ABD Yalnızlığa Sürükleniyor

Ribat, Eylül 2002

Amerikan Demirperdesi

Bir zamanlar sosyalist veya komünist ülkelere demir perde ülkeleri denirdi. Böyle denilmesinin sebebi ise o ülkelerde yaşayan insanların dış dünyayla irtibatlarının büyük ölçüde kesilmiş olmasıydı. Komünist yönetimler bu uygulamayla aslında kendi ülkelerindeki özgürlük kısıtlamalarının, vatandaşlarının gözlerine çok fazla batmamasını sağlamayı hedefliyorlardı. Bugün Amerika'nın da adeta bir demirperde ülkesi olma yolunda ilerlediğini görüyoruz. Fakat ABD yönetimi demirperde politikasını komünist rejimlerde olduğu gibi çok katı yasaklar ve engeller koymak suretiyle değil de medyanın gücünü kullanarak uygulamaktadır. ABD merkezli medya organlarının uluslararası nitelikte olanlarının dış dünyaya yaptıkları yayınlarla, ABD vatandaşlarına yönelik yayınları farklıdır. Örneğin Filistin'de yaşanan gelişmelerle ilgili haberleri verirken, dış dünyaya yönelik yayınlarında hadiseleri biraz daha kapsamlı verirler. Ama Amerika'ya yönelik yayınlarında sürekli siyonist lobilerin hoşuna gidecek bir tutum izlerler. Bu yüzden de Filistinlilerin acılarını, ızdıraplarını ekranlara yansıtmazlar. Öldürülen bir Filistinli bebeğin görüntüsünü göstermezler. Bunun yerine sürekli Filistinlilerin eylemlerinde ölen yahudilerin ve onların yakınlarının bağırışlarının görüntülerini tekrar tekrar ekranlara getirirler. Yerel televizyonlarda ise son zamanlarda bariz bir şekilde İslam düşmanlığı kampanyası yürütülmektedir.

Öte yandan 11 Eylül hadiselerinden sonra "anti-terör" başlığı altında sürekli İslam'a ve Müslümanlara saldırılmakta, kitlelerde İslam'a ve Müslümanlara karşı kin ve nefret duygularının iyice kabarması için çalışılmaktadır. Kalabalıkların karmaşık örgüt isimlerini, farklı farklı yapılanmaları zihinlerinde tutmaları zordur. Bu yüzden de el-Kaide örgütünün ismi iyice kafalara kazınmakta ve İslam coğrafyasındaki bütün aktif oluşumların bu örgütle bir irtibatının olduğu intibaı verilmeye çalışılmaktadır.

Amerikan toplumu sanıldığı gibi çok kültürlü ve araştırmacı bir toplum değildir. Halk arasında ekonomik dengesizlik çok aşırı düzeydedir. Öyle ki 280 milyon civarındaki nüfusun 5 milyonluk kesiminin serveti kalan nüfusun servetine eşittir. Bu yüzden de halk arasında fakirlik yaygındır. Dolayısıyla fakir kesimlerin haber ve iletişim açısından ABD sınırlarının dışına uzanması biraz zordur. Kültürlü kesimde ise okuma ve öğrenme alışkanlığı çok yaygın değildir. Daha çok televizyon kanalları ve Internet kaynakları vasıtasıyla bilgilenmeye çalışmakta, bu konuda da çoğunluk Amerikan kaynaklarını yeterli görmekte, diğer kaynaklara ihtiyaç olmadığını düşünmektedir. Daha doğrusu kalabalık kitlelere bu intiba ve his verilmiştir.

Kısacası Amerikan medyası ve siyaseti toplumun bilgilenme imkanlarının etrafına sanal bir sınır çizmiştir ve bu sınırın dışına uzanmasını engellemeye çalışmaktadır. Bu sınırda kalması durumunda ise Holywood senaryolarına benzer senaryolarla, siyasi amaçlar için kurgusu önceden yapılmış birtakım olaylarla yanıltılmaktadır. Örneğin bir zamanlar Amerika'yı ayağa kaldırdığı ileri sürülen şarbonlu mektuplar yaygarasının bir kurgu olduğu artık gün gibi ortadadır. Ama ne yazık ki bu hadiseyi hala ülkemizde bile birtakım yayın organları gerçek bir hadise gibi vermektedir.

Amerika medya organlarından ve kitleleri yönlendirme konusunda geliştirilen metotlardan yararlanarak oluşturduğu iletişim demirperdesini, son zamanlarda birtakım yasaklarla da güçlendirmeye başladı. Bu demirperdeyi yaracağından ve Amerikan halkını doğru bir şekilde bilgilendireceğinden korkulan bazı medya organlarının ülkeye sokulması engelleniyor. Aynı şekilde ABD'nin kurgularını, senaryolarını, yalanlarını ortaya çıkaran basın mensuplarının veya araştırmacıların faaliyetleri kısıtlanıyor ve onların seslerini geniş kitlelere duyurmalarına engel olunuyor. Bunun da ötesinde, ABD'nin iletişim alanındaki hesaplarını bozan birtakım Internet sitelerinin yayınları durduruluyor. Hatta bu konuda sadece ABD'deki Web Server'lar üzerinden değil ABD dışındaki Web Server'lar üzerinden yayın yapan Internet sitelerinin durdurulması için bile siyasi baskılar yapılıyor. Örneğin Filistin'de İsrail işgal devletinin zulümlerini anlatan ve Filistin'le ilgili haberleri Filistin halkının penceresinden aktaran Internet sitelerinin yayınlarının durdurulması için o sitelere domain name (Web alan adı) sağlayan ülkelere ve hosting (bilgisayar alanı) sağlayan firmalara çeşitli şekillerde baskı yapıldı, halen de yapılıyor. Bazılarının yayınları da durduruldu. Bazılarının yayınları ise temelli durdurulamasa bile, sistem araçlarına engel konularak zaman zaman bu sitelere ulaşılması zorlaştırılıyor.

Amerikan yönetimi bir yandan toplumu yönlendirme metotlarını bir yandan da yasakları kullanarak halkının dış dünyayla irtibatını kesmeye çalışırken, onun bilgilenme ihtiyacını da gözden uzak tutmuyor. Onu sürekli yalan furyalarına boğmaya çalışıyor. Şimdiye kadar bazıları ABD'yi genellikle ciddi bir ülke, Amerikan medyasını da objektif ve hadiselerin arka planlarının peşine düşen medya olarak yansıtmaya çalıştılar. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Amerika'daki medya organlarının çoğu istihbarat örgütleriyle ve toplumu yönlendirme amacıyla oluşturulmuş birtakım lobilerle birlikte çalışmaktadır. Bazen toplumun kitleler halinde bir yöne yönlendirilmesine ihtiyaç duyulduğunda aynı yalanın, kurgunun veya senaryonun bütün medya organları tarafından verilmesi sağlanmaktadır. Bu yalan furyası ise, tetkikçi bir anlayışa sahip olmayan kalabalık kitlelerin iddiaları veya kurguları ciddiye almasına sebep olmaktadır. Zaten yalan ve kurgu furyalarının oluşturduğu sanal bilgi denizine kendilerini gömenlerin, buradan başlarını çıkarıp farklı dünyalara uzanmaları zordur.

Bütün bu uygulamalar dediğimiz gibi Amerika'yı gittikçe bir demirperde ülkesi olmaya itmektedir. Evet dün komünist ülkeleri "demirperde ülkeleri" diye isimlendiren, kendisini hürriyetler ülkesi olarak niteleyen, hatta bu amaçla dünyaca ünlü "hürriyet heykeli"ni sembol olarak kullanan Amerika bugün iletişim alanında bir demirperde ülkesi haline gelmiştir. Konulan uygulamalar gittikçe siyasi alanda da onu demir perde ülkesi haline getirecektir. Son zamanlarda bilhassa Müslümanların Amerika'yı ziyaret etmek istemelerine karşı uygulanacağı açıklanan prosedürler bunu haber vermektedir. ABD yönetimi ülkesini bir demirperde ülkesi haline getirirken bir yandan da kendisine koza örmekte ve halkını bu kozanın içine kapatmaktadır.

Şantajcılığın Getirdiği Yalnızlık

Amerika bir yandan halkının dış dünyayla iletişimini zorlaştırarak adeta bir demirperde ülkesine dönüşürken bir yandan da diplomatik alanda bir yalnızlığa sürüklenmektedir. Bu duruma sürüklenmesinin en önemli sebebi ise şantajcı politika güderek dünya saltanatını ele geçirmeye kalkışması oldu. Bilindiği üzere ABD, Afganistan'a yönelik olarak başlattığı ve tamamen kendi çıkar hesaplarına dayanan askeri operasyona dünya ülkelerinin desteğini sağlamak amacıyla sürekli terör kavramından yararlanmaya çalışmış ve: "Ya bizden yanasınız, ya da terörden" mesajını vermişti. Aslında bu, Amerika'nın tüm dünyaya gözdağı mesajı vermesi anlamına geliyordu. Amerika'nın bu tutumu değişik ülkeleri ve çevreleri rahatsız etti. O, bu şantajcı tutumunu sonraki dönemlerde de sürdürdü. Ama onun bu tutumunun kendisini yalnızlığa ittiği artık bariz bir şekilde görülmektedir. Irak konusunu uzun süreden beridir gündemde tutmasına rağmen İngiltere ve İsrail'den başka hiçbir devlet operasyon planına destek vermiyor. Bazı ülkeler destek vermedikleri gibi karşı çıkıyorlar. Son zamanlarda Rusya bu karşı tavrını fiiliyata dönüştürme yoluna da gitti ve Irak'la 40 milyar dolarlık ekonomik işbirliği anlaşmaları imzalamak için düğmeye bastı. Rusya'nın Irak'la böyle geniş çaplı anlaşmalar imzalaması Amerika'nın operasyon planını belki suya düşürebilir ki gidişat da onu gösteriyor. Arap dünyasında en yakın dostu ve destekçisi olarak gördüğü Suudi Arabistan'la bugün arası iyice açılmış durumda. Gelişmeler Suud-ABD anlaşmazlığının günden güne büyüyeceğinin işaretlerini veriyor.

ABD'nin yalnızlığa itilmesi bir yandan da onun gücünün aslında gösterildiği kadar olmadığını, dolayısıyla ona karşı gelmenin sanıldığı kadar büyük bir külfetinin olmayacağını ortaya çıkarıyor. Bu gerçeğin ortaya çıkması ise onun politikasından hoşlanmayan ama karşı gelmekten de çekinen bazı ülkeleri cesaretlendiriyor. Bu itibarla biz yakın gelecekte ABD'nin daha da yalnızlığa itileceğini sanıyoruz. Dolayısıyla siyaset meydanında tutunabilmek için Amerika'dan icazet alınması gerektiği kanaatini yersiz ve gereksiz görüyor, bağımsız politikalar geliştirilmesini tavsiye ediyoruz.