İşgalciye Yanaşma Atakları

Mart 2019, Vuslat

21 Mayıs 2017 tarihinde Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da "Amerika ve İslâm Ülkeleri Zirvesi" adı verilen bir uluslararası toplantı gerçekleştirildi. Toplantı normalde Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerin düzene sokulmasını ve geliştirilmesini amaçlıyordu. Fakat Suud yönetimi kendisinin ABD'nin yeni başkanı Trump'ın önünde eğilişini gölgelemeleri için İslâm dünyasından da siyasi liderleri çağırmış ve düzenlediği toplantıya "ABD ve İslâm Ülkeleri Zirvesi" adını vermişti.

Trump'ın bu toplantıya katılmak amacıyla Riyad'a yaptığı ziyaret aynı zamanda ABD başkanlığı koltuğuna oturmasından sonra gerçekleştirdiği ilk dış ziyareti niteliği taşıyordu. O yüzden uluslararası alanda ve medya nezdinde de bayağı ilgi görmüştü.

ABD Başkanı Trump bu toplantıda yaptığı konuşmada Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)'ı özellikle diline dolayarak "terör örgütü" olarak andı. Onun bu hareketten böyle söz etmesinin amaçlarından biri uhdesindeki işbirlikçi Arap yönetimlerinin bu harekete karşı bir savaş başlatmalarını sağlamaktı.

Trump aynı zamanda kendilerine siyonist işgal rejimiyle perde arkasından yürüttükleri ilişkileri perdenin önüne taşımak için bir normalleştirme süreci başlatmaları yönünde talimat verdi. Bunu da zirvedeki konuşmasında dile getirdi. Diktatörler bu normalleştirme sürecini başlatabilmeleri için kendilerine bu konuda tepki gösterebileceklerin iyice kıskaca alınmasını, onlara hiçbir şekilde konuşma fırsatı verilmemesini istiyorlardı.

Bu olayın ardından Suudi Arabistan müftüsü Abdülaziz bin Abdullah Âl-i Şeyh Et-Temimi kendince bir fetva yayınladı. Bu fetvasında Filistin İslâmî Direniş Hareketi'ni yani Hamas'ı terör örgütü olarak nitelendirirken siyonist işgal rejimiyle savaşmanın da caiz olmadığını iddia etti. Böyle bir saçmalığı fetva diye ileri sürmesi öncelikli olarak siyonist işgal rejimini memnun edecekti ve öyle oldu. Tabii ki onun ağzından böyle bir fetvanın söylenmesi karşısında işgal rejiminin başbakanı Netanyahu sevinçten uçtu ve müftü beyi Tel Aviv'e davet etti.

Bu olayın üzerinden fazla zaman geçmeden ABD Başkanı Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak resmen tanıma kararını kesinleştirdi. Yani müftünün fetvası Trump'ın işine yaramıştı.

Siyonist işgal rejimi, Filistinlilerden gasp ettiği topraklar üzerinde gayrimeşru bir şekilde kurulduğu tarihten beri bir yandan hakimiyetini sürdürme ve genişletme savaşı verirken bir yandan da kendisinin bu hakimiyetini dünya ülkelerine onaylatma savaşı vermektedir. Çünkü Filistin toprakları üzerindeki siyonist işgal gayrimeşrudur ve hiçbir hukuk temeline dayanmamaktadır.

Çağımızda uluslararası ilişkilerde hukuk ve meşruiyet ilkelerine bağlı kalınması çok önemsenmediğinden, siyonist işgalin kendini onaylatma konusunda önemli bir mesafe katettiğini söyleyebiliriz. Bunda tabii çağdaş emperyalizmin ve küresel sömürgeci güçlerin desteğini arkasına almasının önemli bir rolü var.

Bazı ülkeler izledikleri politika açısından siyonist işgali tanımayı ve onunla açıktan ilişki içine girmeyi normal kabul ettiler. Bazılarının izledikleri siyaset ve benimsedikleri ilkeler buna müsaade etmiyordu ve hiçbir şekilde buna yanaşmak istemediler. Bazılarının ise buna engel teşkil eden politikaları vardı ama ilkeleri yoktu. Dolayısıyla politikaları gereği açıktan ilişki içine girmedi, ilkesizlik sebebiyle de perde arkasından ilişki içine girdiler.

Bu yüzden ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan'ı ziyareti esnasında Arap ülkelerine yaptığı çağrıda İsrail ile açıktan ilişki içine girmelerini ve perdenin arkasında yürüttükleri ilişkileri artık perdenin önüne taşımalarını istedi.

Son dönemde bu talebin yerine getirildiğini ve Arap dünyasında ve Afrika'da siyonist işgal rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi için önemli adımlar atıldığını görüyoruz.

Arap ülkeleri, özellikle de Körfez ülkeleri İsrail'le ilişkileri normalleştirmek için 2018'de adeta bir yarışa girdiler. İsrail başbakanı Netanyahu, Umman'ı ziyaret etti ve burada Sultan Kabus tarafından sıcak ilgiyle karşılandı. Sonra İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miri Regev, ardından İletişim Bakanı Eyüp Kara Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)'ni ziyareti etti. Katar'daki Dünya Artistik Cimnastik Şampiyonası'na İsrail Milli Takımı'nın katılması ve İsrail milli marşının çalınması da bu doğrultuda dikkat çeken bir gelişme oldu. Bu arada Bahreyn de Netanyahu'yu davet etti.

Arap liderlerin İsrail'le ilişkileri normalleştirmek için başlattıkları yarışa onlardan sonra Afrika'dan Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi katıldı. İdris Debi geçtiğimiz Kasım ayının sonunda siyonist işgal devletine bir ziyaret gerçekleştirdi. 25 Kasım 2018 tarihinde başlayan bu ziyaret üç gün sürdü. İşgal rejiminin başbakanı Benyamin Netanyahu bu ziyaretin kendileri açısından son derece önemli olduğunu dile getirerek kendisinin de Çad'a bir ziyarette bulunacağını açıkladı.

Hatta o zaman Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi, İsrail ile Sudan arasında arabuluculuk yapabileceği iddiasında bulunmuştu. Onun bu yöndeki vaatlerinden cesaret alan Netanyahu, Sudan'a ziyarette bulunması ihtimalinden söz etti. Ancak o zaman Sudan bu açıklamaya tepki gösterdi ve Netanyahu'nun veya herhangi bir İsrailli yetkilinin hiçbir şekilde Sudan'a ziyarette bulunmasının söz konusu olmadığını dile getirdi.

Bu açıklamadan sonra işgal rejimi başbakanı Sudan'la ilgili hesabından vazgeçmekle birlikte 20 Ocak 2019'da Çad'ın başkenti N'Djamena'ya kalabalık bir ekiple birlikte ziyarette bulundu. Netanyahu'nun uçağıyla birlikte iki uçak dolusu güvenlik görevlisinin onu tehlikelere karşı korumak amacıyla Çad'a gitmesi dikkat çekti.

Netanyahu 20 Ocak Pazar günü Çad'ın başkentinde yaptığı basın açıklamasında İsrail ile Çad arasında elli yıldan yani yarım asırdan beri kesik olan diplomatik ilişkilerin de fiilen başladığını duyurdu. Diğer yandan Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi de ülkesiyle işgal rejimi arasında imzalanan birtakım anlaşmaları kutladığını dile getirdi.

Netanyahu basın açıklamasında halkının çoğunluğu Müslüman olan Çad gibi bir ülkeye yaptığı ziyaretin kendisi açısından büyük bir önem arz ettiğini vurguladı. İşgalci başbakan bu ziyaretin kendisinin İslam coğrafyasıyla diplomatik ilişkileri geliştirmesi konusunda önemli bir işaret taşıdığını ifade ederek, yakında diğer bazı İslam ülkeleriyle de ziyaretleşmelere ve diplomatik ilişkilerin başlatılmasına dair haberlerin basın yayın organlarına yansıdığının görülmesi ihtimalinin bulunduğunu ifade etti.

Bu olayın üzerinden fazla zaman geçmeden İsrail medyasının bazı Arap ülkeleriyle İsrail arasında geçmişte perde arkasında gerçekleşmiş ilişkileri gündeme taşımaları dikkat çekti.

Siyonist işgalcilerin 13. Kanal adlı tv kanalı 2015'te nükleer teknolojinin kullanılması konusunda Batı ülkelerinin İran'la anlaşma yapmasından sonra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Abu Dabi yani BAE veliahtı Muhammed bin Zayed arasında bir yığın gizli görüşme gerçekleştiğini haber verdi.

Haberde görüşmelerin İran dosyasıyla ilgili ve ona karşı, bölgede siyasi bir atağın önüne geçilmesi amacına yönelik olduğu ileri sürüldü.

Haberde iki üst düzey Batılı diplomatın, Netanyahu ile BAE Veliahtı Muhammed bin Zayed'in İran'ın nükleer programına karşı durma konusunda ittifak halinde olduklarını söylediğine dikkat çekildi.

Haberde, ABD'nin eski Tel Aviv Büyükelçisi Daniel B. Shapiro'nun Netanyahu'nun danışmanlarının BAE'de bazı üst düzey yetkililerle düzenli bir şekilde irtibatlar kurduklarını, bu amaçla zaman zaman yüz yüze bazen de telefonla görüşmeler yaptıklarını söylediğine dikkat çekildi.

Normalde BAE henüz İsrail ile resmî diplomatik ilişkileri başlatmış değildir. Ancak perde arkasında önemli irtibatlar gerçekleştirdiğini bugün siyonist işgal medyası gün yüzüne çıkarıyor. Fakat bunun da bir amacı var. ABD Başkanı Trump'ın, perde arkasında yürütülen ilişkilerin artık perdenin önüne taşınması talebinin yerine getirilmesi için zemin oluşturulmaya çalışılıyor.

Dolayısıyla İsrail medyasının, Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin siyonist işgalle gizli ilişkilerini açığa çıkarmaya başlamasının hemen arkasından Trump'ın talepleri doğrultusunda 13-14 Şubat 2019 tarihlerinde Polonya'nın başkenti Varşova'da "Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Desteklemek" başlığıyla bir konferans düzenlenmesi tesadüfi değildir. Konferansın hedefinde görünüşte İran vardı ve Arap ülkeleri arasında İran'a karşı bir koalisyon oluşturulması amaçlanıyordu. Ama bu koalisyonun merkezine de İsrail'in oturtulması ve siyonist işgal rejimiyle Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinin belli bir plana bağlanması amaçlanıyordu. Arap ülkelerini temsilen konferansa katılan yöneticilerin işgal rejiminin başbakanı Netanyahu'yla aynı masaya oturmaları ve birlikte poz vermeleri bu açıdan dikkat çekiciydi.

Varşova Konferansı'na Dışişleri Bakanı sıfatıyla katılan İsrail Başbakanı Netanyahu bu vesileyle Arap ülkelerinin Dışişleri bakanlarıyla ve diğer üst düzey yöneticileriyle bir araya gelmek için yoğun çaba harcadı. Arap ülkeleri adına konferansa katılan bakanlar ve üst düzey yetkililer de onunla ilgilenmeyi ve yerine göre birlikte poz vermeyi ihmal etmediler.

Varşova Konferansı'nın en önemli amaçlarından biri siyonist işgal rejimini rahatlatmayı ve Filistin davasını tamamen tarihe gömmeyi hedefleyen Yüzyılın Anlaşması planı için şartları oluşturmak amacıyla irtibatlar kurmak, görüşmeler yapmaktı.

Filistin direnişi Varşova Konferansı'nın öncelikli olarak Filistin davasına karşı işgalcilerle Arap ülkeleri arasında ilişkilerin normalleştirilmesi amacına yönelik olduğunu bildiği için Arap ülkelerinin böyle bir konferansa destek vermelerine tepki gösterdi.

Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) sözcülerinden Hazım Kasım, Varşova Konferansı'nın ABD'nin İsrail çıkarlarına sunduğu bir hizmetten başka bir şey olmadığını dile getirdi. Kasım, ABD yönetiminin işgal rejimini bölge sistemine entegre etmeye ve Filistin davasını geri plana atmaya çalıştığını dile getirdi.

Filistin İslami Cihad Hareketi de konuyla ilgili açıklamasında Varşova Konferansı'nın Filistin davasını tasfiye planının bir parçası olduğuna dikkat çekti. İslami Cihad Hareketi, Arap ülkelerinin bu konferansa katılmalarını kınadı ve onların bu tutumlarının siyonist işgal rejimini daha fazla cinayet işlemeye ve Filistin halkına daha fazla baskı yapmaya teşvik ettiğini dile getirdi.