Siyonizm Yararına Medya Savaşı

Haziran 2020, Ribat

Merkezi Birleşik Arap Emirlikleri'nde bulunan ancak Suudi Arabistan sermayesiyle kurulmuş olan MBC medya grubuna ait MBC1 televizyon kanalı bu yılın Ramazan ayının başlangıcında uluslararası siyonizmin propagandasını yapmak ve Filistin halkını aşağılamak, sadece Filistin toplumunu değil genelde bütün Arap toplumlarını hedef almak ve kötülemek amacıyla iki önemli tv dizisini yayına koydu. Suudilere ait MBC1 kanalının seyircilerine "Ramazan hizmeti (!)" de bu oldu.

Adı geçen kanalın bu dizileri yayına koyacağının açıklanmasıyla birlikte muhtelif tepkiler oldu ve siyonist işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirmenin zeminini kültürel ve medyatik yönden oluşturmayı amaçlayan bu tür dizilerin yayına konulmaması için çağrılar yapıldı. Ama kanal bu konudaki ısrarından vazgeçmedi ve Ramazan-ı Şerif ayının başlamasıyla birlikte dizileri de yayına koydu. Sonrasında bu dizilerin yayından kaldırılması için de çağrılar yapıldı ama Suud kanalı tutumunu değiştirmeyerek bu çirkin yayınlarla özelde Filistin halkına, genelde bütün Arap toplumlarına saldırmaya ve uluslararası siyonizmin de propagandasını yapmaya devam etti.

Yapılan yorumlarda bu dizilerin işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirmenin kültürel boyutunu oluşturduğuna dikkat çekildi. Fakat diziler sadece normalleştirmeye kültürel hizmet vermekle kalmıyor aynı zamanda çok açık bir şekilde siyonizm propagandası, işgalci siyonistleri mazur, vatanları işgal edilen Filistin halkına destek veren Arap toplumlarını ise saldırgan gösteren çok iğrenç bir çarpıtma yapıyordu. Evet, bunu Suudi Arabistan'ın tv kanalı yaptı. Belki bir İsrail kanalı yapsaydı bu kadar cüretkar ve bu kadar arsız olamayabilirdi. Ama Suud kanalı ar perdelerini iyice yırttığından, siyonizm hesabına saldırmak için kendine her şeyi meşru görecek bir düzeye geldiğinden bu derece cüretkar ve arsız davranabiliyordu.

Söz konusu dizilerin biri Ummu Harun, diğeri de Mahrec 7 dizisiydi. Her ikisinin de amacı Filistin topraklarını işgal eden siyonist işgalcileri mağdur göstermek, onlarla ilişkilerin normalleştirilmesini savunmak ve kamuoyunu zihnen ileride atılması planlanan adımlara ve verilecek kararlara hazırlamaktı.

Ummu Harun dizisinin ana kahramanı, 1940'lı yıllarda Kuveyt'te yaşayan Ummu Harun (Harun'un annesi) adlı bir yahudi bayan doktordu. Filistin topraklarında işgalci siyonist devletin kurulmasıyla birlikte Arap ülkelerinde de yahudilere karşı bir kin ve nefret duygusunun hakim olduğu iddia edilerek bu yüzden onların çektiği sıkıntılar gündeme getiriliyordu. Filistin topraklarına göç eden yahudilerin de aslında kendi vatanlarında mağdur edildikleri, eziyet gördükleri ve o yüzden böyle bir göçe zorlandıkları imajı verilerek Filistin topraklarını zorla gasp eden işgalcilerin mazur gösterilmesine çalışılıyordu. Onların Filistin topraklarında işledikleri cinayetlere ve katliamlara karşı İslam dünyasında oluşan tepkinin de aslında yahudilerin haksızlığa uğratılmasına neden olduğu iddiası öne çıkarılıyordu. Böylece onları sevimli göstermeye, onlara tepki gösteren Arap toplumlarını da aşağılamaya, horlamaya çalışıyordu.

Tabii bu arada diziye biraz cazibe katmak amacıyla Müslümanlarla yahudiler arasında geçen aşk hikayelerine de yer verilmiş. Yahudilerin dini geleneklerine, kültürlerine gözleri alıştırmak ve bu manzaralarıyla onları gözlere sevimli göstermek amacıyla da muhtelif sahnelere yer verilmiş.

Dizide Filistin gerçeğini de tamamen tarihten silmeye ve sanki gerçekte bir işgal olayı yokmuş, Filistinlilerin vatanları ellerinden alınmamış, asıl gerçek yahudilerin mağduriyetleri, ayrımcılığa tabi tutulmaları imiş gibi bir mesaj verilmeye çalışılıyordu.

Dizide Ummu Harun rolünde oynayan kişi Kuveytli ünlü bir artist olan Hayat El-Fehd. Ancak Kuveyt halkının bu diziye tepkili olduğunu, Kuveyt hükümetinin de işgal rejimiyle ilişkilere olumlu yaklaşmadığını hatırlatalım. Ayrıca dizide Körfez ülkelerindeki tanınmış birçok artiste rol verilmiş. Bunların hepsi kendilerine sunulan paraların hatırına, küresel siyonizmin ve siyonist işgal devletinin kirli propagansına alet olmuşlar.

Mahrec 7 televizyonunun konusu ise siyonist işgal rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi. Bunun için güya Arap vatandaşlar arasında tartışmalar oluyor, birileri normalleştirmeye karşı çıkarken birileri de bunu savunuyordu. Ama tabii dizinin amacı normalleştirmenin haklı çıkarılması ve kabul ettirilmesi olduğu için bunu savunanlar hep baskın çıkıyor, itiraz edenler ise zayıf düşüyorlar.

Böyle bir ihaneti kim yapabilirdi? Elbette ki Suudi Arabistan tv kanalı. Çünkü bu kanal twitterde oluşturdukları troller vasıtasıyla "Filistin bizim davamız değildir" diye hashtag açan ve bu amaçla Filistin davası ve direnişi aleyhine yoğun propaganda savaşı yürüten zihniyetin televizyonudur.

Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman'ın sosyal medyada, kamuoyunu yanıltan yayınlar yapmak, mesajlar atmak amacıyla kalabalık bir paralı milisler grubu olduğunu artık bilmeyen yok. Bunlar kendilerine ödenen paranın hatırına sosyal medyada hesaplar açmakta ve mesajlar yayınlamakta, yahut başkalarının kişisel hesaplarında yayınladıkları mesajların veya web sitelerindeki haberlerin ve makalelerin altına yorumlar yazmaktalar. Bunlar yayınladıkları mesajlarında herhangi bir ideal peşinde değildirler. Kendilerine verilen talimatlara uyan paralı askerler gibidirler. İşte bu paralı militanların oluşturduğu gruplara da sosyal medya trolleri adı veriliyor. Bunların herhangi bir ahlaki değerleri olmadığından ağızları da bozuktur ve mesajlarında, yorumlarında çok çirkin şekilde saldırırlar, hakaret ederler. Bazen kamuoyunu yanıltmak amacıyla asılsız birtakım iddiaları gündeme getirerek yaymaya çalışırlar. Örneğin geçtiğimiz ay Katar'da darbe girişiminde bulunulduğu yalanını yayarak Katar yönetimini yıpratmaya çalışmışlardı. İddialarının asılsız çıkması, hatta saçma olması onları rahatsız etmez. Onlar açısından önemli olan kafaları karıştırmak için bir malzeme oluşturmaktır.

Muhammed bin Selman'ın bu medya trolü geçtiğimiz ay sosyal medya organları arasında yer alan twitterde "Filistin bizim davamız değildir" diye hashtag oluşturarak yüzlerce mesaj yayınlamış ve böylece Filistin direnişini hedef alan çirkin saldırılarda bulunmuşlardı. Onların bu saldırıları üzerine Filistin direnişine ve davasına destek verenler de "Filistin şereflilerin davasıdır" başlıklı bir hashtag oluşturarak karşılarına çıkmışlardı.

Peki Suud rejiminin güdümündeki tv kanallarının, onun veliaht prensinin istihdam ettiği medya trolündeki paralı milislerin Filistin davası aleyhine bu savaşı vermeleri anormal bir durum mu? Bu yönetimin özellikle son yıllarda izlediği tutum karşısında ne yazık ki pek de anormal göremiyoruz. Çünkü bu rejim işgalci siyonist katillerin gözüne girmek amacıyla medyada onların yararına bu savaşı verirken Suudi Arabistan'da yaşayan Filistinlileri ve Ürdünlüleri "teröre destek verdikleri" gerekçesiyle hapse atıyor.

Yıllardan beri Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas)'ın Suudi Arabistan'la ilgili faaliyetlerini takip eden ve 80 yaşını geçmiş olan Dr. Muhammed El-Hudari ile oğlu başta olmak üzere 60'tan fazla Filistinli hâlen Suud rejiminin zindanlarında tutuluyor. Dediğimiz gibi bunların hapiste tutulmalarına gerekçe olarak kullanılan iddia "teröre destek vermek". Çünkü Suud rejimi aynen siyonist işgal rejimi ve ABD gibi Filistin'de işgale karşı verilen mücadeleyi terör olarak nitelendiriyor ve Hamas'ı da terör listesine aldı. Filistin halkının meşru mücadelesini terör olarak nitelendiren Suud rejimine göre siyonist işgalin ise artık "meşru" kabul edilmesi, onunla ilişkilerin normalleştirilmesi, Arap toplumlarının artık bu rejimi kabullenmeleri, bu rejime karşı tutumlarını değiştirmeleri gerekiyor. Evet, MBC1 kanalının yayınladığı Mahrec7 dizisinde aynen bu görüşler savunuldu.

Ummu Harun dizisinin amacı ise dediğimiz gibi işgalci yahudileri mağdur, mazlum ve zavallı konumunda, Filistinlileri ve Arap toplumlarını onlara zulmeden taraf olarak göstermek.

Filistin İsrail'le İlişkileri Normalleştirmeye Karşı Mücadele Merkezi tarafından yapılan açıklamada bu dizilerinn, İsrail’le normalleşme sürecinin bir parçası olmasının yanı sıra Yahudileri şirin göstermeyi hedeflediği belirtildi.

Filistin Boykot Kampanyası'nın başkanı Basim Naim de bu dizilerin normalleştirme politikasının bir sanatı değil tarihe karşı bir cinayet ve İsrail işgal güçlerinin onlarca yıldır sürdürdükleri beyin yıkama operasyonunun bir aracı olduğunu dile getirdi.

Evet, bu dizilerin yayınlanmasının ve sosyal medya trollerinin Filistin davası aleyhine siyonist işgalin ise lehine yayınlar yapmalarının, mesajlar yayınlamalarının amacı tam anlamıyla bir beyin yıkama operasyonu. Ama bunu uluslararası siyonizmin bir organizasyonu değil Suudi Arabistan'ın finanse ettiği tv kanalları ve sosyal medya trolleri yapıyor.

Fakat unutmamak gerekir ki bu beyin yıkama operasyonunu yönlendiren veliaht prens, ABD Başkanı Trump'ın Filistin davasını tarihe gömmek ve işgalci siyonist rejimin işgal ettiği tüm Filistin topraklarında hak sahibi olduğunu iddia etmek amacıyla hazırlatmış olduğu Yüzyılın Anlaşması planını hazırlayan ekibin başında yer alan ve aynı zamanda Trump'ın damadı olan yahudi asıllı Jared Kushner'in yakın dostudur.

Kushner'in Yüzyılın Anlaşması planını hazırlama aşamasında Suudi Arabistan'ın veliaht prensiyle sürekli irtibat halinde olduğu ve onun görüşlerine başvurduğu muhtelif haber kaynaklarında dile getirildi. Sorunun en önemli tarafı durumundaki Filistin halkını temsil edenlerden bir tek kişiyle bile irtibata geçme ve onlardan bir tek kişinin bile görüşünü alma ihtiyacı duymayan Kushner, Yüzyılın Anlaşması gibi bir ihanet planını hazırlarken Suud veliahtı Muhammed bin Selman'la sürekli irtibat halinde olmuş, daha doğrusu Filistinlilere ne gibi kazıklar atabileceği konusunda onun fikirlerinden yararlanmıştı.

Kushner'in yakın dostundan başka ne beklenebilirdi!

Ne var ki bu zihniyet bugün İslam'ın çıkış yeri ve kutsal mekanları olan Hicaz'a, Mekke'ye, Medine'ye hükmediyor.