İsrail’in Irkçı ve Ayrımcı Yasaları

Ahmet Varol, Minberi Aksa

İsrail’in bir yahudi devleti ve dünyadaki tüm yahudilerin devleti olduğuna dair yasanın İsrail parlamentosu durumundaki Knesset’te kabul edilmesinden sonra bu yasanın ırkçı nitelikte olduğu hususu konuşulmaya başlandı. Yasanın çıkmasından önce İsrail cumhurbaşkanı bile muhalif görüşlerini ortaya koymuş ve böyle bir yasanın çıkmasının kabul edilmesinin olumsuz yansımalarının olacağına dikkat çekmişti. Ama cumhurbaşkanının muhalif görüşüne rağmen yasa Knesset’te 55 kişinin hayır oyuna rağmen 62 kişinin evet oyuyla kabul edildi. Bu yasanın mahiyeti hakkında ayrıca bilgi vereceğiz. Ancak İsrail’in ırkçı nitelikteki tek yasasının bu olmadığını, bu yasanın tamamen ırkçı temeller üzerine kurulan ve ırkçı anlayışa göre yükselen bir binanın çatısı olarak nitelendirilmesinin mümkün olabileceğini belirtmek isteriz.

Dediğimiz gibi İsrail ırkçı bir temel üzerine kurulmuştur. Çünkü her şeyden önce kuruluş amacı dünyanın farklı bölgelerine dağılmış durumdaki yahudi toplumuna bir vatan bulunmasıdır. Eğer ki dünyadaki yahudileri bir araya toplamak için faaliyet başlattıklarında kullandıkları slogana uygun bir şey yapmış olsalardı belki yaptıkları normal karşılanabilirdi. Ama öyle yapmadılar. O sloganı sadece kendi haksızlıklarının üstünü örtmek için kullandı ama tamamen bu sloganın ifade ettiği anlama aykırı bir faaliyet yaptılar.

Söz konusu sloganlarında “vatansız halka halksız vatan” diyorlardı. Ama işgal ettikleri topraklar halksız değil bir halkın vatanıydı. Ama o vatan topraklarında yahudilere yer açabilmek için oranın asıl sahiplerini, mukimlerini göçe zorladılar. Bunun için terörist faaliyetlere, sınırsız şiddete başvurdular. Yani tamamen ırkçı amaçlarla bir vatan toprağının insanlarını kendi öz yurtlarından, evlerinden ve arazilerinden çıkmaya zorladılar. Kendi soydaşlarına yer açmak amacıyla haksız bir şekilde insanları sahip oldukları evlerden ve topraklardan çıkmaya zorladı, o toprakları haksız bir şekilde gasp etti ve kendi soydaşlarına dağıttılar. Sonrasında bu topraklar üzerinde kurdukları devletin bütün yasalarını da işte bu ırkçı temele dayanan anlayışa göre şekillendirdiler. Yani temeli ırkçı bir anlayış üzere atmışlardı ve yapıyı o temel üzerine ırkçı anlayışla şekillendirdiler.

İsrail’in kuruluş bildirgesinde, siyonist bir devlet olduğu ve siyonizmi bir siyasi ekol olarak benimsediği vurgulandı. Siyonizmin ise ırkçı bir akım olduğu bilinmektedir. BM Genel Kurulu 10 Kasım 1975 tarihinde çıkardığı ve 3379 nolu kararıyla Siyonizm ideolojisinin bir tür ırkçılık ve ırk ayrımı olduğunu tescil etmişti. BM Genel Kurulu'nun bu kararı farklı tarihlerde yayınlanan ve muhtelif uluslararası kuruluşların hazırlamış olduğu raporları, bildirileri ve ayrımcılığa karşı düzenlenen toplantılarda alınmış kararları dayanak edinmişti. Söz konusu raporların, bildirilerin ve kararların tümünde Siyonizmin, belli bir ırkın üstünlüğünü esas alan ideolojik doktrin mahiyeti taşıdığına dikkat çekildiği gibi dünya barışı ve güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturduğu da vurgulanıyor, bütün dünya ülkelerinin bu tehdide karşı ortak tavır sergilemesi için çağrı yapılıyordu. Siyonizmin ırkçı tutumunun değişmemesine rağmen eski ABD Başkanı Baba Bush döneminde BM'ye yapılan baskılar sonucu 16 Aralık 1991'de çıkarılan 4686 sayılı BM Genel Kurulu kararıyla yukarıda zikrettiğimiz karar iptal edildi. Bu, elbette Siyonizmin ırkçı vasfının değiştiğini ortaya koymuyor; BM'nin siyasi baskılar karşısında Siyonizmin ırkçılığını belgeleyen onca rapor ve beyannamenin üzerine örtü çekmesi anlamına geliyordu. Bush'un söz konusu kararı iptal ettirmek için Siyonistlerden daha çok uğraşması emperyalizmin gayri meşru çocuğuna sahip çıkma gayretlerini gösteriyordu. ABD'nin Siyonizm hakkında alınmış karardan bu derece rahatsız olması ise sadece İsrail işgal devletini değil aynı zamanda onun resmî ideolojisi sayılan Siyonizmi de sahiplendiğini ve himaye ettiğini gösterir.

İsrail’in amacı Filistinlileri yurtlarından çıkarmak ve onların yerine dünyanın değişik bölgelerine dağılmış yahudileri yerleştirmektir. Bundan dolayı sürekli ırkçı bir politika izlemiştir. Bu yüzden İsrail’in kuruluşundan 2016 yılının sonuna kadar, Filistinlileri hedef alan, onların mahrumiyetine neden olan toplam 178 adet ırkçı, ayrımcı yasa çıkarılmıştır. Meclise sunulan ancak kabul edilmeyen ırkçı yasa tekliflerinin sayısı ise daha fazladır. Örneğin sadece 2015-2016 yıllarında İsrail parlamentosu Knesset’e 82 adet ırkçı yasa teklifi sunuldu. Bunların bazıları kabul edildi. Bazıları da gündeme alındı. İşgal devletinin kuruluşundan itibaren 2016’nın sonuna kadar Knesset’te kabul edilen ırkçı, ayrımcı yasaların sayısı ise toplamda 178’i bulmuştu. O yüzden işgal devletinin bütün ırkçı yasalarını bir makalede tahlil etmek, bütün boyutlarıyla ele almak mümkün değildir. Dolayısıyla “İsrail’in yahudiliği yasası”ndan başlayarak sadece birkaç ırkçı, ayrımcı yasanın genel bir değerlendirmesini yapmakla yetineceğiz.

İsrail’in Yahudiliği Yasası

120 sandalyeye sahip Knesset’te 55 kişinin ret oyu verdiği ancak 62 kişinin “evet” oyu ile kabul edilen “İsrail’in yahudi ulusal devleti” olduğuna dair yasa “İsrail” olarak tanımladığı bölgenin yahudi toplumunun tarihi vatanı olduğunu ve buranın geleceğini belirleme hakkının da sadece bu topluma ait olduğunu iddia etmektedir. Tabii “İsrail” olarak tanımladığı toprak parçası tarihte her zaman Filistin olarak bilinmiştir. İsrail, İngilizlerin yardımlarıyla Filistinlilerin özel arazilerinin gasp edilmesi suretiyle kurulan işgal devletinin adıdır. Yani İsrail oradaki toprak parçasının değil gayrimeşru işgal devletinin adıdır. Bu devletin kontrolündeki bölgelerin bir kısmı 1948’de işgal devletinin ilk kuruluşu aşamasında, bir kısmı da 1967’nin Haziran’ında gerçekleştirilen ihanet savaşında ele geçirilmiştir. İhanet savaşı dememizin sebebi ise o zamanki Mısır, Ürdün ve Suriye yönetimlerinin bu savaşta Filistin halkına ihanet etmeleri ve Filistin’in kalan bölgelerini de siyonist işgalcilere teslim etmeleridir.

Yasa aynı zamanda resmi dil konusunu ele aldı ve resmî dilin sadece “İbranice” olduğunu, Arapçanın resmi dil olmaktan çıkarıldığını hükme bağladı. 1948’de işgal edilmiş Filistin topraklarında iki milyon civarında Filistinli var ve bunların önemli bir kısmı İbranice bilmiyor. O yüzden onlar için Arapça da resmi dil olarak kabul ediliyordu. Yasanın çıkarılmasından sonra Arapça resmî dil olmaktan çıkarıldı. Ancak resmî yazışmalarda yine Arapçayı kullanabilecekleri ifade edildi.

Yasa siyonist işgal devletini dünyadaki bütün yahudilerin ulusal devleti olarak tanımladığından dünyanın neresinde olursa olsun yahudilerin bu devletin hâkimiyeti altındaki topraklara göç edebilmeleri için kapıların açık tutulacağını belirtti. İşgal devleti yahudilerin göçünü bu yasanın çıkarılmasından önce de teşvik ediyordu. Ancak göçmen yahudilerin İsrail vatandaşı olabilmeleri için bir prosedür gerekiyordu. Bu yasanın çıkarılmasıyla yahudilerin göçü ve işgal devletinin vatandaşlığına geçmeleri iyice kolaylaştırılmış oldu. Çünkü işgal devleti tüm yahudilerin ulusal devleti olarak nitelendirildi. Yahudi göçünün kolaylaştırılması ve teşviklerin artması tabii ki Filistinlilerin arazilerinin ve evlerinin gasp edilmesi tehlikesinin daha da artması anlamına geliyor.

Yasada aynı zamanda Kudüs’ün işgal devletinin başkenti olduğu da vurgulandı. Bunun vurgulanmasının asıl amacı ise Kudüs’ün bir bütün olarak işgal devletinin başkenti olduğunun dile getirilmesi ve bunun Filistin tarafıyla yapılması muhtemel sözde barış görüşmelerinde pazarlık konusu yapılmayacağı mesajı verilmesiydi. Kudüs’ün tamamen işgal devletine teslim edilmesi ve pazarlık konusu yapılmaması talebinin “Yüzyılın Anlaşması” olarak yutturulmaya çalışılan ve Trump’ın yahudi damadı Kushner’in gözetiminde hazırlanan planın da bir parçası olduğunu belirtelim.

Yasa tamamen yahudilere özel ve yahudi olmayanların kalabileceği siteler kurulmasına imkân veren madde de içeriyor. Böyle bir uygulamanın ise Güney Afrika’daki siyahların giremediği, tamamen beyazlara özel siteler kurulmasına dair uygulamadan bir farkı yoktur.

Dönüş Yasası

Dönüş Yasası 1950’de çıkarılmıştır. Burada dönüş denirken “yahudilerin işgal altındaki Filistin topraklarına göç etmeleri” kastedilmektedir. Siyonist ideoloji Filistin topraklarını yahudilerin ana vatanı olarak nitelendirdiğinden orada Filistinlilerden zorla gasp edilerek alınan topraklara yerleşmelerini de “yurda dönüş” olarak tanımlamaktadır. O yüzden yahudilerin işgal altındaki Filistin topraklarına göç etmelerine imkân veren yasa da “Dönüş Yasası” olarak isimlendirilmiştir. Burada “dönüş” ile yahudilerin iki bin yıl önce hayat sürmüş atalarının yaşadığı topraklara göç etmeleri kastedilmekte ve aradan geçen iki bin yıllık sürede gerçekleşen bütün değişimlerin üstü çizilerek bu toprakların yahudilerin kendi öz mülkleri olduğu hükmü verilmektedir. Üstelik bu felsefeye göre bakıldığında, yahudilerin iki bin yıl öncesinde bu topraklar üzerinde kurmuş oldukları hâkimiyetin Mısır’dan buraya göç etmeleri sonrasında gerçekleştiğini göz önünde bulundurmak gerektiğini de hiç dikkate almadan.

Ancak 1948 savaşı sebebiyle evlerinden, yurtlarından çıkmak zorunda bırakılan Filistinlilerin tekrar evlerine ve topraklarına dönmelerinin yolları tamamen kapatılmıştır. Yani “Dönüş Yasası” Filistinliler için geçerli değildir. Oysa 1948 Savaşı öncesinde o topraklarda yaşayanlar yahudiler değil Filistinlilerdi. Evleri ve toprakları gasp edilenler yahudiler değil Filistinlilerdi. Asıl dönüş hakkına sahip olanların da Filistinliler olması gerekiyordu. Ama yasa tamamen ırkçı nitelikte olduğu için Filistin toprakları üzerinde hiçbir mülkiyetleri ve hakları olmayan yahudilerin o topraklara göç etmelerini “yurda dönüş” olarak nitelendirmiştir.

Yasada her yahudinin kendi öz yurduna dönüyormuş gibi İsrail olarak tanımlanan yerlere dönme hakkı olduğu belirtildi. Göçün muhacir vizesiyle olduğu ve bu vizenin de her yahudiye verilebileceği ifade ediliyordu. Ancak yahudi olmayan birinin böyle bir vize almasına ve “İsrail” olarak tanımlanan işgal edilmiş topraklara göç etmesine imkân yoktu.

İşgal devletinin ilk başbakanı Ben Gurion, bu yasanın çerçevesini ortaya koymak için şunları söylemişti: “İsrail, yahudilerin dönüş hakkını kendisi yaratmamış sadece duyurmuştur. İsrail sadece yahudiler burada çoğunluğu oluşturdukları için bir yahudi devleti değildir, nerede olurlarsa olsunlar dünyadaki tüm yahudilerin devletidir. Orada oturmak isteyen her yahudinin devletidir.”

Bu yasa Nil’den Fırat’a bütün Kenan toprakları yahudilere aittir inancına göre şekillenmiştir.

Vatandaşlık Yasası

Bu yasa Knesset’e 3 Temmuz 1950’de sunuldu, 2 Kasım 1951’de onaylandı.

Bu yasa “Dönüş Yasası”nı tamamlayıcı niteliktedir. Bu yasa kimlerin İsrail vatandaşı olabileceğine dair maddeleri içermektedir.

Yasaya göre, “İsrail” olarak tanımlanan topraklara “dönen” yani göç eden her yahudi İsrail vatandaşıdır.

İsrail’in kurulmasından önce bu topraklarda doğmuş her yahudi İsrail vatandaşıdır.

Bir yahudinin İsrail vatandaşı olmak için asıl vatandaşlığından çıkması gerekmez; ancak İsrail vatandaşlığı önceliklidir.

Bir yahudi turistik veya ticari amaçla da girse İsrail vatandaşlığı alabilir, herhangi bir ikametinin, evinin, malının, mülkünün olması gerekmez.

14 Mayıs 1954 tarihli değişikliğe göre İçişleri Bakanlığı isterse bir yahudiye “İsrail’e” gitmeden de İsrail vatandaşlığı verebilir.

Görüldüğü gibi yahudilerin “İsrail” vatandaşı olmaları son derece kolaydır. Sadece yahudi olmaları esastır. “İsrail” olarak tanımlanan bölgede herhangi bir işinin, mülkiyetinin, evinin, arazisinin olması gerekmez. Yasanın ilk çıkarıldığı dönemde sadece bu topraklara gitmesi şartı aranıyordu. Dolayısıyla turistik veya ticari amaçla giden bir yahudinin de İsrail vatandaşlığı alma imkânı vardı. 1954’te yapılan değişiklikle bu şart da kaldırıldı ve İçişleri Bakanlığı’nın bir yahudiye “İsrail”e gitmeden, yaşadığı ülkede de İsrail vatandaşlığı, kimliği ve pasaportu verme imkânı olduğunu hükme bağladı.

Ama yahudi olmayanlar için durum böyle değildir. Onların “İsrail” vatandaşı sayılabilmesi için önemli şartlar aranır:

Yasanın çıkarılması öncesinde ve çıkarıldığı sırada bu topraklarda ikamet ediyor olması gerekir.

Yahudi olmayanlardan yani oranın asıl sahipleri durumundaki Filistinlilerden yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmış olanların yeniden yurtlarına ve evlerine dönerek vatandaşlık elde etmeleri mümkün değildir. Onlara bütün yollar kapanmıştır.

Filistin içinde özel mülkleri, evleri bulunan ve İsrail’in kurulmasından önce burada yaşayan Arapların vatandaşlık elde etme hakları yoktur.

Kayıpların Mülklerine El Koyma Yasası

“Sahipsiz Mülkler Yasası” olarak da isimlendirilen bu yasa 20 Mart 1950’de çıkarılmıştır. İşgal rejiminin bu yasayı çıkarmaktaki amacı 1948 savaşında evlerini terk etmek zorunda bırakılan Filistinlilerin, Filistin içindeki yani işgal edilmiş topraklardaki gayrimenkullerine el koymaktı. İşgal rejimi, siyonist terör örgütleri tarafından zorla yurtlarından çıkarılan Filistinlileri “kayıplar” olarak nitelendiriyordu. Oysa onlar kayıp değildi. Kimisi Gazze’de, kimisi Batı Yaka bölgesinde, kimisi de muhtelif Arap ülkelerinde mülteci olarak yaşıyordu. Evlerinin ve topraklarının başına tekrar dönmek istiyorlardı. Ama siyonist işgal yönetimi onların dönüşlerinin bütün yollarını kapatmıştı. İşgal altındaki Filistin topraklarına girmelerine bile izin vermiyordu. Sonra onların işgal altında kalan mülklerine sahip çıkmak için kendilerinden İsrail’in belli makamlarına müracaat etmelerini istiyordu. Ama onlar Siyonist işgal altına geçen toprakların sınırlarından geçmelerine izin verilmediği için müracaatlarını yapamıyorlardı. Bu durumda işgal rejimi onları “kayıplar” olarak nitelendiriyor ve mülklerine el koyuyordu.

Bilindiği üzere İslam coğrafyasının her tarafında özellikle de Türkiye’de Filistinlilerin kendi topraklarını sattıkları yalanı yayılmış ve bu yalan Filistinlilerin aleyhine bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Oysa “İsrail” işgal devleti kurulduğu zaman, onun hakimiyetine geçen bölgede yahudilerin özel mülkiyetine geçen arazi miktarı tümünün sadece yüzde dokuzuna tekabül ediyordu. Yüzde doksan birinin mülkiyeti yine Filistinlilerin elindeydi. Ancak bu Filistinlilerin yarıdan çoğu savaş ve siyonist terör sebebiyle yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmıştı. Onlar savaş sonrasında geri dönmeyi planlıyorlardı. Ama işgal devletinin kurulması sonrasında girmelerine izin verilmedi ve mülklerine işte bu yasaya binaen el konuldu. Gasp edilen mülkleri de göçmen yahudilere peşkeş çekildi.

Bu yasayla aynı zamanda Filistinlilerin vakıf arazilerine ve miri arazi olarak isimlendirilen Osmanlı döneminde devlet mülkü olarak kabul edilen arazilere de el konmuştur.

Nakab’da Arazilerin İstimlak Edilmesi Yasası

Nakab, Filistin’in güneyinde önemli bir kısmı tamamen çöl bir kısmı da sadece hayvancılığa elverişli kırsal araziden oluşan bir bölgedir. Bu bölgede çoğunlukla Arap bedeviler ikamet eder ve onlar da genellikle hayvancılıkla geçinirler. Filistin topraklarına getirilen yahudi göçmenler ikamet için bu bölgeyi tercih etmediler. Ama işgal yönetimi bu toprakları da gözardı etmedi. Bu bölgedeki topraklara el koymak amacıyla 1980’de özel bir yasa çıkardı. Bu yasanın amacı Filistinlilerin elindeki kullanışlı arazileri birtakım devlet tesisleri ve büyük çaplı yatırımlar için gasp etmekti. Yasaya binaen binlerce dönüm arazi gasp edilmiş ve bazı köyler yıkılmıştır. Dimona nükleer tesisleri Nakab çölünde kurulmuştur. Ayrıca Nakab’ın imarı projesiyle önemli miktarda arazi gasp edilmiştir. Buraların gasp edilmesinin amacı hayvancılıkla geçinen bedevileri buralardan göç etmeye zorlamak ve böylece Filistinli nüfusu bölgeden tasfiye etmekti.

Muhtelif İstimlak Yasaları

Siyonist işgal devletinin kurulduğu tarihte yahudilerin özel mülkiyetine geçmiş arazi miktarı yüzde dokuz oranındaydı. Bunun da az bir kısmını satın alma yoluyla elde etmişlerdi. Önemli bir kısmını İngiliz mandası döneminde konulan ağır vergileri ödeyemeyen Filistinlilerin arazilerine el konulması ve buraların yahudilere sembolik fiyatlarla peşkeş çekilmesi suretiyle elde etmişlerdi.

Bugün 1948’de işgal edilmiş bölgede yahudilerin mülkiyetine geçmiş arazi miktarının yüzde doksana vardığı kaynaklarda belirtiliyor. Bunların önemli bir kısmı Kayıpların Mülklerine El Koyma Yasası’yla gasp edildi. Ama hepsi de bu yasayla ele geçirilmiş değildir. Ayrıca işgal devleti Filistinlilerin arazilerine el koymak için muhtelif istimlak yasaları çıkarmış ve bu yasalarla çok miktarda araziyi gasp etmiştir.

Olağanüstü Haller Yasaları

Siyonist işgal rejiminin olağanüstü haller yasaları sadece Araplara uygulanmakta, yahudilere uygulanmamaktadır. Bu çerçevede ele alınması mümkün olan birçok yasa bulunmaktadır. Ama biz bu yasaların her biri hakkında ayrı ayrı bilgi verme imkânına sahip olmadığımız için sadece bu yasaların getirdiği bazı uygulamalardan söz etmekle yetineceğiz.

Bu yasalara göre Arapların İsrail askerî mahkemelerinin verdiği kararları temyiz etme hakları yoktur.

İsrail iç istihbaratı örgütü olarak bilinen Şabak’ın elemanlarının Filistinlileri itirafa zorlamak için onlara işkence uygulama yetkileri vardır. İşkence yetkisi sadece Araplara yönelik olarak kullanılabilir. Yahudilerin herhangi bir konuda itirafa zorlanması için işkenceye tabi tutulması söz konusu değildir. Dünyada, işkenceyi belli bir etnik unsura yönelik olarak serbest bırakan tek devletin de siyonist işgal devleti olduğunu sanıyoruz.

Yine bu yasalara göre İsrail hedeflerine yönelik eylem düzenleyen Filistinlilerin ailelerinin evleri yıkılmaktadır. İşgal rejimi Filistinlilerin eylemlerinde sadece eylemi gerçekleştiren kişiyi değil onun tüm ailesini de suçlu saymakta ve en ağır cezayla cezalandırmaktadır.

İdari Hapis Uygulaması

Siyonist işgal rejiminin yine sadece Filistinlilere yönelik olan bir idarî hapis uygulaması vardır. Bu uygulamaya göre bir İsrail savcısı bir Filistinliyi, hakkında herhangi bir dava dosyası açmadan ve bir ithamda bulunmadan altı ay süreyle gözaltına alabilir. Bu sürenin bitiminde yine herhangi bir suçlamaya veya dava dosyası açmaya gerek görmeksizin süreyi altı ay daha uzatabilir ve uzatmaları on kez tekrar etme yetkisi vardır.

Bina ve Planlama Yasası

28 Aralık 1982 tarihinde çıkarılan bu yasanın amacı Arap köylerinin ve yerleşim alanlarının genişlemesinin engellenmesidir. Filistinliler arasında nüfus artışı hızlı olduğundan onların meskun bölgelerinde yeni evler inşa edilmesi veya imar alanının genişletilmesi engellenerek özellikle genç nesil göçe zorlanmaktadır.

Yahudi Yerleşiminin Aklanması Yasası

6 Şubat 2017’de çıkarılan bu yasanın amacı özellikle Batı Yaka bölgesinde yahudi yerleşiminin genişletilmesi için Filistinlilerin arazilerinin gasp edilmesinin kolaylaştırılmasıdır.

Yasaya göre işgal devleti yahudi yerleşimi amacıyla özel mülk de olsa Filistinlilerin arazisini istimlak edebilir

Yahudi yerleşimciler Filistinlilerin arazilerine el koymaktan dolayı suçlu çıkarılmazlar; mahkemeler bu şekilde arazi gasp edilerek kurulan yahudi yerleşim merkezlerinin dağıtılmasını engeller; bu arazilerin kendilerine ait olduğunu ispat eden Filistinlilere tazminat ödenir

Bu yasayla Batı Yaka’da kurulmuş çok sayıda yahudi yerleşim merkezine yasallık kazandırılmıştır. İsrail yasalarına bile aykırı olarak inşa edilmiş Amuna yahudi yerleşim merkezine de bu şekilde yasallık kazandırılmıştır.

Knesset Üyelerinin Dörtte Üçünün Onaylaması Durumunda Bir Üyenin Knesset’ten Çıkarılabileceğine Dair Yasa

İsrail’in parlamentosu durumundaki Knesset’in Arap üyeleri de bulunmaktadır. Bunlardan herhangi birinin gerek görüldüğünde Knesset’ten çıkarılabilmesi için siyonist üyelerin aralarında ittifak kurabilmelerine fırsat vermek amacıyla Temmuz 2016’da böyle bir yasa çıkarılmıştır. Yasaya göre 120 üyeli Knesset’in 90 üyesinin bir üyenin çıkarılması için olumlu oy vermesi durumunda o üye atılabiliyor.

Yasada ırkçılığa tahrik, teröre destek, demokratik bir yahudi devleti olarak İsrail’e bağlılık göstermeme gibi gerekçelelerle herhangi bir milletvekili aleyhine oylama yapılabileceği belirtiliyor. Tabii İsrail gibi ırkçı bir devletin ırkçılığa tahrik gerekçesini birinin aleyhine kullanmasının da sadece çarpıtma olacağını tahmin etmek zor değildir.

Bu yasa tamamen Arap üyeler aleyhine çıkarılmış bir yasadır. Çünkü siyonist üyelerden biri aleyhine dörtte üçlük çoğunluğun oluşması neredeyse imkânsız gibidir. Ama Arap üyelerden biri aleyhine bu ittifakın oluşması mümkündür.

Açlık Grevine Giden Filistinli Esirlere Zorla Gıda Verilmesi Yasası

Filistinli esirlerin isteklerinin yerine getirilmemesi ve onların meşru haklarının verilmemesi için açlık grevlerinin etkisiz hale getirilmesi amacıyla kendilerine zorla gıda verilebileceğine dair yasa çıkarılmıştır.

Taş Atan Filistinlilere Cezanın Artırılması

Siyonist işgal yönetimi Filistinlilerin taşlı mücadelelerini bastırmak amacıyla taş atan Filistinlilere ağır hapis cezaları uyguladı. Sonra bu cezaların artırılması amacıyla ayrı bir yasa çıkardı. Cezaların artırılmasına dair yasadan sonra taş atan Filistinlilere 5 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor.

Sokakta Arama Yasası

Bu yasaya göre işgal yönetiminin bir güvenlik görevlisi bir Filistinliyi herhangi bir şüphe söz konusu olmasa dahi sokakta kalabalığın arasında üstün açarak arayabilir.

Batı Yakalı veya Gazzeli Bir Filistinliyi İzinsiz Barındırana veya Çalıştırana Ceza Yasasının İki Yıl Uzatılması

1948’de işgal edilmiş bölgedeki bir kişinin Batı Yakalı ve Gazzeli bir Filistinliyi izinsiz barındırması veya çalıştırması durumunda cezalandırılmasını gerektiren bir geçici yasa çıkarılmıştı. Bu yasanın süresinin dolmasından sonra süresi iki yıl uzatıldı.

Batı Yaka’daki Yahudi Yerleşimcilerin Şiddet Eylemleriyle İlgili Yasa

Siyonist işgal yönetimi Filistinlilerin bütün eylemlerini terör olarak nitelendiriyor. Savunma amaçlı eylemlerine bile bu şekilde bakılıyor. Ancak yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinin, saldırılarının terör olarak nitelendirilmeyip istenmeyen fiiller olarak nitelendirilmesine dair yasa çıkardı.

Kudüs’e Özel Çıkarılan Ayrımcı Yasalar

İşgal yönetiminin Kudüs’e yönelik olarak ayrı bir ırkçı ve ayrımcı politikası mevcuttur. Bu politika Kudüs’le ilgili yasalarda kendini gösterir.

İşgal yönetimi 30 Temmuz 1980’de Kudüs’ün doğusuyla birlikte İsrail’in başkenti olduğuna dair yasayı çıkardı. Ancak Doğu Kudüs’teki Filistinlilere İsrail vatandaşlığı vermedi. Doğu Kudüs’te oturanların 1948’de işgal edilmiş bölgelere geçerek bu kısımda ikamet etmelerine ve vatandaşlık almalarına da izin verilmiyor.

İşgal devleti onların Filistin Yönetimi vatandaşlığına geçmelerini de engelledi ve Kudüs’te oturan Filistinlilere özel kılınan ve “mavi kart” adı verilen ayrı bir kimlik verdi. Fakat bu kimliğe sahip olunmasını da zorlaştırdı. Örneğin annesi babası Kudüslü olan ama kendisi Kudüs dışında doğan bir çocuk bu kimliğe sahip olamıyor. Dolayısıyla bu durumdaki çocuklar “vatansız” gibi oluyorlar. Yine Kudüslü kimliğine sahip olan ama belli bir süre Kudüs dışında yaşayan Filistinlilerin de kimlikleri alınıyor ve onlar da “vatansız” durumuna düşürülüyorlar.

Batı Yaka veya Gazze’den evlenen biri aile efradını Kudüs nüfusuna kaydettiremiyor.

Planlama ve Düzenleme Yasası

Bu yasayla Kudüs’ün yüzde kırkı yeşil alana çıkarılarak Filistinlilere ait çok sayıda ev ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkılmıştır.

Ayrıca Filistinlilerin mağdur edilmesine neden olan birçok proje hayata geçirilmiştir ki bunlar için özel bir yasa çıkarılmasına gerek görülmemiştir.

Yasalaşmayan Tasarılar

Siyonist işgalcilerin ırkçılığını ortaya koyan yasaların yanı sıra ayrıca yine ırkçı nitelikte yasalaşmamış çok sayıda tasarı gündeme gelmiştir.

Yahudilerin öldürüldüğü olaylara karışmalarından şüphelenilen tutukluların idam edilmesi tasarısı bunlardan biridir.

Bir diğer tasarı ezanın yasaklanmasına dair yasa tasarısıdır. Hükümet bu tasarıyı 13 Kasım 2016’da Knesset’e sunmayı kararlaştırdı. Kudüs ve 1948’de işgal edilmiş bölgede gece 11’le sabah 7 arasında hoparlörün kullanılmasının yasaklanmasını öneriyordu. Ancak bu tasarı yahudilerin bazı uygulamalarına da kısıtlamalar getirdiği için rafa kaldırıldı.

Bunların dışında da daha onlarca ırkçı ve ayrımcı yasa tasarısı Knesset’e sunulmuştur.

Siyonist işgal rejiminin bugün geçmişe nispetle daha ırkçı bır tutum içinde olduğu yorumcular tarafından vurgulanmaktadır. Bunun en önemli sebebi siyasi partilerin oylarını artırmada ırkçı tutumun işe yaramasıdır. Ayrıca işgal yönetiminin eğitim politikasının ve ırkçı anlayışı yaygınlaştıran sosyal medyanın da bunda etkisi olduğu söylenebilir.