ABD Vahşeti Her Yerde

19 Ocak 2002 Cumartesi, Vakit

ABD, "terörle mücadele" iddiasıyla her tarafta terör estiriyor. Afganistan'dan yüzlerce genci vahşi ve ilkel usullerle toplayıp zincirlere bağlayarak Küba'da işgal yoluyla hakimiyeti altına aldığı toprak parçasındaki askeri üsse taşıdı. ABD Savunma bakanı hiçbir utanç duygusu hissetmeden bu gençlerin hiçbir hakları olmadığını ama kendilerinin gene de onlara savaş hukukuna göre muamele yapacaklarını söyledi. Bu sözler, ABD'nin o gençleri insan yerine bile koymasına gerek olmadığını, onlara her türlü muameleyi yapmasının mümkün olduğunu ama ABD'nin lütuf gösterip yine de savaş hukuku muamelesi yapacağını ifade ediyor. Böylece ABD yönetimi sergilediği vahşeti bir tür lütuf olarak gösteriyor. Oysa ABD'nin o gençlerin yaşadığı ülkede bir hakları mı vardı ki gitti de üzerlerine havadan bombalar yağdırdı. Binlercesini bu bombalarla öldürdü. Sağ kalanları da karadan toplayıp zincirlere vurarak tam bir vahşetle karşı karşıya gelecekleri yere götürdü. Üstelik ABD bunu yaparken kendisini herhangi bir makama ve topluma karşı sorumlu görmediğinden oldukça rahat hareket edebileceğini düşünüyor.

Bu gelişmelerin ardından, ABD vahşeti dünyanın değişik ülkelerinde tam anlamıyla bir insan avına başladı. İslam coğrafyasındaki ülkelerin tam olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığa sahip olamamaları ise ne yazık ABD'nin bu insan avını kolaylaştırmaktadır. ABD, güdümündeki medya organlarını da kendi direktiflerini yerine getirmeyen ülkeleri zora sokmak için çok iyi değerlendiriyor. Örneğin herhangi bir ülkenin istediği kişileri kendisine teslim etmemesi durumunda onu terörü himaye eden ülke olarak gösterip aleyhine propaganda faaliyeti yürüteceği tehdidinde bulunuyor. Ekonomik ve siyasi yönden köşeye sıkıştırma tehditleri ise cabası. Bizim tahminimize görü Bosna-Hersek polisinin geçtiğimiz günlerde bazı Arap gençleri ABD askerlerine teslim etmesinde bu tür tehditlerin rolü olmuştur. Aksi takdirde bu ülkedeki adli mekanizmanın suçsuz bulduğu ve haklarında, ABD'nin iddia ettiği gibi el-Kaide adı verilen örgütle ilişkili olduklarına dair herhangi bir delil bulunamadığını söylediği kişileri ABD vahşetine teslim etmesi mümkün değildi.

Şimdi ABD vahşetinin, göze batan kişileri kendi öz yurtlarından alıp esir kamplarına götürmesi veya kendi ülkelerinin yönetimleri tarafından zindana atılmalarını sağlaması için kullanabileceği bir araç var: Onların Usame bin Ladin'in örgütüyle ilişkili olduklarını iddia etmek. ABD için bu iddianın ispat edilmesi önemli değildir. Zaten 11 Eylül olaylarının arkasında kimlerin olduğu sorusuna da ABD ikna edici bir cevap verebilmiş değildi. Halen de bu konu aydınlığa kavuşmuş değildir ve ABD halkından araştırmacı kesimin bu konudaki iddialara tereddütle yaklaştığını sanıyoruz. İspat ve delil ABD açısından anlam taşısaydı Bosna-Hersek'teki gençler hakkında ortaya atılan iddiaların ispat edilememesi de bir anlam taşır ve saldırgan Amerika onları yaşadıkları topraklardan uluslararası şiddet ve tehdit metotlarını kullanarak alıp esir kamplarına götürmeye kalkışmazdı.

İnsanlığın ABD vahşetine karşı sesini yükseltmesi gerekir. Çünkü bu vahşetin yarın kime dokunacağı, kime zarar vereceği bilinemez. Bu vahşetin dayandığı herhangi bir ilke, uyduğu herhangi bir kural bulunmamaktadır. ABD'deki yönetime hala ilkel kovboy zihniyeti, 11. yüzyılın haçlı anlayışı hakimdir. Bu eşkıyalıktan hem fertler, hem siyasi oluşumlar hem de devletler büyük çapta zarar görüyor. Bugün hiçbir haklı gerekçe olmaksızın Irak'ı tehdit eden uluslararası şiddetin yarın hangi ülkeyi tehdit edeceği bilinemez. Çünkü bu konuda da uyulan bir ilke ve kural yoktur.