ABD Tükeniş Sinyalleri mi Veriyor?

Nisan 2002, Vuslat

Sovyet blokunun bir diğer adıyla doğu blokunun çöküşünden sonra ABD kendisinin dünya saltanatı kurması fikrine dayalı birtakım teoriler geliştirmiş ve bu teorileri hayata geçirebilmek için muhtelif yollara başvurmuştu. ABD'nin temsil ettiği anlayış ve uygarlık silaha dayandığından, bunun için en uygun yolun savaş ve silah tehdidi olduğunu düşünerek bütün dünyayı etkileyen bir Körfez Savaşı çıkarttı. Bunun gerekçelerini de Saddam diktatoryasını kullanarak kendi eliyle hazırladı. Fakat Amerikan yönetimi, geliştirdiği teorilerde şekillendirdiği ABD merkezli ve ABD sultasına tümüyle teslim olmuş bir dünya oluşturma konusunda istediği noktaya ulaşamadı. Bu yüzden 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilen ve hala gündemden düşmeyen saldırıların arkasından büyük bir atağa geçti. Bu atakta bütün dünya ülkelerini kendine mahkum etmek, peşine takmak ve istediği hedefleri vurma konusunda kendisine yardımcı olmalarını sağlamak istiyordu. Bu amaçla kapsamlı ve uzun sürecek bir savaşın içine girme düşüncesinde olduğunu da çok açık bir şekilde ifade etti. Savaşını yerine göre "teröre karşı mücadele", yerine göre "iyilerle kötülerin savaşı", yerine göre "sonsuz adalet", yerine göre de "haçlı seferi" olarak adlandırdı. Bu arada insanlığı iki safa ayırmak niyetindeydi. Dolayısıyla tüm dünya ülkelerine: "Ya bizden yanasınız ya da terörden!" mesajını vererek bu iki saftan hangisinde yer alacakları konusunda kararlarını vakit kaybetmeden vermelerini istedi. Tabii elindeki silah gücünü, bu gücün tehdit edici yanını sonuna kadar kullanmak suretiyle, ilan edilen savaşta ABD'nin yanında yer almamanın öyle kolay bir iş olamayacağı, böyle bir tercih yapanların kademeli şekilde tasfiye edileceklerini ima etmeye çalıştı. Tabii 11 Eylül olaylarının kitlelerde uyandırdığı nefret duygularının ve tepkilerin iyi değerlendirilmesi için de bütün medya organları seferber edildi. Bu yolla verilen savaşın aslında son derece haklı, isabetli ve yerinde bir savaş olduğu, dolayısıyla hiç kimsenin bu savaşta ABD'nin yanında yer almaya "hayır" deme hakkının olamayacağı intibaının uyandırılması hedefleniyordu.

İşte böyle bir havanın oluşturulduğu ortamda ABD yönetimi işe önce yıllardan beridir hedef gösterdiği, son derece tehlikeli bir "terörist" olarak lanse ettiği ve aynı zamanda 11 Eylül saldırılarının da birinci derecede sorumlusu olarak ilan ettiği Usame bin Ladin ile onu himaye eden Taliban yönetiminden başladı. Maceranın bu merhalesini anlatarak sözü uzatmaya gerek görmüyoruz. Bizim asıl gelmek istediğimiz nokta ABD'nin gazının hemen ikinci safhada bittiğini ortaya çıkaran Dick Cheney turu ve ona paralel olarak Avrupa'da ve Asya'da yaşanan gelişmeler.