Mescidi Aksa'ya Yahudi Baskınları

Ahmet Varol, Minberi Aksa

Siyonistlerin Mescidi Aksa'nın bulunduğu Doğu Kudüs'ü işgal ettikleri 1967'den 2000'li yıllara kadar yahudilerin Mescidi Aksa'ya girmeleri çok nadiren görülebilen bir olaydı. Siyonistlerin Kudüs'ün doğu kesimini işgal etmiş olmalarına rağmen Müslümanlar, yahudilerin Mescidi Aksa'ya istedikleri gibi girip dolaşmalarına tepki gösteriyordu. O yüzden işgal devleti de yahudilerin Mescidi Aksa'ya girmelerine birtakım sınırlamalar koymuştu. Bundaki amaçları tabii Müslümanların hukukunu korumak değil Müslümanlarla Yahudiler arasında olaylar yaşanmasının önüne geçmekti. Çünkü Müslümanlar Yahudilerin Mescidi Aksa'ya girmesini istemiyor ve girdikleri zaman şiddetle tepki gösteriyorlardı. Yahudiler de Mescidi Aksa'ya girmeyi ve içinde gezinti yapmayı çok fazla önemsemiyorlardı. Çünkü o zaman onların asıl amaçları bu mabedin içine girip dolaşmak değil bu mabedi tümüyle ortadan kaldırarak yerine bir yahudi mabedi inşa etmekti.

Bundan dolayı normalde yahudilerin Mescidi Aksa'ya girmelerine birtakım sınırlandırmalar getiren işgal rejimi bir yandan da Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırmayı ve yerine Siyon Mabedi'ni yahut bir diğer adıyla Süleyman Heykeli'ni inşa etmeyi amaçlayan faaliyetlerini de sürdürüyordu. Bu amaçla Mescidi Aksa'nın altında kazı çalışmaları başlatmıştı. Bu çalışmalarını başlangıçta gizli yürüttü. Fakat daha sonra Filistin'in 1948'de işgal edilmiş bölgesindeki İslâmî Hareket'in lideri Şeyh Raid Salah'ın gayretli çalışmalarıyla bu kazılar gün yüzüne çıkarıldı. Kazıların Mescidi Aksa açısından oluşturduğu tehlikeler gündeme getirildi. Kazıların gün yüzüne çıkarılması üzerine işgal yönetimi arkeolojik aramalar yaptığı iddiasında bulundu. Mescidi Aksa'nın altındaki tünelleri de altgeçit açmak amacıyla kazdığı iddiasında bulundu.

Fakat Müslümanlar bu kazılara ve tünellere sert bir şekilde tepki gösterdiler ve işgal güçleriyle Müslümanlar arasında zaman zaman çatışmalar meydana geldi. Müslümanlar tarafından gösterilen tepkiler Mescidi Aksa'nın bu şekilde altının oyulması suretiyle yıkılmasına sebep olmanın tehlikeli gelişmelere neden olacağını ve işgal rejimini de ciddi sıkıntıya sokacağını ortaya koydu.

Bunun üzerine işgalci siyonistler Mescidi Aksa'ya yönelik politikalarında taktik değişikliği yapmaya başladılar. Bu kez yahudilerin de Mescidi Aksa üzerinde hak iddia etmeleri planını devreye sokmak için zemin oluşturmaya başladılar. Bunun için El-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'nde uyguladıkları taktiği uygulamak suretiyle "paylaştırma" planlarını devreye sokmak istiyorlardı. Bundaki amaçları önce Mescidi Aksa'nın yahudilerle Müslümanlar arasında paylaştırılmasını sağlamak, sonra kademeli bir şekilde Mescidi Aksa Külliyesi olarak bilinen külliyenin tamamını ele geçirmek ve ondan sonra kendi elleriyle yıkarak yerine yahudi mabedi inşa etmekti.

Bu amaçla en önce yahudilerin bu mabedi ziyaretleriyle ilgili sınırlandırmaların tamamen ortadan kaldırılması için mahkemeye başvurdular. Yapılan başvuru neticesinde Siyonist işgal yönetiminin Yüksek Mahkemesi aşırı dinci ve siyonist yahudi grupların Mescidi Aksa'ya girmelerine hak tanıyan yeni bir karar çıkardı. Bu kararın amacı ise Mescidi Aksa'nın kademeli bir şekilde siyonist işgalcilerin eline geçmesini sağlamak için şartları oluşturmaktı.

İsrail Yüksek Mahkemesi'nin aldığı söz konusu kararın Mescidi Aksa açısından taşıdığı tehlike ve tehdidin boyutlarını anlamak için el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'nin büyük bir bölümünün yahudi sinagoguna dönüştürülmesinin aşamalarını gözden geçirmekte yarar var. el-Halil'de de Hz. İbrahim Camisi'nin işgali 1972'de İsrail mahkemesinin yahudilerin cami haremi içinde ibadet yapmalarına izin veren bir karar çıkarmasıyla başlamıştı. Bu karar, o kutsal mabedin halis İslâmi kimliğine yönelik ilk saldırıydı. Bu izin yahudiler tarafından kalabalık bir tören ve toplu ibadetle kutlanmıştı. Bu olayın üzerinden daha birkaç hafta geçmemişti ki işgal yönetimi yahudilerin, Müslümanların namaz kıldıkları vakitlerde de kendi ibadetlerini yapabileceklerine dair açıklama yaptı. Aynı yılın Kasım ayının on ikisinde bölgenin askeri kumandanı yahudilerin ibadet saatlerini artıran ve caminin içine ibadet esnasında oturulmak üzere sandalyeler sokulmasına imkân veren bir karar çıkardı. Bu karar, caminin içine Tevrat nüshalarının konulacağı birtakım dolaplar yerleştirilmesine de imkân veriyordu. Derken olaylar birbirini izledi ve 25 Şubat 1994'te caminin içinde 67 kişinin sabah namazında secdeye gittikleri anda şehit edildiği katliam gerçekleştirildi. Katliamdan sonra camiyi bir süre ibadete kapatan işgal rejimi açtığında üçte ikisini sinagoga dönüştürmüş üstelik Müslümanlara tahsis edilen bölüme havaalanlarındakine benzer güvenlik sistemleri yerleştirmişti. Üstelik bu bölüme 30 yaşın altındaki Müslüman gençlerin girmesini yasakladı.

İşte İsrail Yüksek Mahkemesi'nin Mescidi Aksa'yla ilgili kararında da aynı komplonun Mescidi Aksa'ya karşı düzenlenmesi için ilk adım atılmıştı.

Fakat Müslümanlar siyonist işgal yönetiminin niyetini ve amacını bildiği için Yüksek Mahkeme'nin kararına rağmen yahudilerin gruplar halinde bu mabede baskınlar düzenlemesini engellemek için gereken tedbirleri almaya çalıştılar. Mescidi Aksa'nın kapılarında nöbet tutmaya başladılar. 1948'de işgal edilmiş bölgedeki İslami Hareket, Mescidi Aksa'nın boş kalmaması için Filistin'in 1948'de işgal edilmiş bölgesinin değişik yerlerinden Müslümanları buraya taşımak amacıyla "bayrak seferleri" adı verilen otobüs seferleri düzenlemeye başladı. Bu seferlerle Kudüs'e getirilen Müslümanlardan Mescidi Aksa'da ibadet ederek, itikafa girerek bu kutsal mabetteki cemaatin korunması çabalarına katkıda bulunmalarını istedi. Bu seferlere katılanlar sabah geliyor, gün boyu Mescidi Aksa'da ibadetle ve sohbet halkalarına katılarak vakitlerini değerlendirdikten sonra akşam yine otobüslere binip dönüyorlardı. Yolculuk masrafları ise Müslümanların yardımlarıyla İslami Hareket tarafından karşılanıyordu.

Bu kez radikal siyonist grupları harekete geçiren ve Beyrut Kasabı diye nitelendirilen siyonist lider Mescidi Aksa'ya baskınların önünün açılmasını sağlamak amacıyla 29 Eylül 2000 tarihinde kalabalık bir yahudi grubuyla Mescidi Aksa'ya baskın düzenlemek istedi. Müslümanlar onların bu baskınlarının önüne geçmek amacıyla Mescidi Aksa'ya toplandı ve direndiler. Bu olay Aksa İntifadası olarak isimlendirilen ikinci intifadanın patlak vermesine neden oldu.

Şaron, Mescidi Aksa'ya "ziyaret" adı altında bir baskın düzenleyeceği yönünde önceden açıklama yapmıştı. Ancak Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas), Şaron'un bu kutsal mabedi kirletmesine fırsat verilmemesi için tüm Filistinlileri dikkatli olmaya ve Mescidi Aksa'yı topluca savunmaya çağırdı. Hamas'ın bu çağrısı etkisini gösterdi ve Filistin halkı özellikle de Kudüs Müslümanları 28 Eylül Perşembe gününden Mescidi Aksa'ya yönelik provokatif baskınların hedefine ulaşmasını engellemek için harekete geçtiler. Ertesi gün yani Cuma günü daha büyük bir kalabalık bu kutsal mabedi doldurdu. Ancak işgal yönetimi de özel donanımlı ve zırhlı askeri güçlerini Mescidi Aksa'nın etrafına yığdı. Mescidi Aksa'yı adeta kuşatmaya alan bu askeri güçler Ariel Şaron'un ve adamlarının kendi gözetimleri altında Mescidi Aksa'ya girmesini sağlamaya çalıştılar. Fakat Müslümanlar buna fırsat vermeyerek Şaron'u ve adamlarını dışarı çıkardılar. Bunun üzerine işgal yönetiminin özel askeri birlikleri Mescidi Aksa'nın el-Meğaribe kapısından içeriye doluştu ve namaz kılanların üzerine kurşun yağdırmaya başladılar. Bu vahşi saldırıda iddia edildiği gibi lastik mermi değil gerçek mermiler kullanıldı ve bu ilk saldırıda beş kişi şehit edilirken 150 kişi de yaralandı. Mescidi Aksa'nın halıları ve döşemeleri şehit edilenlerin ve yaralananların vücutlarından akan kanlar yüzünden adeta kana boyandı. Yaralananların birçoklarının durumları ağırdı.

İşte bu olaylarla birlikte başlayan Aksa İntifadası uzun süre devam etti.

İşgal yönetimi daha sonra yahudilerin buraya girmelerini kolaylaştırmak amacıyla Müslümanların Mescidi Aksa'ya girmeleri konusunda sınırlamalar getirmeye başladı. Örneğin yaş sınırlaması getirerek bazen kırk bazen elli yaşın altındaki Müslüman erkekleri içeri sokmama kararları aldı. Batı Yaka bölgesinden Mescidi Aksa'yı ziyaret etmek ve orada ibadet yapmak için gelen Müslümanların çoğunu Kudüs'e sokmadı. Kudüs'te yaşayan Müslümanlara engeller çıkardı. Siyonist işgalci askerlerin müdahalelerine karşı çıkan veya yahudilerin baskınlarına engel olmak isteyen Müslümanlara Mescidi Aksa'dan uzaklaştırma cezaları verdi. Çok sayıda Müslüman bu uygulamayla bazen haftalarca bazen aylarca Mescidi Aksa'dan uzaklaştırma cezasına mahkûm edildi.

Sonra işgal yönetimi yahudilerin gruplar halinde Mescidi Aksa'ya baskınlar düzenlemelerine imkân tanımak için asker kuşatmasını kuvvetlendirdi.

İşgal yönetimi, yahudi yerleşimcilerin Mescidi Aksa üzerinde hak iddia ettiklerini ve bu mabedin bir bölümünün kendilerine verilmesini istediklerini göstermek amacıyla gündelik olarak baskınlar düzenlenmesini sağlamaya başladı. Bu baskınlar aslında radikal olarak nitelendirilen yahudi teşkilatları tarafından organize ediliyor. Bu teşkilatlar yahudi gruplarını toplayarak gündelik bir şekilde ve özellikle Müslümanlardan cemaatin az olduğu sabah saatlerinde baskınlar düzenlemelerine öncülük ediyorlar. Bazen günde iki kez baskın düzenlediklerinden birini sabah diğerini öğleden sonra gerçekleştiriyorlar. İşgal yönetiminin polisleri ve güvenlik elemanları da bu baskınları kolayca gerçekleştirmelerini sağlamak için onlara göz kulak oluyor, Müslümanların tepki ve itirazlarını engellemeye çalışıyorlar.

Aslında yahudi yerleşimcilerin baskınlarına iştirak edenlerin sayıları çok fazla olmuyor. Bazen elli altmış kişiyle bazen de daha az sayıda yerleşimci grubuyla baskınları düzenliyorlar. Nadiren de bu sayının yüz elliye veya iki yüze kadar çıktığı oluyor. Fakat bunları planlı ve organize bir şekilde sürdürmelerinin amacı yahudilerin de Mescidi Aksa üzerinde hak iddia ettiklerine gerekçe oluşturmak suretiyle paylaştırma planını devreye sokmaktır.

Radikal siyonist gruplar yahudilerin Mescidi Aksa'ya baskınlarda bulunmaları için organizasyonlar düzenliyor ve teşvikte bulunuyorlar. Bazen bir yahudi okulunun öğrencilerini toplayıp topluca Mescidi Aksa'ya girmelerini ve baskınlar düzenlemelerini sağlıyorlar. Bu şekilde baskınlara katılan yahudilerin sayılarını artırmaya çalışıyorlar. Onların bütün bu baskın ve saldırıları düzenlemede kendilerini bu derece cüretkâr hissedebilmelerinin sebebi işgal devletinin silahlı güçlerinin kendilerini himaye etmesidir. Bu himaye aynı zamanda teşvik anlamı taşıyor. Baskınların planlı ve organize bir şekilde gerçekleştirildiğine işaret eden pek çok delil var. Bütün bu çabaların amacı ise Mescidi Aksa'yı paylaştırma planının şartlarını oluşturmaktan başka bir şey değildir.

Baskınlar kamuoyuna görünüşte ziyaret olarak lanse ediliyor. Gerçekte ise ibadete gelen, ilim halkaları oluşturan Müslümanları rahatsız etmek, kargaşa çıkarmak ve yahudilerin de burada hak istedikleri iddiasına dayanak oluşturmak isteniyor. Çünkü zamanla baskınların artmasını sağlamayı planlıyor ve Müslümanların buna göz yummayacaklarını biliyorlardı. Sorunu belli bir boyuta getirince paylaştırma projesini hayata geçirmekten başka bir çözüm bulunamayacağını iddia edeceklerdi.

Siyonist işgalci Mescidi Aksa'yla ilgili taktiklerini devreye sokma oyununda ve bu derece aşırı gitmesinde puslu havadan yararlanmış, özellikle son dönemde başta Suriye olmak üzere İslâm dünyasının değişik bölgelerinde karışıklıklar yaşanması sebebiyle dikkatlerin buraların üzerinde toplanmasından istifade etmek istemiştir. Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin halklarıyla savaş halinde olmaları sebebiyle ABD'nin desteğine daha fazla ihtiyaç duymalarının kendi yararına olacağını hesap etmiştir.

İşgal rejimi 2013’te Mescidi Aksa’yı yahudilerle Müslümanlar arasında paylaştırma planını uygulamaya geçirmek için bir yasa tasarısı hazırladı ve onu parlamentosu olan Knesset'in gündemine aldı. Fakat Filistin halkının tepkisi karşısında bu tasarıyı rafa kaldırmak zorunda kaldı. Ne var ki onu rafa kaldırması tümüyle devreden çıkarması anlamına gelmiyordu. Sonrasında bu tasarının altyapısını ve zeminini oluşturmak amacıyla yahudileri organize etmeye devam etti.

Hazırladıkları tuzaklarında Mescidi Aksa'nın zaman veya mekân yönünden yahudilerle paylaştırılmasını istiyorlar. Mekân yönünden paylaştırma ile Kıble Camisi tarafının Müslümanlara, Kubbetu's-Sahra'nın ve bahçe kısmının ise yahudilere verilmesini, zaman yönünden paylaştırma ile de günün belli vakitlerinde sadece Müslümanlara açılıp yahudilere kapatılmasını diğer vakitlerinde de sadece yahudilere açık tutulup Müslümanlara kapatılmasını kastediyorlar.

Aslında paylaştırma tuzağı, burada daha önce Siyon mabedinin bulunduğu iddialarında tutarsız olduklarını ve asıl amaçlarının Müslümanların Kudüs'teki manevi kalbini ortadan kaldırmak olduğunu belgeliyor. Fakat bu tuzaklarını Mescidi Aksa'nın tamamına kademeli bir şekilde el koyma planlarında önemli bir atlama taşı olarak kullanmak istiyorlar. Dolayısıyla onlara değil Mescidi Aksa hareminin bir bölümünün, herhangi bir merdiveninin bir basamağının verilmesi bile bu kutsal mabedin tamamını rehin almalarına müsaade edilmesi anlamı taşır. Bu konudaki sinsi oyunlarının el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'yle ilgili tecrübeden dolayı iyi biliniyor olması gerekir.

Siyonist işgalcilerin ve onun himayesindeki radikal siyonist grupların Mescidi Aksa'yla ilgili asıl hedefleri onu tümüyle ortadan kaldırıp yerine Hz. Süleyman (a.s.) tarafından inşa edildiğini ileri sürdükleri sözde Siyon Mabedi'ni inşa etmektir.

Kudüs'le ilgili olarak şimdiye kadar uluslararası alanda alınmış kararlara göre işgal rejiminin Mescidi Aksa üzerinde bir yetkisi yok ve burayla ilgili karar verme yetkileri Ürdün hükümetine aittir. Bakım ve onarımı, görevlilerinin maaşlarının ödenmesi sorumluluğu da Ürdün'ün üzerinde. Ama ne yazık ki Ürdün'ün pısırıklığından dolayı yetkilerini kullanmaması, uluslararası alanda devreye girmek için girişimde bulunmaması ve BM başta olmak üzere o yetkilerin gözcülüğünü yapması gereken uluslararası kurumların iki yüzlü tutumları işgalci siyonistleri cesaretlendiriyor.

İşgal rejiminin baskıları ve provokatif baskınları teşvik edici tutumu, bu baskınlardan rahatsız olanlarda da doğal bir tepkiye yol açtı. Bu kutsal mabedi ortadan kaldırıp yerine Siyon mabedi inşa etme çalışmalarını yürütme amacıyla kurulan "Tapınak Dağı Mirasını Koruma Vakfı" adlı terör kurumunun kurucu ve yöneticisi, provokatif baskınları da yönlendiren ve Müslümanlara karşı saldırgan tutumuyla öne çıkan terörist haham Yehuda Glick, Kudüs'ün batı kısmında bir konferans çıkışında 31 Ekim 2014 tarihinde suikasta uğradı. Olayda ağır yaralanan Glick'in hayatının kurtarılması için akciğerinin bir kısmı alındı.

İşgal rejimi, herhangi bir sorgulama yapmaya ihtiyaç duymadan suikasttan, esir takasında özgürlüğüne kavuşturulmuş eski esirlerden Mu'tazz Hicazi'yi sorumlu tutarak onu, tam bir eşkıya yöntemiyle evine baskın düzenleyerek şehit etti.

İşgalci siyonist bununla yetinmeyerek 1967 işgalinden bu yana ilk kez Mescidi Aksa'yı tamamen ibadete kapattı. Yasağı sıkı sıkıya uygulamak için de etrafında tam bir asker ve polis duvarı oluşturdu.

Gerek Filistin'de ve gerekse dünya genelinde yoğun tepkiler olması sebebiyle birkaç gün sonra kutsal mabedi yeniden ibadete açmak zorunda kalan işgalci bu kez kendi aşırılarını baskınlarını artırmaları için teşvik etti. Onlar da Glick'in intikamını almak amacıyla düzenledikleri baskınlarında, ibadet veya ilim halkalarına iştirak için gelen Müslümanları çirkin şekilde rahatsız etmeye başladılar. Müslümanların onlara engel olmaya kalkışmaları üzerine de işgalci polisler ve askerler postallarıyla külliyenin Kıble Camisi adı verilen bölümüne girdi, imamın durduğu mihraba kadar ulaşıp etrafı kirletti, mushafları yerlere savurdu, minberi kirletti, namaz kılanlara ve kendilerine engel olmaya çalışan kadınlara vahşice saldırdılar.

Daha önce pek çok baskın ve saldırı düzenlemişlerdi. Ancak bu derece aşırı gitmeleri de ilk kez oluyordu.

Siyonist işgalci Mescidi Aksa'yla ilgili taktiklerini devreye sokma oyununda ve bu derece aşırı gitmesinde de puslu havadan yararlanmıştı.

İşgalci saldırganların her keresinde biraz daha ileri gitmeleri aynı zamanda Mescidi Aksa'ya yönelen tehlikenin gittikçe büyüdüğünü gösteriyor. Siyonist işgal devleti Mescidi Aksa ile ilgili planını hayata geçirebilmek için acele etmekte, zamanla yarışmaktadır. Müslüman halkların, İslâmî değerlerine ve kutsallarına sahip çıkma konusunda duyarlı olduklarını söyleyenlerin de bu kutsal mabede sahip çıkmak, işgalci Siyonistlerin planlarını uygulamalarına fırsat vermemek için acele etmeleri gerekiyor.

Bu kutsal mabede, İslâm'ın ilk kıblesine, üç harem mescitten birine, Resûlullah (s.a.s.)'ın isra ve mirac durağına, yüz yıllar boyunca peygamberlerin tevhit mücadelelerinin merkezi olmuş mekâna ümmetin hep birlikte sahip çıkması, herkesin ne yapabileceğini bulunduğu konuma göre belirlemesi gerekir.

Mescidi Aksa'yı hedef alan oyun son derece tehlikeli ve geniş çaplı bir oyundur. İslâm'ın ilk kıblesine ve harem mescitlerin üçüncüsüne sahip çıkma sorumluluğu sadece Kudüs'te yahut Filistin'de yaşayanların sorumluluğu değildir. Bu ümmetin ortak sorumluluğudur.

Bunun için çalışma üç boyutlu olmalıdır. Birincisi dış politikalara yansıyacak ve kutsal mabedi yahudi mabedine dönüştürmeye kalkışmanın son derece tehlikeli gelişmeleri beraberinde getireceğini işgal yönetimine hatırlatmakla başlayacak uyarılarla ve tepkilerle kendini gösterecektir. İkinci boyutunu sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde yürütülecek tepki ve uyarılar oluşturacaktır. Üçüncü boyut ise asla ihmal edilmemesi gereken medya boyutudur. Kamuoyunu bilgilendirme ve işgalcileri uyarma konusunda medya organlarına büyük görev düşüyor.