Afganistan'a Bakış

Aralık 2001, Ribat

Afganistan konusu geçtiğimiz ay da dünya kamuoyunun gündeminde birinci sırada yer aldı. Biz Ribat'ın Kasım 2001 sayısı için yazdığımız yazıda, ehemmiyetine binaen bu konuyu ele almaya çalışmıştık. Ancak geçtiğimiz ay içerisinde de bu konuyla ilgili oldukça önemli gelişmeler oldu. Ayrıca geçtiğimiz ay içerisinde yaşanan gelişmelerin Türkiye'deki kamuoyuna doğru bilgilerle ve isabetli bir bakış açısıyla yansıtılmadığına şahit olduk. Bu konuda ifratla tefrit arasında gelip giden değerlendirmeler dikkatimizi çekti. Ben şahsen basın yayın organlarının bu konuda aktardığı bilgilere güvenmediğimden, Afganistan'daki İslami oluşumlarla doğrudan irtibatı olan tanıdığım kişilerle görüşmeye ve bizzat bu kişilerden bilgi almaya çalıştım. Aldığım bilgilerin medyaya yansıyan bilgilerdekinden bayağı farklı olduğunu gördüm. Konunun ehemmiyeti sebebiyle söz konusu bilgilerden, daha önce edinmiş olduğum intibalardan, yine daha önce değişik vesilelerle görüştüğüm kişilerden ve okuduğum kitaplardan aldığım bilgi birikiminden yararlanarak yaptığım tespitleri aktarmak istiyorum.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, Afganistan meselesi ABD'nin çıkış yapmasından önce de önemli ve ciddi bir meseleydi. Ancak İslam alemi bu ülkede yaşanan gelişmelere bir fitne olarak baktığından dolayı bir bakıma orada karşı karşıya olan tarafları kendi hallerine bırakmış gibiydi. Bu yüzden de Afganistan konusu neredeyse unutulmaya terk edilmişti. Oysa bu meselenin unutulmaya terk edilmesi bir çözüm getirmiyordu. İlginçtir ki, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'nin New York ve Vaşington şehirlerinde gerçekleştirilen saldırılar sonrasında ABD yönetiminin Afganistan'da Taliban'ın himayesinde faaliyet yürüten Usame bin Ladin'i hedef göstermesi üzerine Afganistan konusu yeniden canlandı, hareketlendi ve İslam aleminin gündemine geldi. Fakat bu kez gündeme gelmesinde ortaya çıkan argümanlar insanların tavırlarının ve görüşlerinin şekillenmesinde belirleyici unsur oldu. Bu argümanlar ise şunlardı:

1) Saldırgan Amerika: Amerika, saldırılarını ispat edilmemiş iddialara dayandırıyordu. Dolayısıyla bu saldırıyı gerçekleştirmekte haksızdı. Üstelik ABD'nin saldırılarında kullandığı gerekçeler ile hedefe oturttuğu insanlar farklıydı. ABD her zamanki gibi insanlık dışı tutumunu sürdürüyor ve masum, savunmasız, ekonomik yönden perişan ve her bakımdan yardıma muhtaç insanları vuruyordu. ABD'nin saldırıları milyonlarca insanın evlerini, yurtlarını terk ederek perişan vaziyette yollara dökülmelerine sebep olmuştu. Bunun da ötesinde zaman zaman ABD'nin attığı bombalara, roketlere herhangi bir askeri özelliği olmayan meskun bölgeler, camiler, hastaneler, yardım merkezleri vs. hedef oluyordu. Bu yüzden de yüzlerce insan sebepsiz ve hiçbir haklı gerekçeye dayanılmaksızın öldürüldü. Bu durum ister istemez sadece Afganistan'daki Müslüman halkla aynı inançları paylaşanları değil birazcık insani değerlere saygılı olanların tümünü rencide edecek, rahatsız edecek dolayısıyla tepki göstermelerine sebep olacak bir durumdu.

2) Saldırıya maruz kalan Taliban yönetimi: ABD'nin saldırılarında gerekçe olarak Usame bin Ladin hakkındaki iddialar ve onu himaye ettiğinden dolayı Taliban yönetiminin terörü koruduğu iddiası kullanıldı. Bu arada Batı medyası, Bin Ladin ile Taliban yönetimini önemli terör mekanizmaları arasına koyarak sürekli hedef göstermeye çalıştı. Ayrıca Taliban yönetimi birtakım uygulamaları sebebiyle "ilkel" yönetim olarak gösterildi ve sürekli bu yönetimi yıpratma amacına yönelik yayınlar yapıldı. Bu durum karşısında ABD'nin haksız saldırısına maruz kalması sebebiyle mazlum ve mağdur durumuna düşen Taliban yönetimine ve Usame bin Ladin'e karşı büyük bir ilgi ve hamaset oluşmaya başladı. Bu yüzden Taliban yönetimiyle ilgili olarak daha önce gündeme getirilmiş soru işaretleri de tamamen izale edilerek bu yönetime her bakımdan sahip çıkılır oldu. ABD saldırganlığı karşısında mazlum ve mağdur durumuna düşen Taliban yönetimine sahip çıkılması da tabii bir hadisedir. Ancak ona sahip çıkılması geçmişte o yönetim etrafında çevrilen dolapları unutmamızı gerektirmez. İman zalime karşı, mazlumun yanında olmayı gerektirir. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki, İslam coğrafyasında oynanan siyasi oyunları, ümmetin birlik ve bütünlüğünün engellenmesi için kullanılan politikaları vs. de çok iyi görmek ve tanımak zorundayız.

3) Taliban'a karşı savaşını sürdüren ve Türkiye'de daha çok "Kuzey İttifakı" olarak tanınan ancak kendini Afganistan'ın Kurtuluşu İçin Birleşik Ulusal İslami Cephe kısaca Birleşik Cephe olarak adlandıran koalisyon: Aslında bu cephenin Taliban'la savaşı 1996'dan yani Taliban'ın ortaya çıkıp hızlı bir ilerleme ile Kabil'i ele geçirmesinden buyana devam etmektedir. Yani 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan konusunun dünya gündeminin birinci sırasına oturmasıyla başlamamıştır. Fakat ABD kontrollü haber ajanslarının piyasaya sürdüğü haberler ve yine ABD'nin bazı siyasi oyunları yüzünden söz konusu ittifak etrafında çeşitli spekülasyonlar oluştu. Öncelikle ABD'nin Afganistan'a yönelik saldırılarını başlatmadan önce bu ittifakla kuvvetli bir işbirliği yaptığı kanaati oluştu. Dolayısıyla özellikle ABD saldırıları karşısında hiddetlenen Müslüman kamuoyu bu ittifakı ABD ile aynı kefeye koydu. İkinci olarak özellikle Türkiye'de bu ittifakın adı Abdürreşit (Reşid) Dostum'un adıyla özdeşleştirildi. Bu kişi ise eski komünist rejimin kalıntısı bir generaldir. İslami duyarlılık sahibi olanların hiçbiri bu kişiye sıcak bakmamaktadır. İşte bu iki sebep yüzünden İslami camiada söz konusu ittifaka karşı bir tepki oluştu. Dolayısıyla bu ittifakın Kabil'e doğru ilerlemesi, sonuçta Kabil'i ele geçirmesi ABD saldırılarının başarısı olarak algılandı. Tabii olan bitenler çok iyi tahlil edilmediğinden dolayı İslami medya organlarının verdiği haberler, spotlar ve değerlendirmeler de kamuoyunda bu yöndeki kanaatlerin daha da güçlenmesine yol açtı. Ayrıca Kabil'in Taliban kontrolünden çıkmasından sonra bu şehirde yaşanan bazı gelişmeler, söz konusu ittifak aleyhindeki kanaatlerin daha da güçlenmesine ve bu ittifaka karşı tepkilerin biraz daha artmasına sebep oldu.

Biz bunların ilk ikisiyle ilgili fazla bir şey söylemeye gerek görmüyoruz. Çünkü ABD'nin gerçekleştirdiği saldırı tam anlamıyla bir vahşetti ve hiçbir şekilde onaylanması mümkün değildir. Bu vahşet karşısında mağdur olan Taliban'a sahip çıkılması da doğaldır. Çünkü ispat edilmemiş iddialara, tutarsız gerekçelere dayandırılan saldırı yüzünden mazlum ve mağdur durumuna düşmüştür. Ancak üçüncü konuyla ilgili olarak Türkiye medyasına aktarılan bazı bilgilerin ve bu bilgilere dayandırılan birtakım değerlendirmelerin hatalı olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu konuda başta da söylediğim gibi sadece medyaya yansıyan haberlerden değil kişisel görüşmeler yoluyla elde ettiğim bilgilerden de istifade ederek bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum:

Birinci olarak: Kuzey İttifakı olarak bilinen ama kendilerini daha çok Birleşik Cephe olarak adlandıran oluşumun Reşid Dostum ile özdeşleştirilmesi doğru değildir. Reşid Dostum'un bu ittifaka alınmasında belki birtakım dış güçlerin özellikle de ABD ve Rusya baskısının etkisi olmuştur. Ama onun ittifak içine alınmasının önemli bir sebebi de ondan kaynaklanan fitnenin kaynaklarını kısmen kurutmaktı. Fakat Dostum, Türkiye'deki medya organlarının iddia ettiği gibi ittifak içinde öyle güçlü bir konumda değildir. Belki koalisyonun küçük bir ortağı olarak görülebilir. Fakat Afganistan'ı Afganistan halkına bırakmak istemeyen dış güçler, onun geçmişte olduğu gibi ileride de fitne kaynağı olabileceğini düşündüklerinden ismini çok fazla öne çıkarmakta, ondan ileriye dönük planlarında istifade etmek amacıyla kendisine yatırım yapmaktadırlar.

İkinci olarak: Söz konusu ittifakın, Kabil yönetimini ele geçirme konusunda ABD ile anlaşması olmamıştır. Bu ittifakın Taliban ile savaşı dediğimiz gibi 1996'dan buyana devam ediyordu. Bu savaşın zeminini hazırlayan sebep ise Taliban'ın biri birden ortaya çıkarak özellikle ABD ve Pakistan'ın sağladığı destekle çok hızlı bir şekilde Kabil'e ulaşması ve şehri ele geçirmesi olmuştur. Fakat ABD'nin Afganistan'a yönelik saldırısından sonra Taliban oldukça zayıf düştü. Çünkü her şeyden önce ona en büyük desteği sağlayan Pakistan'ın yardım ve desteği kesildi. Öte yandan para kaynakları büyük ölçüde kurudu. Bu yüzden daha önce para karşılığında Taliban saflarına katılan bazı komutanlar ayrıldılar ki onlar da Taliban'ın askeri gücünün bel kemiğini oluşturuyorlardı. Bunların dışında da birçok şeyin etkisi oldu, ama hepsini sıralamamız durumunda sözü bayağı uzatmamız gerekir. Bütün bu sebeplerden dolayı Taliban zayıf düşünce, Kuzey İttifakı da onun zaafından yararlanarak Kabil'e doğru ilerleyişini hızlandırdı. Sonuçta Taliban'ın gelişi gibi gidişi de gayet hızlı oldu. Fakat ABD, bu ittifakın Kabil'i ele geçirmesine sıcak bakmıyor, Kabil'de kendisinin istediği şekilde mozaik bir yönetim oluşmasını istiyordu. Eğer ittifak ile ABD arasında bir anlaşma söz konusu olsaydı onun talimatları yerine getirilirdi. Ama öyle bir anlaşma söz konusu olmadığından Taliban'ın Kabil'den çekilmesiyle birlikte Kuzey İttifakı güçleri şehri ele geçirdiler.

Üçüncü olarak: Afganistan'da gerçekleşenler aslında ABD'nin hesaplarının tutmadığını göstermektedir.

Dördüncü olarak: Taliban'ın Kabil'den çekilmesinden sonra Kabil'de yaşananların Kuzey İttifakı'na nispet edilmesi yanlıştır. Bu olaylar tamamen münferit olaylardır. Ben şahsen bu konuda ittifaktaki grupların liderlerinin bu fiilleri kesinlikle onaylamadıklarını ve Kabil'de otorite boşluğunun oluşmasından dolayı bunların yaşandığını öğrendim. Nitekim şehirde otoritenin oluşmasından sonra bu tür fiillerin önüne geçilmiştir.

Burada yazdıklarımız aslında Afganistan'da yaşanan son gelişmelerin bütün yönleriyle anlaşılmasına yetecek bilgiler değildir. Fakat sayfalarımız ancak bu kadarını ele almamıza yetmektedir. Allah'ın izniyle konunun daha etraflı bir şekilde anlaşılmasını sağlayabilmek için bir kitap hazırlıyoruz. İnşallah bir mani çıkmazsa bu yazı yayınlandığında belki o kitap da yayınlanmış olabilir. Okuyucularımızdan bu konuyu daha detaylı bir şekilde öğrenmek isteyenlerin o kitaptan istifade etmelerinin faydalı olacağını umuyorum.