İsrail'in Gazze'ye saldırısı ve ateşkes isteği

Haziran 2019, Vuslat

30 Mart tarihi Filistin'de Toprak Günü olarak ihya edilmektedir. 2018'in Toprak Günü'nde aynı zamanda Ablukayı Kırma ve Büyük Dönüş Yürüyüşü etkinliklerinin başlatılması kararlaştırıldı. Bunun amacı Gazze'ye 2006'dan beri uygulanan ablukanın kırılması ve Filistinlilerin vatanlarından asla vazgeçmeyecekleri, aradan geçen zaman ne kadar uzasa da vatanlarına dönme mücadelelerinde ısrarlı olacakları mesajı vermekti.

"Büyük Dönüş Yürüyüşü" sadece bir kereye mahsus bir yürüyüş ve gösteri olmayacaktı. Öncelikli olarak işgal devletinin Gazze'ye uyguladığı insanlık dışı ablukayı kısmen de olsa kırabilmek ve Gazze'nin yeniden dünyaya kapılarının açılmasının sağlanabilmesi için bir şeyler elde edinceye kadar sürdürülmesi amaçlanıyordu.

Fakat bu eylemlerin ve gösterilerin işgal güçleriyle çatışmayı amaçlamadığı tamamen sivil amaçlı gösterilerden ve eylemlerden ibaret olacağı ifade edildi. Buna rağmen işgal devleti bu gösterilerden rahatsız oldu ve Filistinli göstericilerin amaçlarının "barışçıl" yani sivil olduğunu vurgulamalarına rağmen işgal güçleri her keresinde Gazze'nin etrafını kuşatarak silahlarla ve gaz bombalarıyla müdahalelerde bulundular. Bu yüzden gösterilerin başlamasından Nisan 2019'un sonuna kadar geçen süre içinde 350 civarında Filistinli öldürülürken, 30 binden fazla Filistinli de yaralandı. Yaralananlardan yaklaşık 700 kadar kişinin durumu ağırdı. Bunların arasında kol veya bacaklarını kaybedenler de vardı. Ancak çoğunluğu hafif ya da orta derecede yaralanmış veya atılan gaz bombalarından etkilenmişti.

Gösterilerin organize edilmesi amacıyla Gazze'deki bütün direniş gruplarının temsil edildiği bir Ablukayı Kırma ve Büyük Dönüş Yürüyüşü Ulusal Yüksek Konseyi oluşturulmuştu.

Gösteriler özellikle Cuma günleri yoğunlaşıyordu ve her Cuma'ya mesaj amaçlı bir isim veriliyordu. Cuma eylemlerine verilecek isimlerin belirlenmesi işini de Ablukayı Kırma ve Büyük Dönüş Yürüyüşü Ulusal Yüksek Konseyi yapıyordu.

Gösterilerin düzenlenmesi için Gazze ile 1948'de işgal edilmiş bölgeyi ayıran sınır çitlerine yakın yerlerde beş ayrı dönüş çadırı kurulmuştu. Bu dönüş çadırı kuzeyden güneye doğru farklı noktalara yerleştirilmişti. Göstericiler de özellikle Cuma eylemlerinde bu çadırların etrafında toplanarak işgale ve Gazze'ye uygulanan ablukaya karşı tepkilerini dile getiriyorlardı.

3 Mayıs 2019 tarihinde yapılacak gösterilere de, ABD yönetiminin Golan Tepeleri üzerindeki siyonist işgali meşru tanıma kararına tepki amacıyla "Golan Tepelerinin Arap ve İslam Toprağı Oluşunun Vurgulanması Cuması" kısaca "Golan Tepeleri Cuması" adı verildi.

Ablukayı Kırma ve Büyük Dönüş Yürüyüşü Ulusal Yüksek Konseyi, Gazze ahalisini 3 Mayıs'ta düzenlenecek gösterilere destek vermek için dönüş çadırlarına toplanmaya çağırdı.

Dediğimiz gibi gösteriler tamamen sivil nitelikli ve mesaj verme amaçlıydı. Fakat işgal güçleri yine saldırı düzenlediler ve 4 Filistinli şehit olurken 51 Filistinli de yaralandı. İşgalcilerin bu saldırıları aynı zamanda işgal yönetimiyle Gazze'deki direniş grupları arasında kabul edilmiş olan ateşkesin ihlal edilmesi anlamına geliyordu.

Bu arada bir parantez açarak bir noktayı izah etmek istiyorum. Dediğimiz gibi Filistinliler normalde sivil nitelikli ve mesaj amaçlı gösteriler düzenlemek istediklerini ortaya koydukları halde işgal güçlerinin göstericilere silahlarla ve gaz bombalarıyla saldırması üzerine Filistinli gençler de onlara karşı yakıcı uçurtmalar ve balonlar geliştirmişlerdi. Uçlarına yakıcı fitiller taktıkları uçurtmaları ve balonları Gazze çevresine kurulmuş olan yahudi yerleşim merkezlerine doğru gönderiyorlardı. İşgal güçleri bu uçurtmaları ve balonları havada yakalayıp zararsız hale getirmeyi başaramıyor ve balonlar ya da uçurtmalar düştükleri yerlerde yangın çıkmasına neden oluyordu. Bu yangınlar işgal güçleri tarafında herhangi bir can kaybına sebep olmuyor idiyse de işgal rejiminin yerleşim merkezlerine yakın çevrelerde ciddi maddi hasara sebep oluyordu. Bu uçurtmaların ve balonların karşısında acze düşen işgal yönetimi Filistin'deki direniş gruplarına bunların gönderilmesinin durdurulması için ateşkes teklifinde bulundu. Filistinli gruplar da ateşkesi kabul ederek gençlerin söz konusu balonları ve uçurtmaları göndermelerini durdurdular. İşgal yönetimi ateşkes gereği aynı zamanda Gazze'nin deniz tarafında da balıkçıların avlanma mesafelerini 15 mile çıkarmayı kabul etmişti.

Fakat işgal yönetimi ateşkesin şartlarına uymayarak deniz tarafından balıkçıların avlanma mesafesini yeniden 6 mile düşürdü ve bu mesafeyi geçen balıkçıların teknelerine el koymaya ve kendilerini de tutuklamaya başladı. Bu tutumu deniz tarafında ateşkesin şartlarına uymadığını gösteriyordu. Diğer taraftan 3 Mayıs Golan Tepeleri Cuması gösterisi tamamen sivil nitelikli olduğu, herhangi bir şekilde yahudi yerleşim merkezleri tarafına uçurtma veya balon gönderilmediği halde işgal güçleri Filistinlilere saldırdılar ve 4 kişinin şehit olmasına 51 kişinin de yaralanmasına neden oldular.

Bunun üzerine Filistin direnişi işgal rejiminin saldırısına cevap verdi ve o gece yani 3 Mayıs Cuma gecesi siyonistlerin hedeflerine yönelik füze saldırıları gerçekleştirdiler. Atılan füzeler uzun mesafelere ulaşmış ve işgalcilerin gözünü korkutmuştu.

Füzeler karşısında telaşa kapılan işgal güçleri hemen Filistin direnişini sindirmek amacıyla 4 Mayıs Cumartesi sabahı hava saldırıları başlattılar. İşgalcilerin hava güçleri Filistinlileri yıldırmak ve korkutmak amacıyla sivil hedefleri vurarak can kaybına ve büyük tahribata neden olmaya çalıştılar. İşgal güçleri bu saldırılarla aynı zamanda Filistin direnişinin savunma gücünü ölçmek istiyorlardı.

Filistin direnişi işgalcilerin saldırılarına füze saldırılarıyla karşılık verdiler. Atılan füzeler bu kez daha uzak mesafelere ulaşıyor ve hedeflerini daha iyi vurabiliyordu. Örneğin askerleri taşıyan bir aracının tam isabetle vurulmasının videosu direniş güçleri tarafından kamuoyunun dikkatine sunuldu. Ancak işgal devleti bu tür çatışmalarda askeri kayıplarının önemli bir kısmını gizlediğinden bu olayda meydana gelen can kaybı ve yaralanma hakkında yeterli bilgi vermedi. Sadece sivil hedeflerde meydana gelen kayıplarını açıkladı.

İşgal devletinin saldırıları 5 Mayıs Pazar günü de devam etti. Ancak bir yandan Filistin direnişi de mücadelesini sürdürdü ve İsrail hedeflerine yönelik füze saldırılarını devam ettirdi. Bizzat İsrail kaynaklarının verdiği bilgilere göre iki gün içinde yani Cumartesi ve Pazar günleri Gazze tarafından İsrail hedeflerine 700 füze atıldı. Bu füzelerden Askalan'a kadar ulaşanlar vardı. ABD'nin siyonist işgal rejimine hediye etmiş olduğu demir kubbe savunma sistemi de direnişçilerin füzeleri karşısında çok fazla işe yaramamıştı. Yine bizzat İsrail kaynaklarının verdiği bilgilere göre demir kubbe sistemi atılan füzelerden sadece 240 tanesini havada imha edebilmişti. Diğerleri bir şekilde isabet etmiş ve işgalcilere bir şekilde zarar vermişti. İşgal yönetimi kendi tarafında dört kişinin hayatını kaybettiğini 17 kişinin yaralandığını duyurdu. Ancak askerlerden hayatlarını kaybedenler ve yaralananlar bu sayıya dahil değildi.

Bunun yanı sıra Gazze çevresindeki tüm yahudi yerleşim merkezlerinde alarm durumuna geçildi ve insanlar sığınaklara girmek zorunda kaldılar.

Tabii ki işgal rejiminin saldırıları Gazze tarafında da önemli kayıplara neden olmuştu. Çok sayıda bina yıkılmış bazı aileler yok edilmişti. Ancak burada iki hususa özellikle dikkat çekmek istiyoruz.

Birinci olarak, her ne kadar işgal yönetimi arkasındaki medya gücünü kullanarak kendisinin Filistin direnişinin füze saldırılarına cevap verdiğini ileri sürdüyse de bu olayda asıl cevap veren taraf işgal rejimi değil Filistin direnişidir. Çünkü arada bir ateşkes anlaşması vardı ve işgal güçleri bu anlaşmaya uymayarak 3 Mayıs Cuma günü gerçekleştirilen sivil gösterilere saldırıda bulunarak 4 kişiyi öldürmüş 51 kişiyi de yaralamışlardı. Filistinlilerin füze saldırıları işgalcilerin işte bu saldırılarına bir cevap niteliğindeydi.

İkinci olarak eğer ki Filistin direnişi saldırılar karşısında sessiz kalsaydı ve herhangi bir karşılık vermeseydi bu Gazze'yi ve Filistin halkını güvenceye kavuşturmayacak tam aksine işgal yönetimi daha da cesaretlenerek yeni saldırılar düzenleyecekti.

İşgalcilerin Cumartesi sabahı başlattıkları saldırılar karşısında direniş herhangi bir savunmada bulunmasaydı siyonist işgal rejimi saldırıları daha uzun süre sürdürecek belki de bütün bir Ramazan ayı boyunca saldıralara devam edecek ve Gazze ahalisine mübarek Ramazan ayını zehir edecekti.

Ama Filistin direnişinin savunmaya geçmesi ve işgal güçlerine ağır darbeler indirmesi karşısında Pazar akşamı derhal uygulamaya geçirilmek üzere ateşkes istemek zorunda kaldı.

Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Birim Başkanı İsmail Heniyye işgal yönetiminin Gazze'ye yönelik son saldırısından sonra ateşkes istemek zorunda kaldığını dile getirdi. Heniyye bu saldırıda ateşkes isteyen tarafın İsrail olduğuna dikkat çekerek, onun başlangıçta aracılarla görüşmeyi kabul etmediğini ancak direnişin ağır darbeleri karşısında aracıları devreye sokarak ateşkes istemek zorunda kaldığını dile getirdi.

Ateşkeste işgal rejimi yine direniş tarafının şartlarını kabul etmek zorunda kaldı. Onun şartlara razı olmak zorunda kalması da zaten ateşkes isteyen taraf olduğunu gösteriyordu. Ateşkes Filistinlilerin sivil gösterilerini yani Büyük Dönüş Yürüyüşü etkinliklerini durdurması şartı içermiyordu.

Çatışmanın devam etmesi Filistin halkının lehine olan bir şey değildi. O yüzden ateşkesin sağlanması Filistin halkının da yararınaydı. Ama önemli olan Filistin direnişinin işgal güçlerine boyun eğmek zorunda kalmaması, şartlarını ona kabul ettirmeyi başarabilmesiydi.

İşgal rejimi bu son saldırısıyla birlikte Filistin direnişinin savunma gücünün ve teknik imkanlarının daha da geliştiğini gördü. Bu gerçek bizzat siyonistlerin medya organlarındaki muhtelif yorumlarda itiraf edildi.

ABD ve Avrupa, Filistin direnişinin savunmaya başvurmasını bahane ederek işgalci siyonist rejime desteklerini sürdürdüler. Oysa dediğimiz gibi normalde Filistin halkı kendi topraklarını işgalden kurtarma mücadelesi verdiği yani haklı taraf olduğu halde bu son olayda da saldıran taraf değil savunma yapan taraftı. Saldıran ve bütün anlaşmaları bozan, bütün hakları ihlal eden taraf yine siyonist işgal rejimiydi.