ABD'nin Dayattığı BM Kararı

12 Kasım 2002 Salı, Cuma dergisi

Bugün İslam coğrafyasının tamamı ABD emperyalizminin ve onun arkasında duran, onunla işbirliği yaparak hedeflerini gerçekleştirmeye çalışan siyonizmin tehdidi ile karşı karşıyadır. İşte İslam dünyasının tamamı için tehlike arz eden bu tehditçi güçler aylardan beridir Irak'ı karşılarına yerleştirmiş durumdadırlar ve sürekli savaş tehdidi estirmektedirler. Gerçekte zalim Saddam'a değil Irak halkına yönelen savaş tehditlerinin, "terörle mücadele" yaftasının hiçbir yerine oturtulamaması sebebiyle dünya kamuoyunda tepki sesleri yükselmiştir. Aslında emperyalist ABD'nin ve onun arkasında duran siyonizmin bu tepkileri çok fazla ciddiye aldıkları yok. Fakat, çağdaş sömürgeci güçlerin kendi içlerindeki ihtilaf sebebiyle ABD, Irak'a saldırı konusunda aradığı desteği elde edememiştir. Bu sebeple görünüşte, "Irak'a son bir fırsat verme" iddiasıyla BM Güvenlik Konseyi'nden bir karar çıkarıldı. Aslında bu kararın çıkarılmasıyla Irak'a yönelen savaş tehdidi ortadan kalkmış değildir. Çünkü saldırgan Amerika ve onu tahrik eden siyonist lobiler savaş tehditlerini gündemden düşürmüyorlar. ABD başkanı Bush ikide bir: "Irak eğer BM heyetinin çalışmasını zorlaştıracak olursa bu, savaş sebebi olabilir" diyerek tehditler savurmayı ve psikolojik yıpratma amacı taşıyan açıklamalar yapmayı sürdürüyor. Bu itibarla savaş tehdidi kesinlikle ortadan kalkmamıştır. Irak'ın BM kararı karşısında takınacağı tavır hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Yarın bir gün BM adına gönderilen heyetin tahrikçi tutum içine girerek Iraklı yetkililerle hararetli tartışmalar yapmaları, sonra da: "Irak bizim işimizi zorlaştırıyor" diyerek çekip gitmeleri, ardından da ABD'nin bunu savaş gerekçesi olarak kullanması hiç de ihtimal dışı değildir. Nitekim geçmiş dönemde gönderilen BM heyeti mensupları bu tür tavırlara girmişlerdi. Ayrıca siyonist lobiler Irak'a gönderilecek heyetlere kendi adamlarını sokabilmek için çeşitli numaralar çevirmektedirler. Bu yüzden daha önce Irak'a gönderilen BM heyetlerinin içinde mutlaka siyonist lobileri temsil eden elemanlar yer almıştır. Siyonist lobiler ve onların beslediği İsrail işgal devleti ise ısrarla Irak'a karşı savaş açılmasını istemektedir. Dolayısıyla onların adamlarının yarın Irak'a teftişe gitmeleri durumunda tahrikçi hareketler yapmaları ve Iraklı yetkililerle tartışmalara girmeleri, sonra da: "Bizim çalışmalarımız engelleniyor" diyerek çekip gitmeleri kuvvetle muhtemel hatta kesin gibidir. Bu itibarla BM Güvenlik Konseyi kararı tamamen bir oyundur. Sadece Amerika'nın Irak'a yönelik tehditlerini ve savaş planını BM kılıfına geçirme amacı taşımaktadır. Dolayısıyla ABD'nin ve onun arkasında duran siyonist fitnecilerin Irak'a yönelik tehditlerinin önüne geçecek şey BM Güvenlik Konseyi'nin kararı değildir. Onların planlarını bozacak iki etken olabilir: Savaş planına karşı çıkan güçlerle ABD arasındaki ihtilafın derinleşerek devam etmesi; Amerika'nın savaş çağrılarına karşı kitlesel tepkilerin ABD ve İsrail ürünlerini boykot gibi pratik tepkilere dönüştürülmesi ve bunun etkili şekilde yaygınlaştırılması. Biz bu uzun girişten sonra BM Güvenlik Konseyi'nin Irak'la ilgili son kararını ve bu konuda uluslararası platformda yaşanan gelişmeleri genel hatlarıyla tahlil etmek istiyoruz.

Karar Neler İçeriyor?

Toplu imha silahlarının yok edilmesi için Irak'a son bir fırsat verme amacı taşıdığı ileri sürülen, 1441 sayılı karar BM Güvenlik Konseyi'nin 8 Kasım 2002 tarihinde düzenlenen genel toplantısında kabul edildi. Irak'a, kararla ilgili tavrını belirleyip cevabını açıklaması için 7 gün süre tanındı.

Karar, 1991'de Körfez Savaşı'nı sonuçlandıran daha doğrusu savaşın Irak'a yüklediği yükümlülükleri belirleyen 687 sayılı Güvenlik Konseyi kararını teyit ediyor. Söz konusu karar ise Irak'ın elindeki tüm toplu imha silahlarını BM gözetiminde imha etmesini istiyordu.

1441 sayılı son karar Irak'ın bugün 687 sayılı Güvenlik Konseyi kararını açıkça ihlal ettiğini ve bu konuda üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini iddia ediyor. Kararda Irak'a silahlardan arınma konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesi için son bir fırsat verildiği ve bu konuda sıkı bir denetime itibar edileceği vurgulanıyor.

Kararda Irak'a, kimyasal, biyolojik ve nükleer silahları, balistik füzeleri, pilotsuz uçaklar gibi diğer savaş araçlarını geliştirme konusunda uyguladığı programları BM Teftiş Heyeti'nde yer alan müfettişlere, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na ve BM Güvenlik Konseyi'ne açıklaması için Irak'a otuz gün süre tanınıyor. Irak'ın karmaşık ya da eksik bilgi vermesi veya herhangi bir şekilde kararın şartlarına uymaması durumunda bunun Irak'ı bağlayan sorumlulukları esastan ihlal etme olarak algılanacağı ve bu durumla ilgili raporun, gözden geçirilmesi üzere Güvenlik Konseyi'ne sunulacağı vurgulanıyor.

Kararda, BM müfettişlerinin hiçbir kayıt ve şarta bağlı kalmaksızın istedikleri bütün bölgelere girebilecekleri, yer altında bulunanlar dahil olmak üzere istedikleri tesisleri, santralleri, raporları ve gerekli gördükleri araçları arayabilecekleri, istedikleri tüm görevlilere veya gerekli gördükleri başka şahıslara ulaşabilecekleri ifade ediliyor.

Kararda , müfettişlerin Irak'ın içinde ve dışında istedikleri şahıslarla ve istedikleri şekilde görüşme yapabilecekleri, Irak'ın kendileriyle görüşülmesi istenen kişilerin ve ailelerinin ülke dışına çıkmalarına imkan sağlamak zorunda olduğu vurgulanıyor.

Kararda, müfettişlerin herhangi bir kayda bağlı kalmaksızın Irak'a girebilecekleri, içinde dolaşabilecekleri, başkanlık sarayı dahil olmak üzere istedikleri binalarda, mevkilerde arama yapabilecekleri belirtiliyor.

Karara göre BM Teftiş Heyeti ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı adına Irak'a gideceklerin korunması için BM yeterli sayıda koruma görevlisi görevlendirecek. Fakat müfettişler gerek gördüklerinde herhangi bir bölgeyi belli bir süre için girilmesi yasak bölge olarak ilan edebilecekler.

Karara göre Irak'ın teftiş işlemlerine herhangi bir zorluk çıkarması veya bu konuda kendisinden istenen sorumlulukları yerine getirmemesi halinde durum derhal BM Teftiş Heyeti'nin ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı heyetinin başkanlarına bildirilecek.

Uygulama Takvimi

1441 sayılı kararda, BM Teftiş Heyeti'nin ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın kararın çıkmasından sonra 45 gün içinde teftiş işlemlerini başlatması ve bundan 60 gün sonra Güvenlik Konseyi'nin yapılacak araştırmaların sonuçlarını değerlendirmesi isteniyor. Buna göre kararın uygulamaya geçirilmesiyle ilgili takvim şöyle olacak:

1.15 Kasım 2002 tarihine kadar Irak'a kararı gözden geçirmesi ve kabul ederek Güvenlik Konseyi'ne kararın gereklerini yerine getireceğine dair bilgi vermesi için süre tanınacak.

2.15-18 Kasım 2002 tarihleri arasında BM Teftiş Heyeti'nin başkanı Hans Blacks ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın müdürü Muhammed el-Beradi'i en az 20 kişilik bir uzman heyetiyle Bağdat'a giderek bağlantıları kuracak, çalışma ofislerini, silah müfettişlerinin çalışacağı laboratuarları ve kullanacakları yolları belirleyecekler.

3.25 Kasım 2002'den itibaren yaklaşık 12 kişiden oluşan bir ilk çalışma heyeti Irak'a giderek ön hazırlık ve acil teftişler yapacaklar.

4.8 Aralık 2002'de Irak'ın BM Güvenlik Konseyi'ne, toplu imha silahlarını geliştirme programlarıyla ve bu silahların kullanımıyla ilgili oldukça ince ayrıntılar ve etraflı bilgiler içeren bir rapor göndermesi gerekiyor. Yani 8 Aralık 2002'de Irak'a tanınmış 30 günlük süre dolmuş olacak.

5.23 Aralık 2002'den itibaren Irak'ta, geniş çaplı bir teftiş ve arama çalışması başlatılacak. Bu tarihte başlatılacak arama operasyonu için 80 - 100 arası müfettiş gönderilecek. Yani bu tarihte, BM Teftiş Heyeti ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın aramayı başlatması için tanınan 45 günlük süre dolmuş olacak.

6.En geç 21 Şubat 2003 tarihine kadar BM Teftiş Heyeti ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın yaptıkları araştırmalarla ilgili raporlarını hazırlayıp BM Güvenlik Konseyi'ne sunmaları gerekiyor.

7.Araştırma heyetlerinin Irak'ta çalışmalarını başlatmalarıyla birlikte BM Güvenlik Konseyi'nin muvafakat edeceği bir program hazırlamaları gerekiyor. Bu programın ne kadar zamanda hazırlanacağı konusunda kesin bir tarih verilmiyor.

Irak'a Manda Muamelesi

Biz bu yazıyı yazdığımızda Irak'ın kararla ilgili tutumu henüz kesinlik kazanmamıştı. Zaten kendisine tanınan süre de dolmamıştı. Ancak Cuma dergisi okuyucularının eline ulaştığında tanınan sürenin son gününe gelinmiş olacak. Irak'ın son güne kadar kesin bir açıklama yapmayacağını sanıyoruz. Bu itibarla şimdilik bu konuda herhangi bir yorum yapma imkanımız yok. Fakat biz değerli okuyucularımız tarafından meselenin etraflıca bilinmesi için kararın içeriği ve uygulanış takvimi ile ilgili bilgileri ayrıntılarıyla verdik.

Kararı incelediğimizde Irak'a tam anlamıyla manda muamelesi yapıldığını görürüz. Bu karar bir devletin bütün saygınlığını ayaklar altına almaktadır. "Halepçe'de öylesine vahşi bir katliama imza atmış Saddam'a bu layıktır!" diyebilirsiniz. Ne var ki bugün Irak'a bu muameleyi yapanlar dün Saddam'a Halepçe'deki katliamı gerçekleştirmesi için ihtiyaç duyduğu silahları vermişlerdi. Üstelik mesele bir Saddam meselesi değil. Bugün Irak'ın saygınlığını ayaklar altına alarak ona tam anlamıyla manda muamelesi yapanların yarın aynı şeyi Türkiye veya bir başka İslam ülkesi için yapmayacaklarından emin olunamaz. "Türkiye'nin toplu imha silahı gibi bir sorunu yok!" denilebilir. Ama ABD emperyalizmi ve onun arkasında duran uluslararası siyonizm bir ülkenin saygınlığını çiğnemeye karar verdiğinde mutlaka bir gerekçe bulur. Önemli olan o gücü kendilerinde görmeleridir. İşte bu yüzden insanlığın ABD ve siyonizm cenderesinden kurtulması gerekmektedir.

BM'in İki Yüzlülüğü

Irak, yıllardan beridir BM ambargosunun altında ezilmektedir. Bu ambargodan Saddam'ın herhangi bir zarar görmediği, fakat onbinlerce masum bebeğin yetersiz beslenme ve tedavi olamama sebebiyle hayatını kaybettiği hepimizin malumudur. Bunca bebeğin katili aslında BM ve ona hükmeden çağdaş emperyalizmdir. Şimdi de ABD'nin dayatmasıyla, toplu imha silahları gerekçe gösterilerek 1441 sayılı kararı çıkardı. Oysa Irak'ın elindekinden çok daha tehlikeli silahların İsrail işgal devletinin elinde bulunduğu ve işgalci siyonist devletin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT)'nı da imzalamadığı bilinmektedir. Buna rağmen siyonistler herhangi bir sorgulamaya bile tabi tutulmuyorlar. Rusya daha yakın geçmişte Moskova'da gerçekleştirdiği bir operasyonda uluslararası anlaşmalarda yasaklanmış bir kimyasal gaz kullandı. Ama BM olayın üzerine gitme ihtiyacı duymadı. Bütün bu gerçekler BM'in iki yüzlülüğünü ve gerçekte insanlığa değil çağdaş emperyalizme hizmet ettiğini gözler önüne sermektedir.

BM'in iki yüzlülüğünün bir yönünü de kararların uygulanması konusunda izlenen tutum oluşturmaktadır. İsrail işgal devletinin vahşi uygulamalarına karşı göstermelik birtakım kararlar alındı. Ama o kararların hiçbiri kağıt üzerinde mürekkep olmanın ötesine geçemedi. İşgal devletine en ufak bir baskı yapılmadı. Cenin katliamından sonra BM göstermelik olarak bir araştırma heyeti gönderdi. Ama işgalci siyonistler heyeti Cenin'e hiç yaklaştırmadılar. Ama BM İsrail'e sopa göstermek yerine heyeti dağıtma yolunu tercih etti. Aylar sonra, İsrail işgal devleti katliamın bütün izlerini ortadan kaldırdıktan sonra güya heyet gönderdi ve bu kez işgalci saldırganları temize çıkaran bir rapor hazırladı. Belli ki BM ve siyonist saldırganlar bir danışıklı dövüş yapmışlardı ve asıl amaçlanan işgalci siyonistlerin üzerlerindeki kan lekelerini temizlemekti. Ama Irak'a karşı alınan kararda, Irak'ın teftiş heyetine en ufak bir engel çıkarması durumunda bunun rapor edilip BM Güvenlik Konseyi'ne sunulacağı vurgulanıyor. Global terörün başını çeken ABD ise böyle bir şeyin savaş sebebi sayılacağı yönünde tehditler savuruyor.

Hedef Irak Değil İslam Dünyası

Irak'la ilgili daha önce yazdığımız yazılarda da vurguladığımız üzere burada asıl hedef Irak ya da Saddam değil İslam dünyasıdır. Bu açıdan Irak'a yönelen ABD tehdidi aynı zamanda Türkiye için de bir tehdit oluşturmaktadır. Dolayısıyla tüm İslam aleminin çağdaş haçlı seferleri karşısında gözlerini açması ve ortak tavır sergilemesi gerekmektedir. Yarın bir gün "dinli - dinsiz" ayırımı yapmaksızın Müslüman kimliği taşıyan herkesi rencide edecek hatta hepsine terörist muamelesi yapacaklardır. Karşımızda bir haçlı-siyonist işbirliği bulunmaktadır ve hepimizi karşısına almış durumdadır.