Kudüs’te Yahudileştirme Savaşı

Ahmet Varol, Minberi Aksa

Siyonist işgal devletinin Filistin topraklarında veya dışında yürüttüğü savaş sadece askerî operasyonlardan, saldırılardan, cinayetlerden ve tehditlere dayalı psikolojik savaştan ibaret değildir. Kuruluşunu savaş yoluyla gerçekleştirdiği gibi varlığını da yine savaşlarla sürdüren işgal devleti çok yönlü saldırılar yürütüyor. Savaş alanlarının biri de tarih, kültür ve kimlik savaşıdır.

Filistin topraklarının özünde Yahudi kültürünü ve tarihini barındırdığı iddiasına delil oluşturabilmek için yıllardan beri kazı faaliyetleri, arkeolojik çalışmalar yürütüyor. Gerçekleştirdiği kazılar ve arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkardığı eserlerin tamamı iddia ettiğinin aksini ispatladığından şimdi farklı bir stratejiden yararlanma yoluna gidiyor. Filistin topraklarının barındırdığı İslâmî eserleri ve Hıristiyan eserlerini önce kademeli bir şekilde Yahudi kültürüne mal etmek, sonra da ya bu eserlerin vechesini değiştirerek Yahudi kültürünü yansıtan görünüme çevirmek ya da tümüyle ortadan kaldırıp yerlerine Yahudi kimliğine, tanımlamalarına, sembollerine göre şekillendirilmiş yeni binalar inşa etmektir.

İşgalci Siyonist devletin el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'ni ve Beytlaham'daki Bilal ibnu Rabah Camisi'ni "Yahudi kültürel eserler listesi"ne almak suretiyle gasp etmeye kalkışması Filistin topraklarının kültürel kimliğini değiştirme amaçlı geniş çaplı yeni bir projesinin hayata geçirilmesinin başlangıcıdır.

İşgal devleti Filistin topraklarının kültürel kimliğini değiştirme amaçlı faaliyetlerini kuruluşundan beri sürdürüyordu. Bu amaçla çok sayıda İslâmî eseri ya ortadan kaldırdı ya da amacına bütünüyle aykırı bir şekilde kullanılmasını sağladı. Örneğin İslâm tarihine geçmiş birçok değerli ilim adamının, siyasetçinin veya komutanın kabrinin bulunduğu tarihi kabristanları düzleyerek üzerine otoparklar inşa edilmesini sağladı. Son olarak da Kudüs'te Me'menullah Kabristanı'nda bulunan kabirlerin bazılarını başka yerlere taşıyarak bazılarının da üstüne beton tabla döşeyerek üzerine Hoşgörü Müzesi adında bir müze inşa etti. Oysa bu kabristan Kudüs'ün ve Filistin'in tarihinde önemli yeri olan büyük ilim adamlarının, komutanların ve yöneticilerin kabirlerinin bulunduğu bir kabristandır. İşgal devletinin amacı da zaten Kudüs'ün ve Filistin'in tarihine damga vurmuş Müslüman önderlerin izlerini ortadan kaldırmaktır. Yoksa sözünü ettiği müzenin inşa edilmesi için başka bir yer bulamadığından dolayı böyle tarihi öneme sahip bir kabristanı seçmiş olması düşünülemez elbette. İşin ilginç olan bir yönü de tarihi ve kültürel vecheyi değiştirme amaçlı bir kültür katliamının gerçekleştirilmesi suretiyle inşa edilen binanın adının "Hoşgörü Müzesi" konması. İsimlerin ve kavramların çirkin amaçlar ve art niyetli planlar için kullanılmasının tiksindirici bir örneği de burada karşımıza çıkıyor. İşgalci Siyonist devlet bundan önce de, medyatik yanıltma ve yönlendirme faaliyetlerinde isimleri ve kavramları art niyetli olarak kullanmanın pek çok örneğini ortaya koymuştu.

İşgal devletinin yahudileştirme faaliyetlerinde Kudüs özel bir hedef olarak belirlenmiştir. İşgal devleti bu şehrin İslâmî kimliğini ve Filistinli görünümünü tümüyle değiştirerek her yönden bir yahudi şehrine dönüştürebilmek için muhtelif yöntemlere başvuruyor.

Yahudileştirme faaliyetlerinin başında demografik yönden kimliğini ve yapısını değiştirme amacıyla yürütülen çalışmalar yer alıyor. Bu amaçla Kudüs’ün asıl nüfusunu oluşturan Filistinliler çeşitli şekillerde göçe zorlanıyorlar. Onların yerine yahudilerin yerleştirilmesi için çeşitli hile ve taktiklere başvuruluyor. Aslında bütün bu uygulamalar ırkçı politikalar niteliğindedir. Fakat işgal yönetimi Kudüs’te izlediği bu ırkçı politikalarından dolayı sorgulanmıyor ve ırkçı politikalarının önüne geçilmesi için uluslararası çapta bir baskıya, engelleme uygulamasına başvurulmuyor.

Kudüs’ün demografik kimliğinin değiştirilmesi için başvurulan uygulamalardan biri şehrin çevresine geniş kapasiteli yahudi yerleşim merkezleri inşa edilmesi ve tarihi şehrin etrafının tamamen bu yerleşim merkezleri ile kuşatılmasıdır. Şimdiye kadar inşa edilen yerleşim merkezleri tarihi şehrin etrafını büyük ölçüde yahudi kuşatmasına almış durumdadır. İşgal yönetimi bu yerleşim merkezlerini inşa ettikten sonra Kudüs belediyesinin sınırlarını kademeli bir şekilde genişleterek buraları da Kudüs şehrine katıyor. Bundaki amacı ise Kudüs’teki yahudi nüfusun Filistinlilere nispetle daha çok olduğu gerekçesini kullanarak bu şehri sözde barış görüşmelerindeki tüm pazarlıkların dışında tutmak ve Kudüs’ü bir İsrail şehri olarak peşinen kabul ettirmeye çalışmaktır.

Şehri dıştan bu şekilde yahudi yerleşim merkezleriyle kuşatırken ve bunları kademeli bir şekilde Kudüs şehrinin nüfusuna dâhil ederken içeride yani eski şehir olarak adlandırılan tarihî kısmın sınırları içinde de Filistinli nüfusu azaltmak için muhtelif taktiklere başvuruyor. Bunların en başta geleni Filistinlilerin evlerini yenilemelerini engellemek, eskiyen evlerinin yerine yeni evler inşa etmeleri için ruhsat vermemek veya ruhsat işlerini iyice zorlaştırmak, eski evin yerine yenisini inşa amacıyla ruhsat almak için ödenmesini istediği vergilerin miktarını bir evin maliyetinden çok daha fazla rakamlara çıkarmaktır. Çok sayıda Kudüslü aile sırf bu yüzden evini yenileyememektedir. Bazen de işgal belediyesi evleri ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkıyor. Ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkılan evler arasında, İsrail’in Doğu Kudüs bölgesini işgal ettiği 1967 Haziran Savaşı’ndan önce inşa edilmiş binalar bile bulunabiliyor. Evleri yıkılan ailelerin yeni binalar inşa etmeleri ise engelleniyor ve bu yüzden Kudüs’ü terk etmeye zorlanıyorlar. Bu yöntemle Filistinli nüfusun azaltılması işlemlerinin çok fazla göze batmaması için kademeli hareket ediliyor. Fakat bir yıl içinde yıkılan ev sayısına bakıldığında önemli bir yekûn oluşturduğu görülüyor. Her yıl böyle bir azaltma yapılması demografik yapının kademeli bir şekilde değiştirilmesi politikasında etkisini gösteriyor.

Kudüs’ün doğu kısmında ikamet eden Filistinlilere “İsrail vatandaşı” kimliği verilmiyor. Fakat bu kısım Filistin Yönetimi’nin kontrolündeki A ve B kategorisine giren bölgeler arasına da girmiyor. İşgal rejimi Kudüs’ün bütün olarak kendisine ait olduğunu iddia ediyor. O yüzden Kudüslüler Filistin Yönetimi vatandaşı da yapılmıyor. Bundan dolayı onlara “mavi kart” denilen ve Kudüslü olduklarını ortaya koyan ayrı bir kimlik kartı veriliyor. İşgal yönetimi bazen çok basit gerekçelerle Kudüslülerin bu kimlik kartlarını alarak onları Kudüs nüfusundan çıkarıyor. Örneğin belli bir süre Kudüs dışında yaşamak zorunda kalmış ve bu süre içinde giriş çıkış yapma imkânı bulamamış Kudüslülerin kimlik kartlarını alıyor. Bazen birtakım ithamlarla onları cezalandırarak Kudüs nüfusundan çıkarıyor. Bütün bu uygulamaları da Kudüs’teki Filistinli nüfûsu azaltmak ve böylece demografik oranın yahudiler lehine değişmesi için kullanıyor.

Kudüslü bir aileye ait yeni doğan bir çocuğun Kudüs nüfusuna kayıt edilmesi için Kudüs’te doğmuş olmasını şart koşuyor. Kudüs dışında doğum yapmak zorunda kalmış annelerin çocuklarını genellikle Kudüs nüfusuna kaydetmiyor. Bundaki amacı da Kudüs’teki Filistinli nüfus artışını engellemek ve böylece demografik oranın yahudiler lehine değişmesini sağlamaktır.

Demografik oranın yahudiler lehine değişmesi için bunların dışında da muhtelif politikalara ve taktiklere başvurmaktadır. Bu politikaların ve taktiklerin sonuç verdiği Kudüs’teki nüfus oranlarının yıllara göre değişimi incelendiği zaman çok belirgin bir şekilde görülecektir. Filistinlilerde doğal nüfus artışı yahudilere nispetle çok fazla olduğu halde Kudüs’teki oranlar sürekli yahudiler lehine değişmiş ve son yapılan sayımlara göre tüm şehirde yahudilerin oranı %63’ü bulmuştur. 540 bin civarındaki toplam yahudi nüfus ise Kudüs’ün batı kısmının işgal edildiği 1948 yılındaki yahudi nüfusun on katına tekabül etmektedir. Bu nüfusun önemli bir kısmını şehri etraftan kuşatan yahudi yerleşim merkezlerine yerleştirilen yahudiler oluşturmaktadır.

Yahudileştirme sadece demografik yapının değiştirilmesi suretiyle gerçekleştirilmiyor. Aynı zamanda dini, kültürel ve tarihi görünümün de değiştirilmesi için yoğun bir çaba sarf ediliyor. Cadde ve sokak isimlerinin değiştirilmesi bunun örneklerinden biridir.

Dinî, kültürel ve tarihi kimliğin değiştirilmesi çabalarında ise Mescidi Aksa özel bir hedef olarak seçilmiştir. 1969’da bu kutsal mabedin yakılması için bir sabotaj düzenlendiği biliniyor. Daha sonra bu mabedin kendiliğinden yıkılmasına neden olunması için altına tüneller kazıldı. Ancak bu mabedin yıkılmasının tehlikeli sonuçlara ve şiddetli tepkilere neden olacağı tahmin edildiği için işgalciler son dönemde yeni bir stratejiyi uygulamaya başladılar. Bu da Mescidi Aksa’nın aynen El-Halil’deki Hz. İbrahim Camisi’nde yapıldığı gibi Müslümanlarla yahudiler arasında paylaştırılmasıdır. Bu amaçla bir yasa tasarısı da hazırlandı. Ancak Filistinlilerden şiddetli tepkiler gelmesi üzerine yasa tasarısını geçici olarak askıya aldılar. Fakat tümüyle çekmiş değiller.

Şimdi söz konusu yasa tasarısının altyapısını hazırlamak amacıyla yahudi grupların bu kutsal mabede gündelik baskınlar düzenlemesini sağlıyorlar. Muhtelif siyonist örgütler ve radikal yahudi gruplar yahudileri Mescidi Aksa’ya baskınlar düzenlemeleri, ziyaret adı altında bu mabede gelerek Müslümanları rahatsız etmeleri için teşvik ediyorlar. Yahudileri gruplar halinde organize ederek Mescidi Aksa’ya girmelerini ve içinde çeşitli dinî ritüellerini gerçekleştirmelerini sağlıyorlar. İşgal rejiminin askerleri ve polisleri de bu grupların Mescidi Aksa’ya girmelerinde ve dinî faaliyetlerde bulunmalarında kendilerine yardımcı oluyor, Müslümanlardan gelecek tepkilere karşı onları güvenceye alıyorlar. Bütün bu baskınların ve faaliyetlerin gündelik hale getirilmesinin amacı yahudilerin de bu mabed üzerinde hak iddia ettikleri gerekçesini kullanmak ve böylece sözünü ettiğimiz paylaştırma yasasının altyapısını oluşturmaktır.

Siyonistler aynı zamanda Mescidi Aksa’nın hemen yanı başına, yahudilerin Ağlama Duvarı ismini verdikleri ancak Filistinliler tarafından Burak Duvarı olarak isimlendirilen duvarın elli metre ilerisine büyükçe bir sinagog inşa ettiler. Böyle bir sinagog inşa edilmesinin amacı da Mescidi Aksa’nın paylaştırılması ve zamanla bu bölgeyi tamamen yahudileştirme planı için bir hazırlıktır.

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini bu şehre taşıması da siyonist işgal rejiminin Kudüs’e yönelik yahudileştirme faaliyetlerine cesaret kazandırmıştır. ABD büyükelçiliğinin taşınmasının en önemli amaçlarından biri de zaten siyonist işgal yönetiminin Kudüs’ün tamamının kendisine ait olduğu iddiasında ona destek vermek ve Filistin Yönetimi’nin burayla ilgili herhangi bir talepte bulunmasının önünü kesmektir.