ABD Güdümlü Dünya

1 Mart 2002 Cuma, Vakit

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ABD "tek kutuplu dünya" fikrine dayalı birtakım teoriler geliştirmeye başlamıştı. Irak'a karşı bütün dünyanın ABD etrafına toplanması suretiyle gerçekleştirilen Körfez Savaşı'nın amaçlarından biri de bu doğrultudaki teorilerin hayata geçirilmesiydi. Daha sonra Afrika kıtasıyla ilgili projelerin hayata geçirilmesi için gerçekleştirilen ve adına Umut Operasyonu denilen Somali'ye yönelik askeri operasyonun amaçlarından da biri buydu.

ABD dünya saltanatı kurma konusunda askeri operasyonların yanı sıra medya gücünden de yararlanmaya çalıştı. Bu sayede ABD'nin gücü oldukça abartıldı. Sürekli ABD'nin, istediği her şeyi yapabilen bir devlet olduğu ve bütün dünya ülkelerinin ve toplumlarının ona mahkum olduğu imajı verilmeye çalışıldı. Oysa Somali operasyonu ABD açısından tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Son Afganistan operasyonundaki başarısı da kendi askeri gücünden ziyade Afganistan'ın kendi içinde yaşadığı şartlardan kaynaklanıyordu. ABD bu ülkedeki iktidar kavgasını kendi hesabına değerlendirmek suretiyle başarılı olabildi. Aksi takdirde belki Sovyetler Birliği'nden daha perişan bir duruma düşebilirdi.

Gelişmeler ABD'nin pürüzsüz bir dünya saltanatı kurma hayallerini gerçekleştirmesinin zorlaşmaya başladığını gösteriyor. Irak operasyonu konusunda dost bildiği ülkelerden söze gelir bir destek görememesi bunun bir işaretidir. Muhtelif ülkelerin Irak'a yönelik itirazlarının sebebi Irak halkına insaf etmeleri değil ABD'nin dünya saltanatı planlarından rahatsız olmalarıdır. Eğer ki insaf onların politikalarında yönlendirici bir etken olsaydı Afganistan'a yönelik vahşi operasyona da itiraz etmeleri gerekirdi. Bugün siyonist işgalcilerin Filistin topraklarında gerçekleştirdikleri vahşi katliamlara da şiddetle karşı çıkmaları gerekir. Ama onlar için önemli olan çıkar hesaplarıdır.

ABD'nin Irak'a yönelik askeri operasyon planlarına karşı sesler yükselince ABD yetkilileri: "Gerekirse biz bu işi tek başımıza da yaparız" demeye başladılar. Ama tek başlarına yapmalarının o kadar da kolay olmayacağı anlaşılıyor. En azından bölgedeki bazı ülkelerden lojistik destek almaları gerekiyor. İşte bu noktada Türkiye büyük bir ehemmiyet arz ediyor. Çünkü Arap ülkelerindeki yönetimler her ne kadar halklarıyla barışık olmasalar da son dönemde anti-propaganda faaliyetlerinde sürekli "Ortadoğu kökenli" nitelemesinin hedefe yerleştirilmesinden rahatsız görünüyorlar. Ayrıca ABD saldırganlığının hedefinin sadece Irak olmadığını, dolayısıyla tehlikenin kendilerine doğru yanaştığını biliyorlar. İran'ın ise ABD'nin bölgeye asker sokmasına bile karşı olduğu bilinmektedir. Bu durum karşısında Türkiye'nin vereceği lojistik desteğin kıymeti artmaktadır. Ama bu desteğin Türkiye'yi de zora sokacağı kesindir.

Eski Bush ABD ile birlikte dünyanın neredeyse yarısını Körfez'de bir maceraya sürükledi. Bu hadise insanlığa çok şey kaybettirdi. Şimdiki Bush yani oğul Bush, arkasındaki siyonist lobilerin de tahrik ve teşvikleriyle yeni yeni macera kapıları açmaya çalışıyor. Ama kendilerinden destek istediği önemli ülkelerin yöneticileri: "ABD eğer bir şey yapacaksa kendine güvenmelidir" demeyi tercih ediyorlar. Yani onunla birlikte maceraya sürüklenmeye taraftar görünmüyorlar. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı ABD'nin gücünü ve tehditlerini büyütmenin yersiz olduğunu düşünüyoruz.