Amerika ve Savaş

Ocak 2003, Ribat dergisi

Bilindiği üzere Amerika, 11 Eylül olaylarından sonra özellikle İslam coğrafyasına yönelik olarak tam anlamıyla terör ve savaş rüzgarları estirmeye başladı. Bu çerçevede İslam alemine yönelik olarak yeni bir haçlı seferi başlatmıştı. Bu haçlı seferinin ilk hedefi Afganistan oldu. İkinci hedef olarak ise Irak seçildi. Ancak Irak'a yönelik hesaplarına dünya ülkelerinden destek gelmeyince zorlanmaya başladı. Sonuçta BM Güvenlik Konseyi'nden Irak'ın silahlarının denetlenmesi için 1441 sayılı kararı çıkarttı. Biz bu kararla ilgili değerlendirmemizi geçen ayki sayı için yazdığımız yazıda yapmıştık.

Bilindiği üzere Irak, BM kararını kabul etti ve uygulamaya geçirilmesi konusunda da herhangi bir zorluk çıkarmadı. Kararın uygulanış takvimi fiilen başladı ve gerek BM Silah Denetçileri heyeti gerekse Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın adamları araştırmalarını başlattılar. Irak da, elindeki silahlarla ilgili olarak kendisinden istenen raporu BM Güvenlik Konseyi'ne verdi. Bu arada raporla ilgili ilginç bir gelişme yaşandı: ABD yönetimi raporu Güvenlik Konseyi'nden aşırarak iki gün el koydu. Bu süre içinde raporu kendi özel kurumları için çoğalttığı bilinmektedir. Normalde ABD'nin bu hareketi BM kurallarına ve yapılan anlaşmalara aykırı. Fakat BM yetkilileri sadece bu harekete tepki göstermekle yetinmek zorunda kaldılar. Aynı şeyi Irak veya İslam coğrafyasından herhangi bir ülke yapmış olsaydı belki Amerika bunu savaş sebebi sayabilirdi.

BM Güvenlik Konseyi'nin 1441 sayılı kararının uygulanması konusunda herhangi bir zorluk olmadığını teftiş heyetinde bulunanlar da BM yetkilileri de dile getirdiler. Buna rağmen ABD hala yoğun bir şekilde savaş hazırlıklarını ve savaşa destek bulabilmek için kulis çabalarını sürdürüyor. Bu durum BM kararının ve onun uygulamaya geçirilmesinin Amerika'yı tatmin etmediğini gösteriyor. Biz bunu daha önce de, söz konusu BM kararıyla ilgili yorumlarımızda dile getirmiş ve bu kararın, Irak'ın elinde kimyasal silahlar bulunduğu şüphesine binaen ve bu silahları imha amacıyla değil Amerika'nın saldırı hesaplarına gerekçe oluşturma amacıyla çıkarıldığını vurgulamıştık. Amerika, Irak'ın böyle bir kararı kabul etmeyeceğini ve dolayısıyla savaşın gerekçesinin oluşacağını umuyordu. Ancak gelişmeler beklediğinden farklı bir şekilde cereyan edince söz konusu kararı hiçe sayarak, yahut kararın kendi açısından fazla bir mana ifade etmediğini hissettirmek suretiyle savaş konusundaki ısrarını sürdürüyor.

Amerika'nın savaş konusunda bu derece ısrarlı davranmasının sebebi bütün planlarını savaşa endekslemiş olmasıdır. Aslında Amerika'nın hesabı sadece Irak'la değildir. Irak, daha önce de dile getirdiğimiz üzere 21. yüzyıl haçlı seferinin ikinci durağıdır. Asıl amaç, bütün İslam alemi üzerinde güçlü bir askeri sulta ve bu sultaya hizmet edecek askeri tehdit noktaları oluşturmaktır. Zaten Irak'tan sonra hedefe İran'ın yerleştirileceği de muhtelif açıklamalarla dışa yansıtılmıştır. Amerika'nın bölgede oluşturacağı herhangi bir askeri tehdit noktası Türkiye açısından da önemli bir tehlike arz edecektir. Bu itibarla Türkiye'nin ABD'nin savaş planına destek vermesi tehlikeyi kendi eliyle getirip kendi kapısına dikmesi anlamına gelecektir.

ABD'nin Irak'la savaş konusunda ısrar etmesi bazılarının: "Biz istesek de istemesek de bu savaş kesin olacak. Bari olayların tümüyle dışında kalmayalım" tarzında yorumlar yapmalarına sebep olmuştur. Bu son derece hatalı bir yorumdur. Birinin bir cinayeti işlemesini önlemek mümkün değilse, ona ortak olmak gerekmez. Kaldı ki Türkiye'nin tavrı bu konuda belirleyici etken olacaktır. Çünkü Türkiye'nin lojistik desteği olmadan Amerika'nın savaşa girişmesi zor olacaktır. Bunun sebebi ise Irak'a komşu diğer ülkelerin tümünün bu savaşa karşı olmaları ve özellikle İran, Suriye ve Suudi Arabistan'ın lojistik destek vermeme konusundaki kararlılıklarını muhafaza etmeleridir. Türkiye'nin Amerika'ya eli mahkum olduğu iddiası da böyle bir savaşa destek vermeyi haklı kılmaz. Üstelik zikrettiğimiz sebepten dolayı mevcut şartlarda Amerika'nın Türkiye'ye olan ihtiyacı belki daha fazladır.

Amerika'nın son dönemde piyasaya sürdüğü haberler ve yürüttüğü askeri hazırlıklar savaşın psikolojik boyutunu oluşturmaktadır. Aslında ABD bu konuda bayağı zor durumdadır. Bugün Amerikan kamuoyu da dahil olmak üzere dünya kamuoyunun büyük bir ekseriyeti Irak'a yönelik savaş planlarına karşıdır ve herhangi bir haklı gerekçesinin olmadığını bilmektedir. Ayrıca ABD'nin bu savaş planının asıl amacı, dünyadaki güç kavgasında dengeleri kendi lehine çevirmektir. Bu yüzden hesapları diğer güç merkezlerinin ve ülkelerinin hesaplarıyla çakışmaktadır. Dolayısıyla İngiltere ve İsrail dışında hiçbir ülke böyle bir savaşa gönüllü bir şekilde destek vermeyecektir. ABD'nin böylesine önemli bir savaş planında yalnız kalması durumunda ise kendini riske atması kolay olmayacaktır. Amerika'nın gücünün aslında bayağı abartıldığını ve bu abartmanın asıl amacının da psikolojik yıpratma ve tehdit gücünü artırma olduğunu unutmayalım.

Amerika'ya Yaranma Çabaları

Amerika, 11 Eylül olaylarından sonra dünya ülkelerine: "Ya bizden yanasınız ya da terörden!" diyerek baskı yapmaya başladı. Bu baskısının temel amacı dünya üzerinde tek merkezli bir saltanat kurmak ve bütün dünya ülkelerini kendisine mahkum etmekti. Ülkelerin kendisine bağlılıklarını test etmek için de Afganistan çıkartmasını bir imtihan olarak değerlendirmeye çalıştı. Afganistan meselesi bulanık bir mesele olduğundan ve ABD saldırısı da 11 Eylül olaylarının sıcaklığında gerçekleştirildiğinden destek veya onaylama konusunda ülkeler açısından fazla problem yaşanmadı. Fakat iş Irak merhalesine gelince problemler yaşanmaya başlandı. Bunun üzerine Amerika özellikle İslam coğrafyasındaki eski dostlarını karşısına almaya ve onlara baskı yapmaya başladı. Bu kez eski dostlar Amerika'ya yaranabilmek için başka numaralar çevirmeye ve ona: "Bizi Irak konusunda fazla sıkıştırma biz senin şu işine yardımcı olalım, şu emrini yerine getirelim" demeye başladılar. İşte bu çerçevede çok ilginç şaklabanlıklarla, yalakalıklarla ve numaralarla karşı karşıya geldik. Burada onlardan bazılarını zikretmek istiyoruz.

Amerika'ya ve İsrail'e yaranma yarışında en öne geçen Ürdün oldu. Ürdün, İsrail işgal devletinin şikayeti üzerine Maan halkına karşı resmen savaş ilan etti. İsrail'in şikayetinin sebebi Maan ahalisinden bazı kişilerin Filistin'deki direnişçilere silah desteği yaptıklarının tespit edilmesiydi. Bu gelişmeler üzerine İsrail işgal devleti Maan ve Kerek bölgesindeki halkın elinde bulunan silahların kendisi açısından tehlike arz ettiğini ileri sürerek toplatılmasını istedi. Ürdün de oldukça garip numaralar çevirerek bölgeye askeri çıkartma yaptı ve silahları toplatma operasyonu başlattı. Tabii bu operasyon bölge halkıyla resmi silahlı güçler arasında çatışmalara sebep oldu. (Biz bu konu hakkında ayrıntılı bilgiler içeren bir dosya hazırladık. Bkz. Maan Olaylarının Gerçek Yüzü)

Amerika'ya yaranma yarışmasına katılan ülkelerden biri de Yemen oldu. Yemen, daha önce Körfez savaşında Amerika'ya destek vermediğinden Amerika ve Suudi Arabistan tarafından cezalandırılmıştı. Amerika, Yemen'i sıkıştırmak için Eritre'yi de kullandı. Ayrıca Amerika, Yemen'i teröre destek vermekle suçluyordu. Bu şekilde ABD ve kuklaları tarafından köşeye sıkıştırılan Yemen, üzerindeki baskıyı biraz hafifletmek ve siyonizmin çıkarlarına hizmet eden Bush'a yaranmak amacıyla, el-Kaide mensubu olduklarını iddia ettiği bazı kişilerin bulunduğu arabaya saldırı düzenlenmesine fiilen yardımcı oldu. Bu konudaki yardımını sonra kendisi de itiraf etti.

Bilindiği üzere Suudi Arabistan, uzun süreden beridir ABD'nin Irak'a saldırı planına destek vermemesinden dolayı baskıya maruz kalmaktadır. ABD, baskılarını haklı çıkarabilmek için Suudi Arabistan'ın el-Kaide örgütüne maddi destek verdiğini ileri sürmektedir. Öte yandan Suudi Arabistan kraliyet ailesinden bazı gençlerin Amerika'nın istihbarat terörüne kurban gittikleri de bilinmektedir. Suud yönetimi bütün bu baskılardan ve terörist faaliyetlerden sıkılmış olmalı ki o da geçtiğimiz ay bir "yaranma" girişiminde bulundu. Bu amaçla Suudi Arabistan Dışişleri bakanı Nayif ibnu Abdülaziz, hiçbir sebep söz konusu olmadığı halde Müslüman Kardeşler cemaatini karalama amacıyla basın toplantısı düzenledi ve bu cemaatin Arap dünyasına büyük zararlar verdiğini iddia etti.

Malezya, İslami kimliğinden dolayı değişik zamanlarda Batı dünyasının ve Amerikan emperyalizminin saldırılarına, siyasi ve ekonomik baskılarına hedef oldu. Geçtiğimiz aylarda Malezya hükümeti de Amerika'ya yaranma girişimlerinde bulunarak İslami cemaatlere ait bazı özel okulları, herhangi bir sebep olmaksızın kapattı.

Mısır normalde Amerika'nın en iyi dostlarındandır ve İsrail işgal devletinden sonra Amerika'dan en çok ekonomik yardım alan ülkedir. Fakat Irak'a yönelik savaş planına o da olumlu bakmamaktadır. Bunun yanı sıra siyonist saldırganları kızdıran Atsız Süvari adlı filmin yayınlanmasına müsaade etmesinden dolayı da gerek İsrail'in ve gerekse ABD'nin saldırı ve tehditlerine hedef oldu. Bu saldırı ve tehditler karşısında endişeye kapılan Mısır, normalde tarihi gerçekleri gündeme getiren Atsız Süvari filminin epey bir kısmını makasladığı gibi İslami camia mensuplarından da birçok kişiyi tutukladı. Bu arada Filistinlilere yardım ve desteği engelleme amacı taşıyan tedbirlerini de artırdı.

Endonezya aslında Bali adasındaki patlamalarla İslami hareketin hiçbir ilgisi olmadığını bilmektedir. Yapılan araştırmalar ve soruşturmalar neticesinde de İslami oluşumlarla bu olaylar arasında irtibata işaret eden herhangi bir delile ulaşılmış değildir. Fakat sırf ABD istediğinden, onun gönlünün razı edilmesi amacıyla hala suçlamalar İslami hareket mensupları üzerinde yoğunlaştırılmakta ve onlara baskı yapılmaktadır.

ABD'ye yaranma yarışına katılan ülkelerden biri de Katar oldu. Katar, Amerika ile bir askeri işbirliği anlaşması imzaladığı gibi işgalci siyonistlerin başkent Devha'daki spor fuarına katılmasına da izin verdi.

Katar, Amerika'yla askeri işbirliği anlaşmasının Irak'a yönelik operasyon planıyla herhangi bir ilgisinin olmadığını iddia etti. Ancak böyle hassas bir dönemde yapılan anlaşmanın operasyon planıyla ilgisinin olmayacağına kimseyi inandıramadı.

Pakistan'da genel seçimlerde İslami oluşumların temsilcileri büyük bir başarı sağladılar. Fakat ülkede seçim sonrasında oluşan havaya rağmen cuntanın ağırlığı hissediliyor. Geçmişte Taliban'a destek verdiği gerekçesiyle Amerika tarafından resmen suçlu ilan edilen Pakistan, üzerindeki baskıları hafifletmek amacıyla İslami anlayış sahiplerine yönelik baskılarını devam ettiriyor.

İslam coğrafyasında son dönemde, özellikle Irak'a yönelik operasyon hesaplarıyla bağlantılı baskılardan korunma amacı taşıyan yaranma çabalarının hepsi bu kadar değil. Biz burada bazı örnekler sunmaya çalıştık. Fakat şunu özellikle vurgulayalım ki, bütün bu çabalar Amerika'ya yaranma ve onun baskılarını hafifletme konusunda fazla bir işe yaramamaktadır. Çünkü bu tür yaranma çabaları Amerika'nın, muhatap aldığı ülkelerin zaaf noktalarını ortaya çıkarmasına sebep olmakta, o da bu zaaf noktalarından yanaşarak baskılarını daha da artırma yoluna gitmektedir.