ABD'nin "Terör" Anlayışı

Mart 2002, Ribat

Artık herkesin ağzında "11 Eylül" var. Geçtiğimiz ay Kudüs Müessesesi'nin II. Kongresi için Lübnan'ın başkenti Beyrut'a gitmiştim. Oraya dünyanın dört bir yanından insanlar gelmişti ve dünyadaki gelişmeleri tahlil ederken "11 Eylül"e özellikle vurgu yapma ihtiyacı duyuyorlardı. Yani 11 Eylül adeta insanların dilinde yeni bir milad oldu. Olaylar tahlil edilirken bilhassa 11 Eylül öncesi ve sonrasına vurgu yapılıyor. Tabii bunda medya organlarının büyük rolü var. Medya organları söz konusu olayların ardından oldukça geniş çaplı ve kapsamlı bir kampanya başlattılar. Bu kampanyada belli kavramların insanların zihinlerine iyice yerleştirilmesi için yoğun çaba sarf edildi.

Aslında tarihte bundan daha büyük olaylar yaşandı. Daha çok insanın hayatını kaybettiği, daha çok maddi zayiatın husule geldiği saldırılar gerçekleştirildi. Ama hiçbirinin etrafında bu kadar yaygara koparılmadı. Bu kadar süre medya kampanyası yürütülmedi. Bu medya kuşatması yüzündendir ki Amerikan politikalarına taraftar da olsa karşı da olsa herkes bu olaylar etrafında bir görüş beyan etme, bu olaylarla bağlantılı diğer gelişmeleri tahlil etme ihtiyacı duymaktadır. Bunun sebebi ise 11 Eylül saldırılarının yol açtığı sonuç değil Amerika'nın bu sonuçlar etrafında geliştirmek istediği politikadır. Bu durum da zaten olayların arka planı hakkındaki şüpheleri artırmaktadır.

ABD söz konusu olayların hemen ardından "Teröre Karşı Mücadele" bayrağını açtı. Fakat ne kadar ilginçtir ki "terör" ithamını daha çok ABD'nin bütün dünya üzerinde saltanat kurma çabasına itiraz eden devletleri hizaya getirmek için kullanmaktadır. Bu yüzdendir ki ABD'nin son dönemde hedef gösterdiği ülkelerin ortak özellikleri terörle irtibatlarının olması değil ABD sultasına itiraz etmeleridir.

Bu durum bizi bundan yıllar önce Doğu blokunun çökmesinden sonra ABD'nin ortaya attığı tek kutuplu dünya teorisine veya diğer adıyla "Yeni Dünya Düzeni" teorisine götürmektedir. Hatta o tarihte bu teorinin felsefi altyapısının oluşturulması amacıyla yazılan kitaba da "tarihin sonu mu?" adı verilmişti. Bununla kastedilen tarihteki geleneksel sürecin sona ermek ve yeni bir dönemin başlamak üzere olduğu iddiasıydı. ABD yönetimi Irak'a karşı gerçekleştirilen Körfez Savaşı'nda bu teorisini pratiğe geçirmeyi ve bütün dünya ülkelerini ABD'nin çevresinde toplanmaya, onun emirlerini kabullenmeye mecbur etmeyi hedeflemişti. Savaş süresince ve savaşın getirdiği o ilk sıcak havada bu kısmen oluştu. Ama daha sonra şartlar yeniden değişmeye ve ABD sultası zayıflamaya başladı. İşte bu yüzden ABD bütün dünya ülkelerini kendi etrafında toplanmaya ve onun istekleri doğrultusunda hareket etmeye zorlamak için yeni bir kampanya başlatmaya ihtiyaç duydu. İşte bu da "teröre karşı mücadele" bayrağının açılmasıyla gerçekleştirilecekti. Ancak böyle bir kampanyanın etkili, bu kampanya doğrultusunda yürütülecek medyatik faaliyetlerin ikna edici, pratiğe yansıyacak işlerin de kabul görücü olabilmesi için bütün dünyayı temelden sarsacak bir olaya ihtiyaç vardı. İşte 11 Eylül olayları bu rolü oynadı. Gelişmenin bu seyri söz konusu olaylar etrafında tereddütler oluşmasına sebep olmaktadır. Tabii ki bunlar, siyasi tahlillerin ortaya çıkardığı tereddütler. Bunun yanı sıra bu tereddütleri haklı kılan daha birçok maddi ve akli unsur bulunmaktadır. Biz bunları muhtelif yazılarımızda ortaya koymaya çalıştık. Bu yazının konusu 11 Eylül olayları etrafındaki tereddütlerin gerekçelerini ortaya koymak olmadığından söz konusu unsurları sıralamaya gerek görmüyoruz.

ABD, "teröre karşı savaş" bayrağını açmasından sonra ilk olarak Afganistan'a yüklendi. Aslında en önce Afganistan'a yüklenilmesinin sebebi sadece, bu ülkedeki yönetimin ve bu yönetimin himaye ettiği Usame bin Ladin'in hareketinin 11 Eylül olaylarıyla irtibatlandırılması değil, Afganistan'a yönelik bir operasyonun önünde çok fazla bir engel olmamasıydı. Yani ABD'nin Afganistan'da askeri yönden başarılı olmasını sağlayacak muhtelif sebepler bulunuyordu. Her şeyden önce bu ülkede devam eden bir iç savaş vardı ve bu savaşta muhalif güçlerin desteklenmesi dengelerin bir anda değişmesini sağlayacak dolayısıyla hedef alınan tarafın çok hızlı bir şekilde çökertilmesi mümkün olacaktı. Ayrıca Afganistan'da hedef alınan tarafa uluslararası platformda kimsenin sahip çıkmayacağı tahmin ediliyordu. İşte bu yüzden ABD, Afganistan'da elde edeceği sonucu bir başarı örneği olarak göstermek ve bu ülkede hedef alınanların içine düştükleri durumu, daha sonra hedef gösterilecekler açısından bir ibret örneği olarak sunmak istiyordu. Bu ülkeden esir alınıp Küba'daki askeri üsse götürülen şahıslara yapılan kötü muamelelerle ilgili görüntülerin medya organlarına dağıtılmasındaki amaç da buydu. Fakat daha sonra dünya kamuoyundan tepki gelmesi ve bazı ülkelerin de itiraz etme ihtiyacı duymaları üzerine ABD: "Biz bu görüntüleri medyaya dağıtmakla hata ettik" diyerek işi geçiştirme yolunu seçti. Fakat asıl amacın gerçekleştiğine, diğerlerine gözdağı verildiğine inanılıyordu.

ABD şimdi cepheyi genişletmeye çalışıyor. Birinci sırada hedefe konulan ülke ise Irak. Ama ABD bir yandan da "şeytan üçgeni", "şer ekseni" vs. gibi yeni yeni kavramlar ortaya atarak kendisine uzun vadeli hedefler belirlemeye, hedefe yerleştirilmesi planlananların tümüne göz dağı vermeye çalışıyor. ABD'nin "terör" kavramını kullanarak başlattığı bu son saldırı kampanyasında hedefin sadece bir dünya saltanatı oluşturmak olduğunu, işte bu saltanatın oluşturulmasına karşı engel teşkil edenlerin törpülenmesine çalışıldığını görüyoruz. Ama gidişat ABD yönetiminin bu işte oldukça ahmakça hareket ettiğini ve bir yandan engelleri temizlemeye çalışırken diğer yandan karşısına yeni engeller çıkardığını gösteriyor.

ABD'nin Irak konusunda yavaştan almasının sebebi etrafına toplamaya çalıştığı ülkelerden gelen itirazlardır. Bu itirazların amacı Irak'ı veya Saddam'ı himaye etmek değildir. Bu itirazlar, gerçekte ABD'nin gerçekleştirmek istediği dünya saltanatına karşı itirazlardır. Başta bazı Avrupa ülkeleri ve Rusya olmak üzere birçok dünya ülkesi ABD'nin "terör" kavramına dayanarak başlattığı saldırı kampanyasının asıl amacının ne olduğunu çok açık bir şekilde görmüştür. ABD'nin istediği sonuca ulaşmasının ise dünyada ulusal egemenliklerin tümünün zincire bağlanması ve bütün dünyanın ABD egemenliğine girmesi gibi bir sonuç doğuracağı bellidir. Aslında ABD'nin bir dünya saltanatı kurması için muharrik unsur görevi yapanların da asıl amaçları bu saltanatı kendi ideolojik emelleri için kullanmaktır. İşte işin bu yönünü düşündüğümüz ve biraz derinine indiğimiz zaman siyonizmin çirkin, fitneci, insanlık düşmanı ve saldırgan yüzüyle karşılaşıyoruz.

Ama gidişat, "terör" kavramı etrafında koparılan fırtınanın bir yandan da ABD'yi tükettiğini gösteriyor. Fransa Dışişleri bakanı Hubert Vedrine'in açıklamaları ABD'yi bayağı şaşırttı. Bu yüzden ABD Dışişleri bakanı Vedrine'in mizah yaptığını ileri sürdü. Ama çok geçmeden Almanya Dışişleri bakanı Fisher de ABD'nin Irak'la ilgili politikalarına itirazlarını dile getirdi ve: "ABD eğer Irak'a karşı bir şeyler yapmak istiyorsa kendine güvenmek zorundadır" dedi. Bu: "Biz Irak'a karşı bir operasyonda ABD'nin yanında yer almak istemiyoruz" mesajı niteliğindeydi. İşte bu açıklamadan sonra ABD adına: "Biz bir şey yaparken müttefiklerimizi de yanımızda görmek istiyoruz ama gerekirse Irak işini tek başımıza da halledebiliriz" şeklinde bir açıklama yapılmasına gerek görüldü. Rusya cumhurbaşkanı Putin de itirazını dile getirmekten çekinmedi ve: "Teröre karşı savaş listesinde Irak yoktu" ifadesini kullandı. Benzer itirazlar ABD'nin "şer ekseni" teorisine binaen hedef gösterilen Kuzey Kore konusunda da ortaya çıktı. Kısacası ABD saldırgan politikasında gittikçe yalnızlaşmaktadır. Bu ise bir çöküşün başlangıç işaretleridir. ABD'nin balistik füzelerin önlenmesiyle ilgili anlaşmadan çekilmesi de muhtelif ülkelerin tereddütlerine ve itirazlarına sebep olmuştu.

Sonuç olarak şunu ifade edelim ki bu dünyada hiç kimsenin sultası ebedi değildir. Yarın ortaya çıkacak gelişmeler ABD'nin biraz daha yalnızlaştığını gösterebilir. ABD'nin sürekli himaye ettiği ve koruduğu siyonist vahşet de bir çöküş ve çürüme içindedir.