Zalimlere meyletmeyin

16 Ocak 2020 Perşembe, Yeni Akit

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

"Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz." (Hud, 11/113)

Yüce Allah zalimleri tek bir kategoriye koyarak onlara meyledilmemesini emrediyor. Aksi takdirde ateş dokunacağına dikkat çekiyor. Çünkü zalimlere dokunacak ateş onlara meyledenlere, haksızlıklarını örtmeye çalışanlara ve zulümlerine destek verenlere de dokunacaktır.

Kendileri zulüm görenlerin aslında bu konuda daha hassas ve daha dikkatli, daha duyarlı olmaları gerekir. Çünkü zulüm görenler zulmün ne olduğunu daha iyi bilirler ve başka yerlerde zulüm görenlerin çektiği acıları, yaşadıkları zorlukları da daha iyi anlamaları gerekir. Dolayısıyla hiçbir zaman zulmedenlerin tarafında yer almamaları, mutlaka zulme karşı durarak mazluma destek vermeleri gerekir.

Başka yerde başkalarına zulmedenlerin size destek vermeleri, onlarla aynı safta yer almayı, onların zulümlerinin üstünü örtbas etmeye yönelik bir tavır sergilemeyi haklı çıkarmaz. Bunu size yardım eden ama başkalarına, size zulmedenlerin zulmettiğinden daha fazla zulmeden zalime vefa olarak izah etmek de sizi haklı çıkarmaya yetmez. Çünkü zulmedenlere meyletmemek ilahi bir emirdir. Sizin kendi adınıza zulmedenlere vefa borcunuzun olması bu ilahi emri görmezden gelmeyi haklı çıkarmaz. Çünkü Allah'a vefa borcunuz daha önemli ve önceliklidir.

Boğulma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kimsenin kurtulmak için kendine uzanan eli tutması normaldir ve bunu kimse yadırgamaz. O durumda kendisine uzanan elin bir zalimin eli olmasını nazarı dikkate almamasından dolayı kimse onu yargılamaz. Ama sonrasında yine zulme karşı ve mazlumun yanında olma konusunda ilkeli davranmak bir insanlık görevidir.

Dünya devletlerinin ve İslam ülkelerinin genelinin, Arap dünyasının ise özellikle ihmal ettiği, yalnızlığa ittiği mazlum Filistin halkının kendilerine uzanan elleri tutmasını ve onlardan yardım kabul etmesini de şimdiye kadar kimse yadırgamadı ve yargılamadı.

Ama Afganistan'da, Irak'ta, Suriye'de birçok mazlumun katledilmesinden birinci derecede sorumlu olan kişinin "Kudüs şehidi" ilan edilmesi ve bu kişiyle irtibatlı bir basın açıklamasında fitne örgütlerinin bayraklarının yanında kendi bayraklarının asılmasının kabullenilmesi Filistin direnişine yakışmadı. Bu tutum Filistin içinden de birçok kişi tarafından eleştiriye neden oldu.

Bu tavrın mazur görülmesi gerektiği konusunda muhtelif yazılar ve yorumlar yazıldı. Bu konuda çeşitli gerekçeler ileri sürüldü. Ama şunu unutmamak gerekir ki Filistin'deki zulmü reddetmek zorunda olduğumuz gibi Irak'taki ve Suriye'deki zulmü de kesin bir şekilde reddetmek, zalimlere karşı mazlumların yanında durmak zorundayız. Gerekçelerimiz ne kadar çok olsa da zalimlerle saf tutma anlamına gelebilecek çok belirgin bir tavır sergilenmesini haklı göstermez. Ayrıca unutmamak gerekir ki gerçek yardım Allah'tan gelir. Allah'ın yardımını hak etmek için de onun emirlerine uygun bir tavır sergilememiz gerekir.

Zulmün olduğu yerde mazlumdan yana tavır almak imanî sorumluluktur. Hatta zulmeden kişi imanlı mazlum imansız olsa bile. Çünkü zulmedene yapılacak iyilik onu zulmünden vazgeçirmektir.

Ama bir konuda yanlış yapılmasının haklı ve meşru mücadeleyi destekleme konusundaki tavrımızı da değiştirmemesi gerektiğini bilmemiz gerekir. Filistin'deki siyonist işgal gayri meşrudur ve buna karşı verilen mücadele de haklı ve meşru mücadeledir. Bu mücadeleye sahip çıkmak, onun elinden tutmak, zulme karşı mazlumların yanında yer almak ümmetin bir görevidir. Bu görevin ihmal edilmemesi, Filistin davasına sahip çıkılması konusundaki kararlılığın sürdürülmesi gerekir. Bu, Filistin'de zulüm görenlerin başka yerlerde zulmedenlere eli mahkum olmamaları için de son derece önemlidir.