ABD'nin Esirleri

ABD Savunma bakanı Afganistan'da esir edilip Küba'daki Guantanamo askeri üssüne götürülen esirlerle ilgili açıklamasında bu esirlerin aslında hiçbir haklarının olmadığını ama yine de kendilerinin onlara savaş hukukuna göre muamele edeceklerini söyledi. Bu açıklama ABD'nin aslında onları insan yerine bile koymadığını ama buna rağmen yine de kendilerine savaş hukukuna göre muamele etme lütfunda (!) bulunacağını ifade etmeye çalışıyordu. Bu açıklama gerçekte ABD'nin değer ölçülerini ortaya koyması açısından dikkat çekicidir. Gerçekte ABD bizzat kendisi bu insanların yurtlarına veya yaşadıkları topraklara kadar uzanmış, kendilerine karşı vahşi saldırılar gerçekleştirmiş, sonra da onları yaşadıkları topraklarda esir ederek esir kamplarına taşımıştır. Yani ABD saldırgan, mütecaviz taraf durumundadır. Hal böyleyken ABD onları hiçbir hakka sahip olmayan esirler olarak görmektedir. Tabii ki ABD yetkilileri bu sözleri sarf etme cesaretini sahip oldukları maddi güçten alıyorlar. Ahlaki açıdan kendilerini sınırlayan herhangi bir değer ve kural tanımadıklarından, dünya kamuoyunun gözlerini yanıltmaya yetecek birtakım yalanlar uydurarak istediklerini konuşma ve üstelik söylediklerinden daha fazlasını da yapma cüreti gösterebiliyorlar.

ABD Savunma bakanının Afganistan'dan toplanan esirlere "yine de savaş hukukuna göre muamele edileceğini söylemesine" rağmen onlara hiç de savaş hukukuna göre muamele edilmedi. Bu sözlerin sarf edilmesinin üzerinden sadece birkaç gün geçmeden ABD'nin onlara insan muamelesi bile yapmadığı, vahşice işkence ettiği, kendilerini zincirlere bağladığı, kollarını arkadan bağlayarak diz çökmeye zorladığı ve bunun dışında birçok vahşi işkence yaptığı ortaya çıktı. Öyle ki dün Afganistan'a yönelik insanlık dışı saldırısında ABD'ye destek veren Avrupa Birliği bile bu muameleye tepki gösterme ihtiyacı duymuştu. Hatta ABD'nin içinden bile birçokları bu uygulamayı tenkit etme zorunluluğu hissetti.

Bu hadisenin bir başka dikkat çekici yanı da şuydu: Afganistan'dan toplanıp götürülen esirlere bu muameleyi yapan devlet, her yıl insan hakları raporları tutan, ülkeleri bu raporlara göre kategorilere ayıran ve listeler çıkaran ABD'ydi. Bu olay ABD'nin aslında söz konusu raporları kendi kirli çamaşırlarını gizlemek için tuttuğunu, gerçekte insan hakları ihlallerini ortadan kaldırma gibi bir amaç gütmediğini ortaya çıkardı. Zaten ABD'nin söz konusu raporları hazırlarken izlediği çifte standartçı ve siyasi çıkar hesaplarını esas alan tutum, onun gerçek niyetini ortaya koymaktadır. Ama dünya kamuoyunun dikkatlerine sunulan görüntüler de ABD'nin söz konusu raporlardaki samimiyetsizliğini ve gerçekçilikten son derece uzak olduğunu fiilen gözler önüne serdi.

Bu hadiseyle ilgili ilginç bir gelişme de Amerika'ya yönelen tenkitler sebebiyle ABD Savunma bakanının yaptığı açıklama oldu. ABD Savunma bakanı: "Keşke bu fotoğrafları medyaya dağıtmasaydık!" şeklinde bir açıklama yaptı. Belli ki ABD bu fotoğrafları, psikolojik yıpratma savaşının malzemesi olarak kullanmak amacıyla dağıtmıştı ve Afganistan'dan götürülen esirlerin başlarına gelenler, savaşın hedefi olarak seçilen başka kişiler için ibret vesilesi olsun istiyordu. Ama şiddetli tenkitlere maruz kalınca: "Keşke bu fotoğrafları hiç medyaya dağıtmasaydık!" diyerek pişmanlığını ortaya koydu. Ne var ki ABD Savunma bakanı yapılan muamelelerin fotoğraflarını dağıtmaktan pişmanlık duyduğunu ifade ettiyse de: "Keşke o esirlere bu muameleleri yapmasaydık" şeklinde bir pişmanlık ifadesi kullanma ihtiyacı duymadı. Çünkü o bu vahşeti sahipleniyordu.

ABD yönetimi Afganistan'dan alınıp götürülen esirlere bu muameleleri yaparken bir yandan İslam aleminde adeta bir insan avı başlattı. Bu amaçla Bosna-Hersek'te bazı Müslüman gençlerin el-Kaide örgütüyle ilişkilerinin olduğunu iddia ederek bu gençlerin tutuklanıp cezalandırılmasını istedi. Bosna-Hersek'teki yargı mekanizması yaptığı soruşturma sonucunda bu gençler hakkındaki suçlamaları ispat etmeye yarayacak herhangi bir delil bulamadığı gerekçesiyle beraatlarına karar verdi. Ne var ki ABD vahşeti Bosna-Hersek'teki mahkemenin kararını nazarı itibara almayarak bu gençlerin kendisine teslim edilmesini istedi. Bosna-Hersek ise ABD'nin son dönemlerde yürüttüğü geniş kapsamlı haçlı seferinde hedef olmaktan korktuğu için, halktan gelen tepkilere rağmen söz konusu gençleri ABD askerlerine teslim etme ihtiyacı duydu. Bu gelişme Amerika'nın savaşının aslında teröre değil İslam'a karşı bir savaş olduğu gerçeğini gözler önüne seren bir gelişme oldu.