ABD, Terörü İçinde Barındırıyor

7 Ocak 2002 Pazartesi, Cuma dergisi

ABD güya "teröre karşı savaş" için sefere çıktı. Aslında bu çıktığı seferin bir haçlı seferi olduğunu başkan oğul Bush ağzından kaçırdı. ABD terörün kaynağının İslam dünyasında olduğu imajını vermek amacıyla "teröre karşı savaş" başlığı altında yürüttüğü haçlı seferinde sürekli İslam dünyasını hedef gösteriyor. İnsanlarının hala günlük ekmeklerini bulmakta zorluk çektikleri ve insanlığın da kendi haline terk ettiği Somali'yi terörün barındığı ülkeler arasında gösteriyor. Oysa yaşanan olaylar terörün asıl kaynağının ABD'de olduğunu göstermektedir. Üstelik ABD'deki terörün genellikle ideolojik kimliği de yoktur. Sadece ABD yönetiminin ısrarla himaye ettiği siyonist terör örgütlerinin ideolojik kimlikleri bulunmaktadır. Diğerleri terörü bir zevk alma ve stres atma biçimi olarak algılamaktadırlar. Bunda da özellikle bu ülkede yaygın olarak seyredilen filmlerin, inanç değerlerinin zayıflamasının ve eğitim sisteminin önemli rolü olmaktadır. Bu itibarla ABD'de barınan terör çok daha tehlikeli bir terördür. Zira ideolojik kimlikli terör kendisiyle pazarlık edilmesi mümkün olan bir terördür. İdeolojik hedefleri için şiddete başvuranlar belirledikleri hedeflerine kısmen de olsa ulaştıkları zaman şiddeti terk edebilirler. Yahut belli görüşmeler ve anlaşmalar neticesinde hedeflerine doğru ilerleme metotlarını değiştirebilirler. Ayrıca ideolojik kimlikli terör çoğu zaman şiddeti şiddete karşı kullanır. Dolayısıyla hakim sistemlerin onlara karşı izlediği tutumun değişmesi büyük ölçüde onların da şiddeti hafifletmeleri için bir sebep teşkil edebilir. Ama terör ve şiddeti bir zevk ve stres atma biçimi olarak görenler hayatta kaldıkları sürece tehlike arz ederler. Onların "terör" ve "şiddet" zevklerinin ne zaman ve nerede depreşeceği bilinmez.

Bundan önceki yazılarımızda daha çok ABD'nin devlet teröründen ve özellikle geri kalmış ülkelere karşı izlediği savaş ve şiddet politikasından söz ettik. Fakat geçtiğimiz hafta 15 yaşında bir çocuğun kullandığı uçakla bir gökdelene çarpması olayı ve polis araştırmalarında çocuğun bu işi kasten yaptığına dair bulguların ortaya çıkması üzerine ABD'nin kendi içinde barındırdığı terör gerçeğini gündeme getirme ihtiyacı duyduk. ABD polisi söz konusu olayı yine Usame bin Ladin'le irtibatlandırmaya çalıştı ve eylemi gerçekleştiren gencin Bin Ladin'e sempati duyduğuna dair iddialar ortaya attı. Oysa bu bir saptırmacadan başka bir şey değildi. Bu sıralarda, ABD'nin saldırı politikasına gerekçe olarak kullanılan Bin Ladin bütün şiddet olaylarının fiziki ve manyetik merkezi gibi gösterilmeye çalışılıyor. Öyle ki onunla bir kez olsun görüşebilmiş olanların ondan eylem planları aldıkları, görüşememiş olanların ise manyetik ya da psikolojik olarak etkilenip şiddete başvurdukları ileri sürülüyor. Öte tarafta sürekli yetişen nesillere şiddet sahneleri seyrettiren ve onların ruh alemlerine yön veren filmlerin etkisi çok fazla dikkate alınmıyor. Çünkü ABD için bu filmler önemli bir gelir kaynağı ve aynı zamanda geri kalmış ülkelere yönelik kültür ihracatının en önemli kanallarından biri. Dolayısıyla dini ve ahlaki değerlerden tecrit edilerek yetiştirilen gençlerin bu filmlerdeki şiddet sahnelerinden büyük ölçüde etkilenebildikleri ve müşahede ettiklerini pratiğe dökmenin yollarına başvurdukları gerçeği gözlerden uzak tutuluyor.

Bu sıralarda kamuoyunda yaygın hale gelen kanaatler sebebiyle terörün arkasında sürekli ideolojik ve siyasi kimlik aranmaktadır. Oysa terörün mutlaka bir ideolojik kimliğinin olması gerekmez. Çıkar amaçlı terör de olabilir ve vardır. Türkiye'de bu tür terörün gittikçe tehlikeli hale geldiği de bilinen bir gerçektir. Ayrıca dini ve ahlaki değerlerden soyutlanmanın yol açtığı zevk terörü ise Batı'da özellikle de ABD'de yaygındır.

Bu hususlara dikkat çektikten sonra Amerika'daki zevk terörü hakkında bazı bilgiler vermek istiyoruz:

ABD en gelişmiş şiddet metotlarının uygulamaya konduğu bir ülkedir. İstatistiklere göre Amerika'da her yirmi dakikada bir adam öldürülmektedir. Amerikalıların yılda 650.000 vak'ada silah kullandıkları tahmin ediliyor. Bu ise her hafta 12.500 hayatın tehdit edilmesi anlamına geliyor

Amerika'da işlenen cinayetlerin % 40'ı herhangi bir amaç için olmaksızın sadece zevkine işlenmektedir. İstatistiklere göre Amerika'da yılda 3000-3500 çocuk ateşli silahlarla öldürülmektedir.

Amerika'da terör zevklerini çete halinde tatmin etmeye çalışanlar da var. Bazen silahlı bir çete otomobilin içinden insanları tarayıp kaçıyor. Amerika'nın terörde önde gelen şehirlerinden olan Los Angeles'te üyelerinin sayısı toplam 100 bini aşan 500 kadar çete bulunuyor. Bu tür terör çeteleri özellikle Latin Amerikalıların ve zencilerin çoğunlukta olduğu gettolarda daha yaygın durumdalar. Hatta Amerikalı bazı yetkililer gettolara bu tür terör çeteleri kuran gençlerin hakim olduğunu söylüyorlar. Bu yerlerde gençleri terör çetelerinin içine girmeye yönelten unsurların başında fakirlik, işsizlik ve ırkçılık geliyor. Gettolarda yaşayan aileler oldukça perişan durumdalar. Onların çocuklarının gittiği okullarda onları sefillikten kurtaracak bir eğitim ve öğretim imkanı verilmiyor. Bu yerlerdeki gençlerin eğitim seviyelerinin düşük olmasının da terör çetelerine ilgi duymalarında etkisi oluyor. Yine resmi açıklamalara göre sadece Los Angeles'ta 1990 yılı içerisinde toplam 700 kişi bu tür terör çeteleri tarafından öldürüldü.

Terör daha çok gençler arasında yaygın. Buna paralel bir şekilde terör kurbanları da en çok gençler arasından oluyor. Amerikan Tıp Birliği'nin yayın organında yayınlanan bir araştırmaya göre bu ülkede cinayete kurban gidenlerin beşte birini 15-24 yaş arasındaki gençler oluşturuyor. Yine bir araştırmaya göre Amerikan cezaevlerindeki suçlu gençlerin sayısı 1 milyonu aştı. Üstelik gençler arasında suç oranında hızlı bir artış var. ABD suç oranlarının artmasından dolayı cezaevlerindeki yığılmaların önüne geçmek için zaman zaman af çıkarma ihtiyacı duyuyor. Bazı ufak tefek suçların faillerini de hapse koymamayı tercih ediyor.

Amerika'da cinayetlerin ve şiddet eylemlerinin hızlı bir artış göstermesinde televizyon yayınlarının da önemli etkisi var. Mesela akşam saatlerinde yayına konan Prime Time'de gösterilen America's Most Wanted adlı dizide bir saatte 53 şiddet sahnesi gösteriliyordu. NBC yayını olan Hardball saat başına 47 şiddet sahnesi gösterirken, CBS yayını Tour of Duty saat başına 45 şiddet sahnesine yer veriyordu. ABC televizyon şirketinin yayına koyduğu Time Young Riders adlı dizide ise saat başına 40 şiddet sahnesi seyredilebiliyordu. Bu tür şiddet sahneleri içeren diziler hala etkili bir şekilde yayınlanıyor. Bütün bu sahneler ülkeyi her geçen gün daha çok saran cinayet ve şiddet ateşini körüklüyor.

Cinayet ve zorbalık telkin eden televizyon dizileri gençlerin özellikle futbol karşılaşmalarındaki tutumlarına yön veriyor. Amerikan gençleri ekran karşısında öğrendiklerini futbol karşılaşmaları esnasında birbirlerine karşı uyguluyorlar. Amerikan futbolu şiddetin göklere çıkarılmasıdır. Futbol karşılaşmaları bir bakıma Amerikan gençlerinin "şiddet sporu" tutkularını fiilen icra etmeleri açısından bir fırsat olmaktadır.

Amerikan gençlerini teröre ve suç işlemeye yönelten sebeplerden birisi de uyuşturucu. Özellikle gençler arasında uyuşturucu kullanımının iyice yaygınlaştığı Amerikan toplumunda öldürme olaylarının yaklaşık üçte biri uyuşturucu kullanımından kaynaklanıyor.

Amerikan genci bazen kendisiyle tartışmaya girdiği bir arkadaşını ikna edemeyince öldürebiliyor. Cinayetlerin önemli bir kısmının sebebinin böyle ufak tefek tartışmalar olduğu Amerikan yetkilileri tarafından ifade ediliyor. New York dergisi, sokak teröristlerinin cinayet işleme sebeplerini araştırmak üzere muhabirlerini New York'un tanınmış semtlerinden Harlem'e gönderiyor. Bu muhabirler Harlem'in sokaklarında buldukları gençlerle konuşarak cinayet sebeplerini soruyorlar. Gençlerden birisi şöyle diyor: "Bir süre önce iki genç arasında ufak bir tartışma çıkmıştı. Hemen birisi tabancasını çıkarıp ötekini yere serdi". Bir başkası da şöyle diyor: "Dün yine bu caddede, birinin arkadaşını kız arkadaşıyla konuştuğundan dolayı öldürdüğünü gördüm. Genç önce arkadaşına: "Sen benim kız arkadaşımdan ne istiyorsun?" diye sordu ve arkadaşı daha cevap veremeden kanlar içinde yere serildi".

Amerika'da terörün bu derece tehlikeli bir noktaya ulaşması yetkilileri neslin geleceği konusunda endişeye sokuyor. Amerikan yetkilileri terörün böyle korkunç boyutlara ulaşmasını "bir neslin kaybedilişi" olarak görüyorlar. Amerika'nın eski sağlık bakanı Sullivan da: "Giderek artan bir şekilde gençlerimizi kazalar ve şiddet yoluyla kaybediyoruz" diyerek şiddetin ülke geleceği açısından önemli bir tehlike oluşturduğuna parmak basmıştı.

Amerika'nın bir problemi de şiddet eylemlerini işleyenlerin cezalandırılması konusunda çekilen sıkıntı. Ülkede çok sayıda cinayet ve şiddet eylemi işlendiğinden yönetim bu eylemlerin suçlularını yakalamada ve cezalandırmada hayli zorlanıyor. İstatistiklere göre Amerika'da cinayetler ve diğerleri dahil olmak üzere yılda ortalama 8-10 milyon şiddet eylemi işleniyor. Ancak sadece yaklaşık % 9'unun faili yakalanabiliyor. Bunların da yalnız % 25'i cezalandırılıyor. Onların sadece % 75'i hıncahınç dolu olan hapishanelere gönderiliyor. Yani şiddet eylemine karışan tüm suçluların sadece % 1,9'u cezaevlerine girmektedir. Onlar da, yeni gelen suçlulara yer açılabilmesi için, daha mahkumiyetlerini doldurmadan serbest bırakılıyorlar. Cezalandırma sistemi şiddet tutkunlarının işine yarıyor. Çünkü cezalandırmada genellikle hapis cezasına ağırlık verilmesi hapishane sorunu ortaya çıkarıyor. Üstelik hapse atılan gençler hem atıl duruma getirildiklerinden hem de bakımlarının devlet tarafından karşılanması zorunluluğu dolayısıyla devlet açısından önemli bir külfet oluşturmaktadırlar. Devlet buna rağmen mevcut hapishanelerini hıncahınç doldurmaktadır. Bunun yanı sıra cinayetlerin ve büyük şiddet eylemlerinin artması sebebiyle dövme, adam kaçırma, tahkir, tehdit, ırza tecavüz, küçük çaplı hırsızlık gibi birtakım suçlar yargı mekanizması tarafından basite alınıyor ve fazla önemsenmiyor.

ABD Adalet Bakanlığı'nın kayıtlarına göre Amerika'da 1 milyondan fazla mahpus var. Yani ortalama her 100 bin Amerikalıdan 413'ü hapiste. Hapishaneden çıkanların % 41.4'ü tekrar ve daha büyük suç işliyor ve daha tehlikeli duruma düşüyor.

Devletin yargı mekanizmasının suçların önünü alamaması özel kuruluşları kendi özel koruma mekanizmalarını kurmaya zorluyor. Amerikan firmaları kendi özel koruma görevlileri için yılda 11 milyar dolar harcamada bulunuyorlar. Bunun yanı sıra bir de güvenlik şirketlerinden sözleşme ile getirilen koruma görevlileri (goriller) var ki bunlara ayrılan bütçe de toplam altı milyar dolar. Buna göre ABD'de özel koruma hizmetlerine harcanan paranın toplam tutarı 17 milyar doları buluyor.

Ne var ki, özel koruma mekanizmasının kurulması da bir çözüm olmuyor. Çünkü özel koruma görevlileri de suç işliyor ve hırsızlık yapıyorlar. Bu husustaki çarpıklığı sosyolog Frank Beiten şu şekilde dile getiriyor: "Kendimizi kendimizden koruyabilmek için polis dışında yüz binlerce özel görevliye ihtiyaç duyuyorsak, o hale geldiysek, bizim toplumumuzdaki koruma görevlilerinin suç işlemelerinde şaşacak bir şey olamaz. Koruma görevlilerinin suç işlemeleri sorunu ne zaman biter biliyor musunuz; onlara ihtiyaç duymadığımız zaman".

Amerika'da silah taşımak bir tutku, bir zevk halini almıştır. Silah aynı zamanda taşınması zorunlu bir araç haline gelmiştir. Çünkü bu ülkede silah devletin kural koyamadığı şeyleri düzenler, yani bir mülkiyet garantisidir. Ayrıca önemli bir vatandaşlık hakkını savunma garantisidir. US News and World Report dergisinin bir araştırmasına göre Güney Kaliforniya'da yaşayan ve çoğu bir zamanlar silah taşımaya karşı olan binlerce Amerikalı şimdi silah satın almak için adeta yarış yapıyorlar. 1950'lerde Amerika'da toplam olarak 54 milyon adet silah varken bu rakam 1970'lerde 164 milyonu buldu, bugün ise 200 milyonu aşmış bulunuyor. Bu ülkede günde bin silah satıldığı kayıtlarda geçiyor. Silah kullanılarak işlenen suçların sayısı 1984 yılında 462 bin iken bu rakam 1991'de 805 bini buldu. Yine silah kullanılarak işlenen cinayetlerin sayısı 1984 yılında 10.175 iken 1991 yılında 13.035'e ulaştı.

Amerika'nın Sesi radyosunun haberlerinde bildirildiğine göre Amerika'da kadınların % 30-40 kadarı kendi güvenlikleri için yanlarında silah bulunduruyorlar. Bu ülkede kadınların önemli bir kısmı cinsel tecavüze maruz kalıyorlar. Kadınlara daha başka sebeplerden dolayı saldırıda bulunulduğu da oluyor. Bundan dolayı Amerika'daki kadınların da önemli bir kısmı yanlarında silah bulundurma gereği duyuyorlar. Silah üreten şirketler bu durumu değerlendirerek kadınların el yapılarına uygun tarzda silahlar üreterek piyasaya sürdüler.

Amerika'da kadınların niçin bu kadar çok silaha ihtiyaç duyduklarının anlaşılabilmesi için onların maruz kaldıkları saldırı ve tecavüz olayları hakkında da bazı bilgiler vermekte yarar görüyoruz. Amerikan toplumunda kadınlara tecavüz olaylarına çok sık rastlanıyor. Bir fahişe ile ilişki kurmak için yeterli maddi imkana sahip olmayan sapık Amerikan gençleri kadınlarla ilgili arzularını onlara tecavüz etmek suretiyle gerçekleştirmeye çalışıyorlar. WOAR ve RCC gibi kadın örgütleri bu şekilde tecavüze uğrayan kadınları koruma amacını taşıyor. Tabii bu derneklerin amacı kadınları tecavüzden korumak değil tecavüzden sonra ihtiyaç duydukları psikolojik ve psiko-terapik tedavide kendilerine yardımcı olmak. Newsweek dergisinin 14 Mayıs 1984 tarihli sayısında yayınlanan bir araştırmaya göre o tarihlerde Amerika'daki kadınların % 19'u daha çocuk yaşta saldırı ve tecavüze uğruyordu. Bu oranın sonraki tarihlerde bir hayli arttığı tahmin ediliyor. Amerikan üniversitelerindeki kız öğrencilerin % 16.4'ünün ırzına tecavüz edildiği tahmin ediliyor.