'yi etkileyebileceğine inanmaktadır. Bu açıdan Türkiye'nin sergileyeceği tavır belirleyici olacaktır. Zira özellikle Suudi Arabistan, Türkiye'nin lojistik destek vermemesi durumunda Amerika'nın savaş kararı vermesinin kolay olmayacağını düşündüğünden son zamanlarda biraz esnek bir tavır sergilemeye başladı. Bu esnek tavrının iki sebebi var: Birincisi Amerika tarafından sürekli baskıya ve tehdide maruz kalması. İkincisi ise Türkiye'nin lojistik destek vermesi durumunda kendisinin karşıt tavrının engelleyici rolünün olmayacağı düşüncesi. Bu itibarla Türkiye'nin sergileyeceği tavır büyük bir ehemmiyet arz etmektedir. Dolayısıyla Türkiye oldukça hassas bir noktadadır. Bu hassas noktada savaşa zemin hazırlayacak bir tavır özelde İslam coğrafyasında genelde bütün dünyada ciddi tepkilere sebep olacaktır.