İhanetçilerin Örsüyle İşgalcinin Çekici Arasında Gazze

Aralık 2018, Ribat

ABD ve İsrail, Filistin davasını tarihe gömmek için Suudi Arabistan'la perde arkasında işbirliği yaparak "Yüzyılın Anlaşması" adını verdiği bir plan ortaya çıkardı. Biz Ribat dergisinin Ağustos 2018 sayısında yayınlanan "Yüzyılın Komplosu" başlıklı yazımızda bu plan hakkında ayrıntılı bilgi vermiştik. O yüzden burada yeniden o anlaşmanın ayrıntılarına girmeye gerek görmüyoruz. Burada özellikle, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman'ın adamlarının İstanbul Başkonsolosluğu binasında Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı'yı korkunç bir şekilde öldürmeleri ve cesedini de yok etmeleri sebebiyle oluşan gündemin bu anlaşma planı açısından da önemli bir darbe olduğuna dikkat çekmek istiyoruz. Bu yüzden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili ilk resmi açıklamasında İstanbul'daki olayın son derece korkunç olduğunu ancak Suudi Arabistan'ın istikrarının korunmasının da önemli olduğunu dile getirdi. İlk kez bir siyonist başbakan Suudi Arabistan'ın istikrarının öneminden söz ediyordu. Ama burada istikrar ile kastettiği siyonist işgal rejiminin ve ABD'nin geliştirdiği politikalara özellikle de Yüzyılın Anlaşması planına tam destek vereceğinden emin oldukları Muhammed bin Selman'ın konumunun korunmasıydı.

Aşırı siyonist çizgisiyle öne çıkan Haaretz gazetesinin yazarlarından Tsvaya Greenfield'in Muhammed bin Selman'ın elli yıldır bekledikleri lider olduğunu vurgulaması bu açıdan anlamlıydı.

İlginç bir gelişme ise Suudi Arabistan yönetiminin, Cemal Kaşıkçı cinayetinin açığa çıkmasından dolayı tüm dünyada köşeye sıkıştığı, imajının zedelendiği bir dönemde siyonist işgal rejimiyle köprüler inşa edilmesi faaliyetinin aksamaması için Körfez ülkeleri olarak nitelendirilen Arap ülkelerinin hızla devreye girmeleri oldu. Siyonist işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirme faaliyetlerinin bu sürecinde ilk öne çıkan da işgal rejimiyle hiçbir diplomatik bağlantısı olmayan Umman Sultanlığı oldu. İşgal devletinin başbakanı Netanyahu bir ekiple birlikte Umman'ı ziyaret etti ve orada Umman Sultanı Kabus tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu ziyaretin üzerinden fazla zaman geçmeden İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miri Regev, ardından da Dürzi asıllı İletişim Bakanı Eyüp Kara Birleşik Arap Emirlikleri'ni ziyaret etti. Bütün bu ziyaretlerin gölgesinde Katar'daki Dünya Artistik Cimnastik Şampiyonası'na İsrail Milli Takımı'nın katılmasına ve İsrail milli marşının çalınmasına imkân verildi.

İşgal rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda Körfez ülkelerinin attığı bu adımlar tabii ki Filistin'de ve genel olarak siyonist işgal rejimine karşı tavır alan tüm çevrelerde eleştirilere neden oldu. Çünkü ilişkilerin normalleştirilmesi işgal rejiminin özellikle Yüzyılın Anlaşması planını uygulamaya geçirmek amacıyla yeni adımlar atmasına fırsat verecekti.

On iki yıldan beri abluka altında tutulan Gazze'nin dünyaya açılan tek kapısı durumundaki Rafah sınır kapısını kontrol altında tutan Mısır yönetimi normalde işgal yönetiminin ablukasının hem karada hem denizde bekçiliğini yapmaktadır. Rafah sınır kapısını genellikle Gazzelilerin yüzüne kapatırken denizde de Gazzeli balıkçıların çok dar bir alanının dışına çıkmalarını engellemek için askerî botlarıyla onları yakın takibe alıyor. Bu takip sonucu 7 Kasım akşamı Mustafa Ebu Avde adında Gazzeli bir balıkçı Mısır'ın askeri botlarından atılan kurşunlarla öldürüldü. Ebu Avde, Mısır askerlerinin öldürdüğü ilk Gazzeli balıkçı değildi. Ondan önce de birçok balıkçıya saldırmış bazılarını öldürmüş bazılarını da yaralamışlardı. Bazı balıkçıların da teknelerine el koyup kendilerini de sorguya çekmek üzere gözaltına almışlardı.

Fakat Mısır'ın bu saldırıları karşısında Filistinliler daha çok zor durumda kalıyorlar. Çünkü bu olaylardan dolayı doğrudan Mısır yönetimiyle karşı karşıya gelmek istemiyorlar. O yüzden sadece saldırı gerçekleştiren askerler hakkında sorgulama yapılmasını istemekle yetinmek zorunda kalıyorlar.

Aynı Mısır diğer yandan da gerek Filistinliler arasında uzlaşma görüşmelerinin sürdürülmesi ve gerekse siyonist işgal rejimiyle Filistin direnişi arasındaki ateşkes konusunda arabuluculuk rolü yapıyor.

Filistin Özerk Yönetimi'nin Başkanı Mahmud Abbas, Filistin İslâmî Direniş Hareketi'nin uzlaşma konusundaki bütün olumlu tavırlarına rağmen hep yokuşa sürerek bir çözüme ulaşılmasını engelledi. Ayrıca Gazze halkını daha çok sıkıntıya sokmak amacıyla 2018'in başından itibaren kendisi de bu bölgeye çeşitli yaptırımlar uygulamaya başladı. Bunun yanı sıra işgal yönetiminin bu bölgeye yönelik ablukasını yumuşatmamasını, bölgedeki direniş güçlerini şartsız bir şekilde teslim olmaya zorlamasını istedi. Abbas'ın bunu istemesinin amacı bölgede iplerin tamamen kendisine teslim edilmesi ve aynı zamanda Filistin direniş gruplarının silahlarını teslim etmeye zorlanmalarıdır. Normalde direniş gruplarının silahlarını teslim etmeye zorlanmaları tamamen işgal rejimi hesabına ve onun yararı içindir. Bunun iç uzlaşma ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra geçtiğimiz ay yani Kasım 2018'de yaşanan olaylar işgal rejiminden kaynaklanan tehditler karşısında Filistinli direniş gruplarının hazırlıklı olmasının ne kadar büyük bir önem arz ettiğini bir kez daha ortaya koydu Dolayısıyla Gazze'deki direniş gruplarının silahlarını teslim etmeleri ve işgalci tehdit karşısında tamamen savunmasız bir şekilde ortada bırakılmayı kabul etmeleri beklenemez. Abbas ise işgal rejimini rahatlatmak için onları buna zorluyor ve bunu kabul etmemeleri sebebiyle Gazze'ye yönelik yaptırımlarını gittikçe şiddetlendirerek sürdürüyor.

Cemal Kaşıkçı cinayetinin dünya gündeminde birinci sırada yer aldığı ve Suudi Arabistan yönetiminin de Kaşıkçı'nın konsolosluk binasında hayatını kaybettiğini itiraf ettiği günlerde işgal yönetiminin başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Avigdor Liberman, Gazze'ye yönelik geniş çaplı bir operasyondan söz etmeye başlamıştı. Aynı günlerde İsrail Genelkurmay Başkanıyla Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanının ABD'de bir araya gelmeleri bazı şüpheleri akla getiriyordu.

Fakat işgal güçlerinin 11 Kasım Pazar gecesi Gazze'ye sızma girişimiyle başlayan olayların ardından Middle East Eye isimli haber sitesi, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman'ın Kaşıkçı cinayetiyle ilgili gündemin değişmesi için siyonist işgal rejiminin başbakanı Netanyahu'yu Gazze'ye yönelik bir operasyon düzenlemeye ikna etmeye çalıştığına dair haber yayınladı. Adı geçen haber sitesi bu haberi Suudi Arabistan içindeki bazı kaynaklara dayandırdığını açıkladı. Haberde, Türkiye'nin Kaşıkçı cinayetiyle ilgili ses kayıtlarını muhtelif ülkelerin ileri gelenlerine dinletmesi ve Cumhurbaşkanı Tayyib Erdoğan'ın cinayet emrinin üst düzey bir makamdan çıktığına dair açıklama yapması üzerine veliaht prensin Netanyahu'yu Hamas'a yönelik bir operasyon başlatması için ikna etmeye çalıştığına dikkat çekildi.

İşte bir yanda işgal rejimiyle yeni köprüler inşa edilmesi için çabalar sarf edilirken, Filistin direnişi bizzat Filistin Özerk Yönetimi'nin başkanı tarafından, işgale karşı kendini savunmak amacıyla kullanacağı silahları teslim etmeye zorlanırken, hatta bunun da ötesinde Müslümanların harem beldelerini koruması gereken bir yönetim işgalci siyonistleri Filistinlilere karşı savaş açması için ikna etmeye çalışırken 11 Kasım 2018 Pazar gecesi önemli bir olay yaşandı. İşgalci askerlerden bir ekip Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas)'ın askerî kanadı durumundaki İzzettin Kassam Tugayları'nın önemli bir komutanını kaçırma amaçlı bir operasyon planıyla Gazze içine sızdı. Fakat İzzettin Kassam Tugayları onları farketti ve engel oldu. Bunun üzerine işgalci askerlerle direnişçiler arasında çatışma çıktı ve işgalciler albay rütbesinde ve işgal yönetiminin askerî mekanizmasında da önemli konumda olan bir subay öldürüldü. Bir subayları da ağır yaralandı. İşgal güçleri diğer askerlerinin sağ olarak çıkma fırsatı elde edebilmeleri için Filistinli direnişçilere havadan ateş etti ve biri Kassam Tugayları'nın komutanlarından Nureddin Bereke olmak üzere yedi mücahit şehit oldu.

İlk provokatif girişimde bulunan tarafın işgal rejimi olmasına ve Filistinli mücahitlerden yedi kişinin şehit edilmesine rağmen siyonist işgal rejimi bir subayının öldürülmesini bahane ederek ertesi gün yani 12 Kasım Pazartesi günü Gazze'ye rasgele saldırmaya başladı. İşgal rejimi Filistin direnişinin sıkıştırılacağını ve bu saldırılara karşılık veremeyeceğini sanıyor ve sivil hedefler de dâhil olmak üzere Gazze'de birçok yere bomba yağmuru yağdırıyordu. Ama direniş grupları işgalcilerin bu saldırılarına karşılık vermek ve onları durdurmak amacıyla bir Ortak Operasyon Odası oluşturarak Gazze etrafındaki yahudi yerleşim merkezlerine füze saldırıları başlattı. ABD'nin işgal rejimine hediye ettiği Demir Kubbe sistemi atılan füzelerin çok az bir kısmını havada imha edebildi. Bir füze işgalci askerleri taşıyan bir otobüse isabet etti ve otobüste bulunan askerlerin birçoğunun öldüğü veya yaralandığı dile getirildi.

İşgal güçleri Gazze direnişini savunma mücadelesini sürdürmekten vazgeçmeye zorlamak amacıyla Gazze'de, Filistin gerçeğini dünyaya aktaran bir televizyon kanalı durumundaki el-Aksa Tv.'nin binası başta olmak üzere çoğunlukla sivillere veya sivil kurumlara ait seksen binayı yerle bir etti. Yedi sivil hayatını kaybederken yaklaşık otuz sivil de yaralandı.

Ancak Filistin direnişi işgal rejimine teslim olmanın kendisini rahatlatmayacağını, işgalcileri daha da cesaretlendireceğini bildiği için savunma mücadelesine devam etti ve bizzat siyonistlere ait medya kaynaklarının verdiği bilgilere göre iki gün içinde Gazze çevresindeki hedeflere en az 370 füze atıldı. İşgalci askerlerden ve yahudi yerleşimcilerden en az 100 kişi yaralandı. Çevredeki yerleşim merkezlerinde ikamet eden yerleşimciler buraları terk ederek iç kısımlara doğru göç etmeye başladı. Göç etmeyenler de sığınaklardan çıkamaz oldular. Bunun üzerine Mısır'ın arabuluculuğuyla işgal rejimi ateşkesi kabul etti ve 13 Kasım Salı akşamından itibaren ateşkes yürürlüğe girdi.

Ancak ateşkesi kabul etmesi işgal yönetiminin hükümetinde önemli bir çatlağa neden oldu. Savunma Bakanı Avigdor Liberman buna karşı olduğunu, bunun Hamas'a teslim olmak anlamına geldiğini söyleyerek görevinden istifa etti. İşin gerçeğinde Netanyahu'nun önünde başka bir seçenek olmadığını, olayların devam etmesi durumunda Filistin direnişinin daha uzun mesafeli füzelerini devreye sokacağını ve bunun da İsrail tarafından önemli bir sarsıntıya neden olacağını o da çok iyi biliyordu. Ancak Liberman kendince Filistin direnişine teslim olunmasını reddeden tabanın oyunu kazanmak amacıyla bir yıl sonra gerçekleştirilecek seçimlere hazırlık yapmak için böyle bir taktiğe başvurmayı tercih etti. Liberman aynı taktiğe 2014 Savaşı sonrası işgal rejiminin ateşkesi kabul etmesi karşısında da başvurmuştu.

Sonuç itibariyle ister Muhammed bin Selman'ın teşvikleriyle isterse kendi iç meselelerini dışa taşımak amacıyla olsun Netanyahu'nun Gazze'ye girme ve havayı kızıştırma oyunu tümüyle onun aleyhine oldu. Bu girişimden büyük bir zararla çıktı ve hükümetinin parlamentodaki gücü de iyice zayıfladı.

İhanetçilerin örsü ile işgalci düşmanın çekici arasında sıkışan Gazze halkı ise onurlu bir mücadele vererek siyonist saldırganı iki gün içinde dize getirmeyi başararak önemli bir zafer daha kazandı.