14 Mayıs 2002 Salı, Cuma dergisi
Bu sıralarda Hindistan'la ABD bir ortak askeri tatbikat yapıyor. Tatbikatla ilgili haberlerde bunun uzun bir aradan sonra gerçekleşen ortak askeri tatbikat olduğuna dikkat çekiliyor. Oysa ABD'nin Hindistan'la askeri işbirliği uzun süreden beridir kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Hatta Hindistan'ı Çin'e karşı bir uzak karakolu gibi görmektedir. Fakat bu işbirliğinde ağırlıklı olarak İsrail kanalı kullanılmaktadır. Hatta İsrail'le Hindistan'ın askeri yönden neredeyse iç içe girdiklerini söylemek mümkündür. Keşmir savaşında İsrail uzmanlarının fiilen görev yaptıkları zaman zaman gündeme gelmektedir. Hindistan ile İsrail, zulüm ve vahşette de birbirine benzemektedir. Hindistan'da son dönemde üç aydan beridir Müslümanlara yönelik katliamlar gerçekleştiriliyor. Bunun temelini ise Babür Camisi'nin Hindular tarafından yıkılması sebebiyle ortaya çıkan problem oluşturuyor. Fakat Filistin'de İsrail işgal devletinin sergilediği büyük vahşet Hindistan'da yaşananları gölgede bıraktı. Biz bu konuya Cuma dergisinin 15 Mart 2002 tarihinde çıkan sayısında yayınlanan yazımızda temas etmiştik. Fakat o tarihten buyana Hindu vahşeti ve Müslümanlara yönelik katliamlar durmadı.
Hindistan'da bunlar yaşanırken ABD'nin Pakistan'a yönelik bir saldırı planından söz ediliyor. Gerekçe yine bitmez tükenmez "el-Kaide örgütü"yle ilgili iddialar. Artık ABD bütün saldırgan politikalarına ve sergilediği vahşet uygulamalarına potansiyel gerekçe buldu. Bu gerekçeyi kullanarak dünyayı yakmaya kalksa bile kendini haklı gösterebileceğine inanıyor. Fakat bizim gördüğümüz kadarıyla İsrail işgal devletinin bütün dünyanın ilgi odağı olması sebebiyle işgalci siyonistlerin uluslararası platformda diplomatik ve ekonomik yönden sıkıştırılması onu bütün yönleriyle himaye eden ABD'yi rahatsız ediyor. Bu yüzden de ABD dikkatleri başka yönlere çekmeyi ve işgalci siyonistleri rahatlatmayı planlıyor. Tam Pakistan'a yönelik tehditlerin gündeme geldiği sırada Hindistan-ABD ortak askeri tatbikatının yapılması ise Pakistan'a yönelik şantaj politikasının bir parçasını oluşturmaktadır. Zaten ABD saldırganlığının temeli şantaj politikalarına dayanmaktadır. Biz de bu gelişmelere paralel olarak Asya'nın bir çıban başı ve tüm komşularının baş belası olan Hindistan'dan kaynaklanan problemleri gündeme getirmek ve Hindistan'ın okuyucularımız tarafından biraz daha yakından tanınmasını sağlamak istedik.
Pakistan sürekli Hindistan tehdidi altındadır. Hindular başlangıçta Müslümanların ayrı bir devlet kurmalarına karşı çıkıyorlardı. Bu yüzden Pakistan'ın kurulmasından memnun kalmadılar. Günümüzde iki ülke arasındaki meselenin mihverini Keşmir sorunu oluşturmaktadır. Keşmir'in bir bölümü Pakistan yönetimindedir ve burası "Azad Keşmir (Özgür Keşmir)" olarak adlandırılmaktadır. Ancak önemli bir kısmı hala Hindistan işgali altındadır. BM Keşmir halkı arasında Pakistan veya Hindistan'dan hangisini tercih ettikleri konusunda bir referandum yapılmasını kararlaştırdığı halde Hindistan bu kararı uygulamadı. Öte yandan Keşmir'in bağımsızlığı için mücadele eden gruplar genellikle faaliyetlerini Pakistan'dan yürüttüklerinden dolayı Hindistan bu ülkeye karşı tavır almakta ve uluslararası kuruluşların Pakistan'a baskı yapmalarını istemektedir. Hindistan sahip olduğu nükleer silah gücüyle de Pakistan için bir tehdit oluşturmaktadır. ABD yönetimi Pakistan'ı atom bombası yapma çalışmalarından dolayı sürekli sıkıştırırken Hindistan'ın aynı yöndeki çalışmalarını görmezlikten gelmektedir.
İşgal altındaki Keşmir'in yüzölçümü 138.935 km2, nüfusu yaklaşık 9-10 milyon ve bu nüfusun % 80'i Müslümandır. Geriye kalan hindu nüfusun çoğunluğu da bölgeye sonradan yerleştirilmiş. Hindistan yönetimi Keşmir'i işgal altında tutabilmek için bu bölgede yarım milyon asker bulunduruyor. Askerlere Keşmir'deki bağımsızlık mücadelesini bastırmaları ve Müslüman halka göz açtırmamaları için her türlü yetki verilmiş. Çoğunluğu hindulardan oluşan ve Müslümanlara karşı özel bir kinle yetiştirilen askerler de kendilerine verilen yetkiyi sonuna kadar kullanarak insanları hunharca öldürüyor, sorumsuzca tutuklayıp işkence ediyor ve bazen de kadınlara tecavüz ediyorlar. Keşmir'deki hastaneler ve sağlık kuruluşları sürekli Hindistan askerlerinin saldırıları sonucunda yaralananlarla dolup taşıyor. Kısacası Hindistan askerleri Keşmirli Müslümanları zulmün her çeşidine maruz bırakıyorlar.
Bangladeş, 14 Ağustos 1947'de Hindistan'dan ayrılarak bağımsız bir devlet sıfatı kazanan Pakistan'ın doğu parçasını oluşturmaktadır. Gerçi aralarında sınır bağlantısı olmasa da 1971 iç savaşına kadar ikisi tek bir ülkeydi ve bugünkü Bangladeş, Doğu Pakistan olarak adlandırılıyordu. Hindistan'ın da etkin bir rol oynadığı 1971 iç savaşından sonra iki ülke ayrıldı ve Doğu Pakistan, Bangladeş adıyla ayrı bir ülke oldu. Hindistan, ayrılmanın gerçekleşmesi ve Pakistan'ın zor durumda kalması için savaşta Bangladeş'in yanında yer aldı. Hatta bazı hinduların ülkesine sığınmasını bahane ederek doğrudan müdahalede bulundu ve Bangladeş tarafına askeri yardım yaptı. Ancak daha önce Hindistan'dan ayrılarak bağımsız olması sebebiyle Pakistan'a karşı izlediği düşmanca politikayı ayrılma sonrasında aynen Bangladeş'e karşı da izlemeye başladı. Hindistan bu düşmanca tavrını çeşitli şekillerde açığa vurmaktan da çekinmedi. Örneğin Bangladeş'in kuzey kesimini sulayan Ganj ırmağının üzerine Farikka barajı adlı bir baraj yaptırarak ırmağın sularının yarısını kanalla bir başka bölgeye aktarmak suretiyle Kuzey Bangladeş'te kuraklığın baş göstermesine yol açtı. Hepsi bu kadar değil. Bilindiği üzere Bangladeş'te sık sık su baskınları olmaktadır. Bunda Bangladeş'in özellikle Bengal Körfezi'ne bakan güney bölgesinde akarsuların çokluğunun ve bu bölgenin denizden yüksekliği fazla olmayan ovalarla kaplı bulunmasının etkisi olmaktadır. Ancak son yıllardaki su baskınlarında maddi ve beşeri zararın yüksek olmasının sebebi Hindistan'dır. Çünkü daha önce Kuzey Bangladeş bitkilerle kaplı olduğundan kaynağını Himalayalar'dan ve Hindistan sınırları içinde kalan dağlık bölgelerden alan akarsuların ve özellikle Ganj nehrinin suyu yükselmeye başladığında yükselen suyun bir kısmını kuzeydeki bitkiler emiyor, böylece güneydeki maddi ve beşeri zarar daha az oluyordu. Ancak kuzeyde kuraklığın baş göstermesi bu bölgedeki bitkilerin kurumasına ve arazinin çoraklaşmasına yolaktı. Dolayısıyla çorak ve kuru arazi suyu emmeyip olduğu gibi güneye göndermektedir.
Bangladeş'teki sel felaketlerinin korkunç zararlara yol açmasının tek sebebi bu değil tabii ki. Hindistan yukarıda zikredilen büyük barajın dışında da bazı küçük barajlar yapmıştır. Hindistan bu barajları suya ihtiyaç olan dönemlerde doldururken suların arttığı dönemlerde de kapaklarını açarak Bangladeş topraklarına doğru akan akarsulardaki su oranının yükselmesine ve büyük sel felaketlerinin meydana gelmesine yol açmaktadır. Örneğin 1988'de Bangladeş tarihinde hiç benzeri görülmemiş bir sel felaketi yaşandı. Bu sel felaketinde 30 milyon insan evsiz kaldı (Bangladeş'in o yılki nüfusunun 110 milyon olduğu tahmin ediliyordu. Yani ülke halkının dörtte birden fazlası evsiz kaldı.) 1500 kişi de hayatını kaybetti. O zamana kadar ki su baskınlarında başkent Dakka önemli bir zarar görmezken o yılki sel baskınında Dakka tamamen sular içinde kaldı bu şehirde yaşayan 6 milyon kişinin tamamına yakını dışarıda kaldı. Buna ek olarak suların cadde aralarında yayılması ve pisliklerin sulara karışması, bunun sonucunda etrafa mikropların yayılması yüzünden binlerce insan çeşitli hastalıklara yakalandı.
Maldiv Adaları Cumhuriyeti, Güney Asya'da Hint Okyanusu'nun içinde ve Hindistan'ın güneybatısında yaklaşık 2000 kadar adadan meydana gelen, 240.000 nüfusa sahip ve halkının tamamı Müslüman olan bir ülke. Dünya Müslümanlarının pek çoğunun adını bile duymadığı bu İslam ülkesi sürekli Hindistan baskısı altındadır. İslam dünyasının parçalanmışlığı ve İslam ümmetini temsil edecek merkezi bir otoritenin bulunmaması Hindistan'a bu konuda rahat hareket etme fırsatı veriyor. Hindistan yönetimi Maldiv Adaları'nı sürekli etki altında tutmaya çalışmakta ve bu yüzden zaman zaman içişlerine müdahale etmektedir. Hatta bazen kendi adamlarını ve taraftarlarını yönetimde etkili konuma getirebilmek için doğrudan müdahalede bulunmaktan bile çekinmemektedir. Maldiv'in ordusunun bulunmaması ve askeri bir güce sahip olmaması Hindistan'ın işini kolaylaştırıyor. Hindistan Maldiv'i karıştırmayı amaçlayan eylemlerinde bazen Sri Lanka hükümetine karşı mücadele eden Tamil gerillalarını da kullanmaktadır. Görünüşte Hindistan'la Maldiv arasındaki ilişkiler iyidir ve sık sık karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilir. Ancak bu, Hindistan'ın siyasi baskısından ve Maldiv yönetimini etki altına almasından ileri gelmektedir. Hindistan 1988'de Maldiv'deki Me'mun Abdulkayyum yönetimine karşı düzenlenen bir darbe girişimini bahane ederek bu ülkeye asker gönderdi. Halen de bu ülkede askeri müsteşarlar bulundurmaktadır. Öte yandan Maldiv yönetimine baskı yaparak Pakistan ve Bangladeş'le diplomatik ilişki kurmasına engel olmaktadır. Hindistan, Maldiv için sürekli bir tehdit unsurudur.
Hindistan komşularından sadece İslam ülkeleriyle değil diğerleriyle de problemli. Örneğin halkının büyük çoğunluğu hindu olmasına rağmen kuzey komşularından Nepal'le çeşitli ekonomik ve siyasi meseleleri var. Nepal'in Hindistan yönetiminin baskılarına rağmen Çin, Pakistan ve bölgedeki diğer ülkelerle diplomatik ilişkileri başlatma kararı alması üzerine Hindistan bu ülkeye ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Nepal'in Hindistan baskısı karşısında direnmesi iki ülke ilişkilerinin iyice bozulması sonucunu doğurdu. Hindistan, kuzeydeki diğer komşusu Butan Krallığı'nı da sürekli siyasi baskı altında ve kendi iradesine mahkum halde tutmaya çalışmaktadır. Güneyde Hint Okyanusu içinde yer alan komşusu Sri Lanka'yı da kendi siyasi iradesine mahkum halde tutmaya çalışmaktadır. Bu amaçla, Sri Lanka'da ayrılıkçı Tamil gerillalarının yürüttüğü mücadeleden yararlanma yoluna gitti. Aslında Tamil gerillalarıyla dolaylı ilişkisi olduğu bilinen Hindistan, geçtiğimiz yıllarda Tamillerin savaşını bahane ederek Sri Lanka'da "barış ve düzeni (!)" sağlamak amacıyla bu ülkeye elli bin asker gönderdi. Tamil gerillalarının savaşını kendi siyasi çıkarları için istismar eden Hindistan'ın gönderdiği askerler ise bir "çekiç güç" rolü oynadılar. Hint askerleri, Tamil gerillalarıyla uğraşmak yerine, bu gerillalarla hiçbir ilgileri olmayan köylere, özellikle Müslüman köylerine baskınlar düzenleyerek kadın, çocuk demeden suçsuz günahsız insanları öldürüyorlardı. Yani Tamil gerillalarına rahmet okutacak zulümler işliyorlardı. Sonuçta gerçeği gören veya görmek zorunda kalan Sri Lanka hükümeti Hindistan'dan askerlerini çekmesini istedi. Ancak Hindistan yönetimi çeşitli siyasi tavizler koparmadan askerlerini bu ülkeden çekmeye yanaşmadı.
Hindistan en büyük Müslüman azınlığın yaşadığı ülke. Hindistan hükümeti Müslümanları sürekli baskı altında tutuyor. Öte yandan çoğunluğu oluşturan hinduların Müslümanlara yönelik saldırılarına ve eylemlerine göz yumuyor. Hükümetin bu tutumu Müslümanlarla hindular arasında zaman zaman kanlı çatışmaların ortaya çıkmasına yol açıyor. Olaylarda polis hinduların tarafını tuttuğundan hayatını kaybedenlerin veya yaralananların çoğu Müslümanlardan oluyor. Buna rağmen polis olaylardan sonra daha çok Müslümanları tutukluyor.