Yüzyılın komplosu

30 Ocak 2020 Perşembe, Yeni Akit

Uzun süreden beri gündemde tutulan ve adeta gizli bir hazine gibi lanse edilmeye çalışılan, "Yüzyılın Anlaşması" planı olarak da isimlendirilen sözde Ortadoğu Barış Planı 28 Ocak Salı akşamı, ABD Başkanı Donald Trump tarafından, siyonist işgal rejiminin başbakanı Benyamin Netanyahu'nun da katıldığı basın toplantısında dünya kamuoyuna açıklandı. Plan açıklanmadan önce ben şahsen muhtelif yorumlarda bulunmuştum ve içeriğiyle ilgili bazı tahminlerimi dile getirmiştim. Bu tahminlerimin tamamına yakınının doğru çıktığını eğer aylık Ribat dergisinin Ağustos 2018 sayısında yayınlanan ve kişisel web sitemizde de (www.vahdet.info.tr) yer alan, yine "Yüzyılın komplosu" başlıklı dosyamızı incelerseniz göreceksiniz.

Burada öncelikle şunu ifade edelim ki bu bir "anlaşma" değil sadece bir anlaşma teklifidir. Dolayısıyla bir anlaşmaya dönüşmediği sürece fiili bir karşılığı olmayacaktır. Fakat bu teklif gerçekte siyonist işgal rejiminin planlarını, politikalarını, stratejilerini esas alan bir mahiyette hazırlanmış dolayısıyla tamamen siyonist işgal rejiminin isteklerini Filistin tarafına dayatma amacıyla hazırlanmış bir tekliftir. Ama siyonist işgal rejimi tarafından değil de ABD tarafından yani ihtilaflı taraflardan herhangi birinin değil üçüncü bir tarafın sunduğu teklif olarak lanse edilmektedir. Ancak sergilenen tavır, ortaya konan istekler, izlenen strateji sadece siyonist işgal rejiminden beklenebilecek niteliktedir. Dolayısıyla siyonist işgal rejiminin taleplerinin ABD tarafından sunulması tarzında bir oyundur, bir taktiktir.

Ancak ABD'nin siyonist işgal rejiminin taleplerini bir anlaşma planı olarak sunabilmekte bu derecede cüretkâr davranabilmesinin ve işgalci siyonistlerin taleplerini bu kadar açık bir şekilde Filistin tarafına dayatmak için devreye girebilmesinin arkasında duran en önemli etken Arap dünyasındaki işbirlikçi dikta rejimlerinin tutumlarıdır. Planın hazırlanması sürecinde Filistin tarafının görüşüne hiç başvurulmazken, bizim tahmin ettiğimiz kadarıyla ABD bu planı sürekli söz konusu işbirlikçi rejimlerle irtibat halinde hazırlamıştır. Tabii taleplerin tamamı siyonist işgal rejimine ait. Bunları bir plan haline getirme işini ABD'nin oluşturduğu heyet yürüttü. Ancak bunu Filistin tarafına dayatmak için güç ve destek alma konusunda da Arap dünyasındaki işbirlikçi dikta rejimleriyle irtibat halinde oldu ve onlardan birtakım sözler aldı. Planın kamuoyuna açıklanmasından sonra Arap dünyasındaki söz konusu işbirlikçi rejimlerin sergilediği tavırlar da bunu gözler önüne sermektedir.

Plan şimdilik bir anlaşma değil teklif niteliği taşısa da ABD'nin böyle bir teklif sunabilmesi ve Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin de ona destek vermeleri siyonist işgal rejimini bazı yeni adımlar atma konusunda cesaretlendirecektir ve işgal rejimi özellikle Ürdün Vadisi olarak da adlandırılan ve Ürdün Irmağı'nın yani Şeria Nehri'nin batısında yer alan verimli El-Ağvar bölgesini İsrail'e ilhak planını hayata geçirme konusunda şimdi daha rahat hareket etme imkânı bulabilecektir. İşgal rejiminin başbakanı Netanyahu da 2 Mart 2020 tarihinde gerçekleştirilecek üçüncü erken genel seçimlerde öne geçebilmek amacıyla söz konusu bölgenin ilhakı işlemini gerçekleştirmek istiyor ve bunun için yasa teklifini işgal rejiminin parlamentosu durumundaki Knesset'e sundu. Mavi - Beyaz ittifakının lideri Benny Gantz geçtiğimiz günlerde bölgeye bir ziyaret gerçekleştirerek seçimlerden sonra kendisinin de bu bölgenin İsrail'e ilhakı için çalışacağı vaadinde bulunmuştu. Böyle bir vaatte bulunmasının sebebi tabii siyonist tabanın biraz daha desteğini kazanma arzusuydu. Seçimlerden önce sunulan teklifin meclisten geçmesinin kazanımının Netanyahu'ya ait olacağını biliyor. Ama destek vermemesi durumunda da oy kaybetmesi riski olacağını düşünüyor. Netanyahu'nun seçimler öncesinde böyle bir teklifi parlamentonun gündemine getirmesine imkan sağlayan tabii ki ABD'nin tutumu oldu. Dolayısıyla planın daha şimdiden Filistin davası açısından tehlikeli sonuçlar doğurması söz konusu.

Barış mı dayatma mı?

31 Ocak 2020 Cuma, Yeni Akit

Trump'ın takdim ettiği plana resmiyette "Ortadoğu Barış Planı" adı veriliyor. Tabii çok büyük bir şey gibi gösterilmesi için "Yüzyılın Anlaşması Planı" adıyla da öne çıkarıldı. Ancak planı incelediğimizde kesinlikle bir barış planı olmadığını, sırf siyonist işgal rejiminin isteklerini, şartlarını Filistin tarafına dayatmak ve Filistin halkını bütün meşru haklarından vazgeçerek toprakları üzerindeki gayrimeşru işgali meşru kabul etmeye zorlamak amacıyla hazırlanmış bir plan olduğunu görüyoruz.

Planın birinci ve öncelikli hedefi Kudüs üzerindeki siyonist işgali meşrulaştırmak ve buranın İsrail işgal devletinin başkenti olarak kabul edilmesini sağlamaktır. Trump, bu planda Kudüs'ün İsrail'in "bölünmeyen" bir başkenti olarak kabul edildiğini vurguladı. Bir yandan Kudüs hakkında "İsrail'in bölünmeyen başkenti olacak" derken, diğer yandan Doğu Kudüs'te de Filistin'in başkentinin olacağını söylemek bir aldatmaca ve kelime oyunudur. Çünkü "bölünmeyen" ifadesi ile kastedilen doğusuyla batısıyla bütün Kudüs'tür. Bu durumda Doğu Kudüs'te Filistin'in başkentinin olması sadece şehrin kenar semtlerinden birine böyle bir vasfın verilmesi anlamına gelir. Gerçekte ise Kudüs bütün olarak Filistin toprağıdır ve buradaki İsrail hakimiyeti tamamen işgaldir, gayrimeşrudur. Filistin halkının talebi de buradaki işgalin son bulması ve buranın bütün olarak, kurulacak Filistin devletinin başkenti olmasıdır.

İkinci önemli husus Batı Yaka bölgesinde, tamamen Filistinlilerin arazilerinin zorla gasp edilmesi suretiyle inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerinin ve kibbutzların yani işgalcilerin hesabına kurulan tarım çiftliklerinin durumuyla ilgilidir. Trump yönetimi Yüzyılın Anlaşması planını açıklamadan önce söz konusu yerleşim merkezlerinin yasal olduğu iddiasında bulundu. Oysa bütün BM kararlarında buraların uluslararası yasalara aykırı bir şekilde kurulduğu ve işgal olduğu tasdik edilmiştir. Trump'ın planında buralardaki işgallerin meşrulaştırılması ve söz konusu yerleşim merkezlerinin, kibbutzların ve bilhassa Ürdün Irmağı boyunca uzanan El-Ağvar yani Ürdün Vadisi bölgesinin tamamen İsrail'e terk edilmesi isteniyor. Buraların İsrail'e terk edilmesi durumunda zaten Filistin'in Batı Yaka bölgesinde sahip olacağı alan iyice daralmaktadır. Aynı zamanda El-Ağvar bölgesinin İsrail'e terk edilmesi, Filistin'in Ürdün'le irtibatının kesilmesi, sınırların tamamen İsrail'e terk edilmesi, her taraftan İsrail kuşatmasına alınması anlamına geliyor. Trump planında bir harita da oluşturulmuş ve Batı Yaka bölgesinde Filistin olarak gösterilen alanın nasıl daraltıldığı ve her tarafından İsrail kuşatmasına alındığı görülüyor. ABD'nin böyle bir plan hazırlayabilmesi ne yazık ki işgalci siyonist rejimin, Batı Yaka bölgesinde gasp edilmiş alanların İsrail'e ilhakı siyasetini uygulamaya geçirmesinin önünü açacaktır. O yüzden plan bir anlaşmaya dönüşmeden bile tehlike arz etmektedir ve işgal rejimi, planı herhangi bir ittifak söz konusu olmadan dayatma siyasetini uygulamak için ABD'nin sergilediği tutumdan yararlanacaktır. Dolayısıyla böyle bir planın öne sürülmesi Filistin davası açısından daha işin başında tehlike oluşturmaktadır. Çünkü işgal rejimine bir bakıma "Filistinliler onaylasa da onaylamasa da siz bu planı geçerli sayarak ona göre strateji belirleyebilirsiniz" mesajı verilmek istenmektedir. Bu yönüyle de plan gerçekte bir barış girişimi değil tam anlamıyla bir dayatmadır.

Planda, işgal rejiminin tehcir politikaları sonucu yurtlarını terk etmek zorunda bırakılan ve Filistin içindeki özel mülkleri tamamen uluslararası hukuka aykırı bir şekilde gasp edilen mülteciler konusunun İsrail'in politikasına terk edildiği görülüyor. İşgal rejiminin başbakanı Netanyahu, planın açıklandığı basın toplantısında bu konuya değindi ve "mülteciler sorunu sınırlarımızın dışında çözülmelidir" dedi. Yani işgal rejimi mültecilerin yurda dönüş haklarının tamamen ellerinden alınmasını istiyor. Plan işgal rejiminin politikasının uygulanmasına imkan vermeyi amaçlamıştır ve bu yönüyle de bir dayatmadır.

Trump'ın planı tutar mı?

1 Şubat 2020 Cumartesi, Yeni Akit

ABD Başkanı Trump'ın "Ortadoğu Barış Planı" veya "Yüzyılın Anlaşması" olarak öne sürülen çözüm formülünün onaylanması Filistin davası açısından tam bir felaket olur. Böyle bir anlaşma planının kabul edilmesi Filistinlilerin bütün tarihi haklarından vazgeçmelerini ve gayrimeşru siyonist işgali her yönüyle meşru kabul etmelerini, yurtlarına dönmelerinden vazgeçmelerini, işgale karşı meşru direnişi ve mücadeleyi bütünüyle terk etmelerini, Kudüs'le ilgili bütün iddialarından vazgeçmelerini, Kudüs üzerindeki işgali aynen kabul etmelerini, mukaddes mekanlarına sahip çıkma konusundaki kararlılıklarına son vermelerini kısacası Filistin'deki varlık haklarıyla ilgili bütün değerlerinden ve ilkelerinden vazgeçmelerini gerektirmektedir. Bunun karşılığında kurmalarına izin verileceği iddia edilen devlet ise kendini savunma imkânından yoksun, sınırlarının kontrolünü bile işgalciye bırakan, güvenlik güçlerini de işgalcinin güvenliğini sağlamak için seferber eden bir sözde devlet olacaktır.

Trump'ın planı gerçekten son derece tehlikeli ve korkunç bir komplodur. Bu komplonun bir anlaşmaya dönüşmesi Filistin davasının tarihe gömülmesine neden olacağı gibi şimdiye kadar verilen mücadelenin de boşa gitmesi, davayla ilgili ilkelerin hiçbir anlamının kalmaması, işgalci siyonistin ise Filistin topraklarında kazıklarını sağlamlaştırması anlamına gelecektir.

Ancak böyle bir planın anlaşmaya dönüşmesi tabii ki anlaşmazlığın iki tarafınca da kabul edilmesiyle mümkün olabilir. Sadece bir tarafın bir formül hazırlayıp da diğer tarafın önüne sürmesiyle anlaşma olmaz. Diğer taraf bunu reddettiğini ve haklarını almak için mücadeleye devam edeceğini söylediği zaman anlaşma sağlanamayacak ve sorun devam edecektir.

Bu planda ABD çözüm üretmek için değil işgalci siyonist rejimin isteklerini Filistin tarafına zorla kabul ettirmek için devreye girmiştir. Dolayısıyla burada ABD bizatihi İsrail'dir. Üçüncü bir taraf değil savaşan, saldıran ve galip gelmeye çalışan taraftır. İşgalcinin hesabına bu planı hazırlamıştır ve kabul ettirmek için elindeki bütün araçları kullanmaya çalışmaktadır.

Böyle bir komplo karşısında Filistinlilerin en önemli ve belki de tek avantajları bütün kesimleriyle planı reddetme konusunda ittifak halinde olmalarıdır. Sadece Hamas ve İslami Cihad gibi İslami gruplar veya Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi gibi sol gruplar değil Fetih Hareketi gibi daha önce işgalciyle anlaşmaya imza atmış gruplar da kesin olarak planı reddetmekte ve bunun Filistin halkının bütün haklarından vazgeçmesini istediği gerçeğini dile getirmektedir.

Bu yüzden ABD anlaşmayı hayata geçirebilmek için Arap dünyasındaki işbirlikçi ve ihanetçi dikta rejimleriyle olan ilişkilerini kullanmaya çalışıyor.

Bu rejimler Filistin tarafını anlaşmayı kabul etmeye zorlamak için iki aracı kullanmaya çalışıyorlar. Bunlardan biri baskı ve zorlama diğeri ise parayı göstererek teşviktir. ABD, Filistinlilerin anlaşmayı kabul etmeleri durumunda söz konusu Arap rejimlerinin en az elli milyar dolarlık yardım yapacağı taahhüdünde bulundu. Ne kadar ilginçtir ki ABD Filistin'i siyonist işgali onaylamaya zorlarken yine Arap devletlerinin maddi imkanlarını kullanıyor.

ABD, Yüzyılın Anlaşması'nın ekonomik altyapısını oluşturmak için 25-26 Haziran 2019 tarihlerinde Bahreyn Ekonomik Çalıştayı'nı düzenledi. Bu çalıştayın asıl amacı Filistinlilerin Yüzyılın Anlaşması'nı kabul etmeleri karşılığında Arap ülkelerinin üstlenecekleri ekonomik projeleri ve faaliyetleri belirlemekti. Fakat Abbas yönetimi dahil Filistin'deki bütün kesimler bu çalıştayı boykot etti.

Biz inanıyoruz ki Filistin halkının ve direnişinin bu plan karşısında güç birliği oluşturması ve kararlı duruş sergilemesi halinde Arap dünyasındaki dikta rejimleri vasıtasıyla yapılacak girişimler de başarısız kalacaktır ve planın hayata geçirilmesi mümkün olmayacaktır. Bunun için Filistin'de birlik ve bütünlüğün sağlanması büyük önem arzediyor.