2 Şubat 2002 Cumartesi, Vakit
ABD, çift kutuplu dünya senaryosunun bitmesinden sonra "Yeni Dünya Düzeni" adıyla bir dünya sultası oluşturmaya çalıştı. Bunu oluştururken bütün dünya devletlerinin kendine bağlı ve mahkum olmaları için zemini oluşturma çabalarını da başlattı. Körfez Savaşı bu yöndeki çabaların pratiğe yansıtılması amacı taşıyan gelişmelerden biriydi. Bu yüzdendir ki Körfez Savaşı'nın hem sebeplerini hem de gerekçelerini hazırlama konusunda ABD aktif rol oynamıştır. ABD aynı zamanda kendisini tüm uluslararası meselelerde karar mercii olarak kabul ettirebilmek için muhtelif yollara başvurdu. Her yıl "Terör Örgütleri" ve "Terörü Himaye Eden Ülkeler" başlığı altında listeler yayınlaması, yine her yıl ülkeler hakkında insan hakları ihlalleriyle ilgili raporlar hazırlaması bu amacı taşımaktadır. Ayrıca tüm ikili meselelere hakem, arabulucu, görüşmelerin ev sahibi veya benzeri sıfatlarla müdahil olmakta, ama bu müdahaleyi yaparken kendine daha yakın gördüğü tarafın çıkarlarını gözeterek onun üstün çıkmasını sağlamak için gereken her şeyi yapmaktadır. Örneğin Filistin meselesiyle ilgili tüm görüşmelere ve anlaşmalara müdahale etmiş, hepsinde de işgalci siyonistlerin çıkarlarını gözetmiştir. Aynı şey Keşmir meselesi açısından da vuku bulmuştur. Bu meselede Keşmir halkının ve Pakistan tarafının haklı olmasına rağmen, ABD sürekli Hindistan'ın yanında yer aldığından Pakistan tarafı haklılığını ortaya koyamamakta, dolayısıyla Keşmir meselesi hakkında BM teşkilatının bundan yıllar önce almış olduğu karar uygulamaya geçirilememektedir.
ABD son zamanlarda dünya sultasını güçlendirmek amacıyla bir korku hegemonyası oluşturma çabası içine girdi. Bu korku hegemonyasının bazı ön denemeleri muhtelif İslam ülkelerinde, iç sistemlerde denendi ve saltanatın güçlendirilmesi, muhaliflerin sindirilmesi açısından beklenen sonucu verdiği görüldü. İşte bundan dolayı Müslüman halkların kobay olarak kullanıldığı bu denemelerden alınan sonuçların global alana taşınması ve ABD'nin dünya sultasının güçlendirilmesi için geniş çaplı bir korku hegemonyası oluşturulmasına çalışılmaktadır. Bunun için de ağırlıklı olarak psikolojik yıpratma savaşından yararlanılıyor. Bu amaçla ABD'nin her yönden güçlü ve istediğini yaptırabilecek imkanlara sahip bir ülke olduğu imajı verilmeye çalışılıyor. Ayrıca birtakım ibretamiz uygulamalara başvurularak, "istenileni yapmazsanız, sizin de başınıza gelecek olan budur" mesajının verilmesi isteniyor. Nitekim Nazi döneminde Hitler yönetiminin adamları öldürdükleri bazı yahudilerin cesetlerini kamyonetlerin arkasına atıp caddelerde dolaştırıyor ve yahudilere: "Buraları terk etmezseniz sizin de başınıza gelecek olan budur!" ilanı yapıyorlardı. Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulması için gerekli insan potansiyeli de işte bu sayede oluşturulmuştu ki Roger Garaudy'nin "İsrail'i Kuran Efsaneler" kitabında anlatmak istediği de budur.
Son Afganistan hadisesinde ABD'nin korku hegemonyası oluşturma çabalarının önemli yansımalarını görüyoruz. Bu saldırının hemen arkasından belli İslam ülkelerinin hedefe yerleştirilmesi ve: "Sıra sizde" denilmesi bu hegemonyanın güçlendirilmesi amacına yöneliktir. Guantanamo üssüne götürülen esirlere yapılan muamelenin görüntülerinin medyaya dağıtılmasının amacı psikolojik yıpratma savaşının malzemelerini oluşturmak ve korku hegemonyasının hedeflediği muhaliflere: "Başınıza gelecek budur" mesajı vermekti. Ama tepkiler ABD'yi biraz tavır değiştirmeye zorladı. Yine de ABD amaçladığını büyük ölçüde gerçekleştirdi.
ABD'nin korku hegemonyasının daha başka muhtelif unsurları da bulunmaktadır. Ancak Allah izin verirse biz bu unsurları bir makalede değil de biraz daha kapsamlı bir yazıda ele almaya, bu hegemonyadan etkilenmemek için neler yapılması gerektiği konusunda da görüşlerimizi arz etmeye çalışacağız. Yüce Allah'ın bizi buna muvaffak kılması dileğiyle.