5 Ekim 2002 Cumartesi, Vakit gazetesi
Geçtiğimiz Perşembe akşamı Resulullah (s.a.s.)'ın miracının yıldönümünü idrak ettik. Bu gecede yine televizyonlar ağırlıklı olarak muhtelif camilerden canlı mevlid yayınları yaptılar. Dini yönden belli özelliği olan ve kandil geceleri olarak adlandırılan bu gibi gecelerde bu tür yayınlar yapılması artık iyice oturmuş bir gelenek haline geldi. Oysa bu tür şiirlerin ibadet kastıyla okunmasının veya okutulmasının bidat olduğu artık az çok bir İslam kültürü olan herkes tarafından bilinmektedir. Bizce Mirac gecesi manasına uygun bir şekilde ihya edilseydi çok daha yerinde olacaktı. Biz Mirac gecesinden bir gün önce basın yayın organlarından ve Web sitesi olanlardan isteyenlerin değerlendirmesi için Web sitemizde özel bir "Mirac dosyası" yayınladık. Bu dosyada mirac olayı, miracın mana ve ruhu, ondan çıkarılacak dersler, bu derslerin hayatımıza yansıması ve Mirac gecesinde mirac topraklarının da anılması hakkında ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Okuyucularımıza tavsiye ediyoruz.
Mirac yükselme, yücelme veya yükselme aracı gibi anlamlara gelir. O gecede Resulullah (s.a.s.) Mekke'den Kudüs'e getirilip oradan yükseklere çıkarıldığından bu olay böyle isimlendirilmiştir. Biz bugün İslam aleminin de manevi bir miraca ihtiyacının olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden Mirac gecesini mevlidlerle, simitlerle geçiştirmek yerine o manayı hayatımıza taşımanın, manevi yükselişin yollarını aramanın gayreti içinde olmamız gerekir. Bunun için her şeyden önce Müslümanların dertleriyle dertlenmek gerekmektedir. En başta bugün mirac toprakları büyük bir zulme, katliamlara, vahşete sahne oluyor. Ama ne yazık ki Türkiye Müslümanlarının çok fazla gündemlerine girmiyor. Bu sıralarda Türkiye'de yaygın şekilde bir seçim sendromu var. Bu sendrom, insanlarımızın gözlerinin önünde bir sis perdesi oluşturdu. Dolayısıyla kimse daha ötesini göremiyor. Mirac topraklarında yaşanan vahşet ise neredeyse insanlarımıza artık rutinleşmiş hadise olarak geliyor. Oysa o zorluklar, o sıkıntılar rutinleşmiş gibi görünse de katlanılması mümkün olmayan zorluklardır. Hal böyleyken birilerinin kalkıp Filistin ve Kudüs davasıyla ilgili olarak hala, uluslararası siyonizmin piyasaya sürdüğü tarih yalanlarının arkasına sığınması ve bu yalanları Filistin davasına bigane kalmanın gerekçesi olarak kullanması Allah katında büyük bir sorumluluk gerektirir.
Müslümanlar Mirac gecesini idrak ederken çağdaş emperyalizmin başını çeken ve İslam alemine karşı yeni bir haçlı seferi başlatmış olan ABD, Kudüs'ü işgalci siyonistlerin "birleşik" başkenti olarak tanıyan yasa tasarısını kabul etti. Türkiye'de bu konuda da ciddi bir hareketlilik, söze gelir bir tepki olmadı. Oysa Kudüs meselesi Müslümanların ortak meselesidir. Bütün dünya Müslümanlarının bu davaya birlikte sahip çıkmaları gerekmektedir.
Miracın manasını hayatımıza taşıyabilmemiz ve Müslümanlar olarak topluca bir mirac gerçekleştirebilmemiz için en önce ümmet olmanın bilincine erişmemiz gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi içinde en başta bizim çizmediğimiz coğrafi sınırları aynı zamanda kafamızda düşünce sınırları yapma hatasından kurtulmamız, bu sınırları aşarak tüm dünya Müslümanlarının dertleriyle dertlenmemiz gerekmektedir. Bunun yanı sıra kişisel pragmatizmden de kurtulmamız gerekiyor. Dolayısıyla Kadıköy İmam Hatip Lisesi'nin önünde yaşananlar, orada uygulanan despotik yasak sadece öğrencileri ve velileri değil, bu ızdırabı vicdanlarında hissedebilecek bilinçte olmaları gereken herkesi yakından ilgilendirmelidir. Bir kereliğine de olsa gelir de oradaki öğrencilerin ve velilerin ızdırabıyla bizzat ilgilenirsen belki kendi vicdanında bir miracın kapısını açmış olabilirsin.