Camp David Anlaşması ihanetinden bugüne

18 Eylül 2020 Cuma, Yeni Akit

Siyonist terör örgütlerinin Filistin topraklarını gasp ederek kurdukları gayri meşru işgal devletiyle ilişkilerin normalleştirilmesi ve bu işgalin meşru kabul edilmesi süreci Arap dünyasında Mısır diktatörü Enver Sadat'ın 17 Eylül 1978'de imzaladığı Camp David Anlaşması'yla başlamıştı. Dün de bu anlaşmanın imzalanmasının 42. yıl dönümüydü.

Camp David Anlaşması İsrail işgal devletiyle Arap dünyası arasında uzlaşma sürecinin kapısını açan ilk anlaşma niteliği taşımaktadır. Gerçi Mısır bu anlaşmayı imzaladığında Arap dünyasında bir süre yalnızlığa itilmiş, çeşitli tepkilerle karşılaşmıştı. Ancak bir yandan da Arap toplumlarının başına musallat edilen uzaktan kumandalı yönetimlerin işgalci siyonistlerle uzlaşma içine girme özlemlerini pratiğe dönüştürme çabalarının da önünü açmış oluyordu. Bu yüzden sanıyoruz Mısır, Camp David Anlaşması'nın imzalanmasından hemen sonra başlayan tepkilerin çok sürmeyeceğini biliyordu.

Bu anlaşmanın üzerinden 15 yıl geçtikten sonra 13 Eylül 1993 tarihinde FKÖ, Oslo İlkeler Anlaşması'nı imzalayarak işgalci siyonist devleti resmen tanıdı. Onun üzerinden bir yıl geçtikten sonra 26 Ağustos 1994 tarihinde de Ürdün, Akabe Anlaşması olarak da isimlendirilen Vadi Araba Anlaşması'nı imzalayarak o da işgal devletini resmen tanıdı ve onunla diplomatik ilişkileri fiilen başlattı.

Ürdün'ün anlaşma imzalamasının üzerinden 26 yıl geçtikten sonra da Körfez ülkelerinden BAE ile Bahreyn aynı günde, işgalci siyonistlerle ilişkileri normalleştirme anlaşmalarını imzalayarak Filistin toprakları üzerindeki gayrimeşru işgali meşru kabul ettiklerini bildirmiş oldular. Bunda da tabii ki siyonist işgalcilerin baş hamisi olan ABD'nin büyük rolü oldu.

1973'te gerçekleşen Yom Kippur Savaşı'ndan sonra imzalanan mütâreke anlaşmasının ardından Amerika'daki yahudi lobisinin ileri gelenlerinden olan ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Mısır'la İsrail arasında bir mekik diplomasisi başlattı. Bu diplomasinin ürünü de Camp David Anlaşması oldu.

Anlaşmaya göre İsrail 1967 Haziran Savaşı'nda işgal ettiği Sina yarımadasından çekilecek buna karşılık Mısır, İsrail'i resmen tanıyacak ve onunla diplomatik ilişkileri başlatacaktı. Böylece ilk kez bir Arap ülkesi İsrail'i resmen tanımış ve işgal ettiği topraklar üzerindeki gayri meşru varlığını meşru kabul etmiş oluyordu. Anlaşma Gazze ve Batı Yaka bölgeleri konusuna ise tam bir açıklık getirmiyordu. Bu konuda sadece beş yıl içerisinde bu bölgelerde bir özerk yönetim kurulması için gerekli altyapı oluşturulması amacıyla çalışılmasını öngörüyordu. Ancak bu madde bağlayıcı nitelik taşımadığından sadece göstermelikti. Zaten gelişmeler de bu bölümün anlaşmaya öylesine eklendiğini ortaya çıkardı.

1987 intifadası karşısında sıkışan İsrail işgal rejiminin Filistin Kurtuluş Örgütü'yle (FKÖ) köprüleri inşa etmeye çalışması ve o zaman liderliğini Yasir Arafat'ın yaptığı FKÖ'nün de buna karşılık vermesi ise işgal rejimiyle yeniden masaya oturulmasına ve pazarlığa girilmesine kapı açan gelişme oldu.

13 Eylül 1993'te FKÖ ile işgal rejimi arasında Gazze-Eriha Anlaşması olarak da tarihe geçen Oslo İlkeler Anlaşması imzalandı. FKÖ bu anlaşmayla her şeyden önce siyonist işgal rejimini resmen tanıyarak ve onun 1967 Haziran Savaşı öncesinde işgal ettiği topraklardaki hakimiyetini onaylayarak kendi ilkelerinden vazgeçtiğini ilan etmiş oldu. Bu anlaşma aynı zamanda Filistin tarafı adına imzalandığı için Arap dünyasındaki işbirlikçi rejimlerin işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirmesi açısından da bir dayanak oluşturacak nitelikteydi. O yüzden Filistin'de, Yasir Arafat liderliğindeki Fetih hareketi dışındaki direniş gruplarının, özellikle de Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) ve İslami Cihad Hareketi gibi İslamî oluşumların sert tepkilerine neden oldu.

Bugün Arap dünyasındaki ihanet rejimlerinin işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirme konusundaki dayanaklarının ortadan kaldırılması için Filistin adına işgal rejimiyle imzalanan anlaşmaların geçersiz sayılması ve ortak direnişe dönülmesi gerekir.