İşgalcinin Gazze fiyaskosu

15 Kasım 2018 Perşembe, Yeni Akit

Middle East Eye isimli haber sitesi, Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman'ın Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu binasında çok vahşi bir yöntemle öldürülmesi sebebiyle oluşan gündemin değişmesi ve bu konunun gölgede kalması için siyonist işgal rejiminin başbakanı Netanyahu'yu Gazze'ye yönelik bir operasyon düzenlemeye ikna etmeye çalıştığına dair haber yayınladı. Bu konu aslında daha önce de gündeme gelmişti ve Kaşıkçı cinayetinin yoğun bir şekilde konuşulduğu günlerde işgal rejiminin Gazze'ye bir saldırı düzenlemesinden ciddi şekilde korkuluyordu. Hatta o günlerde bir gerginlik yaşanmış ama işgal rejimi geniş çaplı bir operasyon düzenlemekten çekinmeyi tercih etmişti.

Yaşanan son olaylar üzerine adı geçen haber sitesi Suudi Arabistan içindeki bazı kaynaklara dayandırdığını söylediği bu haberi kamuoyunun dikkatine sundu. Haberde, Türkiye'nin Kaşıkçı cinayetiyle ilgili ses kayıtlarını muhtelif ülkelerin ileri gelenlerine dinletmesi ve Cumhurbaşkanı Tayyib Erdoğan'ın cinayet emrinin üst düzey bir makamdan çıktığına dair açıklama yapması üzerine veliaht prensin Netanyahu'yu Hamas'a yönelik bir operasyon başlatması için ikna etmeye çalıştığına dikkat çekildi.

Bunun yanı sıra gerek Netanyahu ailesinin yolsuzlukları sebebiyle sürdürülen soruşturmalardan ve gerekse siyonist tabandan gelen tepkilerden dolayı Netanyahu hükümetinin son dönemde ciddi bir problem yaşadığı ve bu problemi dışarıya taşımak, içerideki gündemi kısmen değiştirmek için Gazze'ye yönelik operasyon planladığı da olayları izleyen yorumcular tarafından dile getirildi.

Geçtiğimiz Pazar gecesi işgalcilerden bir askeri grup Gazze içine sızarak bir operasyon girişiminde bulundu. Bu girişimin öncelikli amacının Hamas'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'nin ileri gelen komutanlarından birini kaçırmak olduğu dile getirildi. Ancak Filistinli direnişçiler girişimin farkına vararak işgalci askerleri engellediler. Çıkan çatışmada Gazze içine sızan ekip içinde yer alan üst rütbeli ve önemli bir konumda olduğu ifade edilen bir işgalci subay öldürüldü, bir subay da yaralandı. İşgal güçleri karadan sızan askerlerinin kalanlarının sağ olarak çıkabilmeleri için Filistinli direnişçilere havadan saldırı düzenledi. Saldırıda biri Kassam Birlikleri'nin önde gelen komutanlarından olan Nureddin Bereke olmak üzere yedi mücahit şehit edildi.

Filistin direnişinin Gazze içine sızan grubu durdurması önemli bir planı engelledi. Fakat işgal rejimi Filistin direnişinin yedi mücahidin şehit edilmesi olayı karşısında eli kolu bağlı kalacağını sanarak kendisinin bir subayının öldürülmesini bahane edip Gazze'ye yönelik saldırılarını şiddetlendirmek suretiyle provokatif tutumunu daha da artırdı.

Ama Filistin direnişinin bütün grupları bir araya gelerek Filistin Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası adıyla bir koordinasyon merkezi oluşturup işgalcinin sergilediği saldırgan tutuma çok sert karşılık verdi ve Gazze etrafındaki yahudi yerleşim merkezlerine füze yağdırdı. ABD'nin işgalci siyoniste hediye etmiş olduğu demir kubbe sistemi atılan füzelerin çok az bir kısmını havada imha edebildi. Füzelerin birçoğu önemli noktalara isabet etti ve bizzat işgalcilerin itiraflarına göre iki gün içinde en az 370 füze atıldı ve yüze yakın asker ya da yerleşimci yaralandı. Can kaybı konusunda ise işgalci, itirafta bulunmaktan çekindi. Yerleşimciler Gazze çevresindeki yerleşim merkezlerinden kaçmaya başladılar. Sonuçta işgalci Mısır'ın arabuluculuğuyla ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı. Bu da Filistin direnişinin çok başarılı bir savunma gerçekleştirdiğini, işgalcinin Gazze'yi büyük bir ateş çemberine alma planının fiyaskoyla sonuçlandığını gösteriyordu.

Siyonist, vahşette sınır tanımıyor

16 Kasım 2018 Cuma, Yeni Akit

Gazze'de yaşanan gerginlik ve Filistin direnişinin işgalcilere karşılık vermesi konusunda 12 Kasım Pazartesi akşamı El-Cezire televizyonunda yayınlanan haberleri izliyordum. Siyonist işgal ordusunun sözcüsünü konuşturdular ve kendisine "İsrail neden durup dururken ortalığı kızıştırdı?" diye sordular. Adam İsrail askerlerinin Pazar gecesi Gazze'de bir operasyon girişimi için sızma eylemi gerçekleştirdiklerini kabul ediyor ama Filistin direnişinin füze saldırılarının bu sızma girişimiyle hiçbir ilgisinin olmadığını iddia ediyordu. Adamın beyninin yakıtı tamamen tükenmiş gibiydi ki söylediklerinin hiç akıl ve mantıkla ilgisinin olmadığının farkında bile değildi. Direnişin atttığı füzelerin demir kubbe sistemi tarafından imha edilememesinin çarpılmışlığı içinde saçma sapan konuşuyordu.

Gazze halkı ve bu halkı savunan direniş güçleri böyle bir gerginliğin yaşanmasını kesinlikle istemiyordu. Gerginliğe sebep olan tamamen siyonist işgal güçleridir. Önce bir operasyon girişiminde bulundular. Sonra bu operasyon girişimi esnasında çıkan çatışmada bir subaylarının öldürülmesini bahane ederek havadan rasgele saldırılar düzenlemeye başladılar. Yani Filistinlilere "Bizim askerlerimizin sizin adamlarınızı kaçırmasına veya öldürmesine neden engel oldunuz ve saldırı girişiminde bulunan ekipteki bir subayımızı öldürdünüz?" diyerek ulu orta saldırıyorlardı. Filistinlilerin onlara; "Gelin bizi istediğiniz gibi öldürün veya kaçırın bizim kendimizi savunma hakkımız bile yok" demesi gerekiyormuş gibi.

Filistinlilerin karşılık vermesi sebebiyle düzenledikleri saldırılarda yedi sivil hayatını kaybederken, başta Filistin'in sesini dünyaya duyurmaya çalışan El-Aksa televizyon kanalının binası olmak üzere sivil vatandaşlara veya kurumlara ait seksen binayı tamamen yerle bir ettiler. 750 civarında bina da hasar gördü. Onlarca kişi yaralandı.

Fakat ABD, Filistinlilere tepki gösterirken siyonist katillerin saldırılarını nefsi müdafaa olarak nitelendirdi. Oysa olayların gidişatı kimin saldırgan konumunda olduğunu ve kimin de nefsi müdafaada bulunduğunu bütün açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Ama ABD tamamen siyonist işgalcinin penceresinden baktığı için onun ağzını kullanmakta, onun dikte ettiği şekilde açıklamalar yapmaktadır.

İlginç olan bir başka şey ise Avrupa'nın da bir yandan bölgedeki gerginliğin durdurulması çağrısı yaparken diğer yandan Filistin direnişinin Gazze çevresindeki işgalci hedeflerine yönelik saldırılarını sivil hedeflerin vurulması olarak nitelendirip bu direnişi suçlu çıkarma çabası içine girmesiydi. Siyonist katillerin bir televizyon binası başta olmak üzere sivillere ait seksen binayı yerle bir etmesi olayı ise Avrupa'nın görmeyen gözünün tarafında kalıyordu. Malum olduğu üzere Avrupa Birliği'nin bir gözü kördür, diğer gözü ise çok keskin bir şekilde görmektedir. Müslümanlara yapılan zulümler ve haksızlıklar genellikle kör gözünün tarafına tekabül eder. Ama Müslümanlar kendilerini savunmak, zulmü defetmek için bir şey yaptıklarında o keskin gören gözüne tekabül eder ve anında olanların farkına varır.

İşgalcinin sergilediği zulmü ve vahşeti elbette konuşmak, zulümde sınır tanımazlığını bütün açıklığıyla gözler önüne sermek gerekir. Ama bu, Filistin direnişinin kararlı duruşunun ve işgalciye dur demeyi başaran, onu kendi içinde çıkmazlara sokan onurlu mücadelesinin gölgede kalmasına neden olmamalıdır. Bazıları direnişin kararlı mücadelesini pek konuşmayarak sadece İsrail zulmünü konuşmakla yetiniyorlar. Biz bunu isabetli bulmuyoruz.

Liberman'ın ve Abbas'ın tavrını okumak

17 Kasım 2018 Cumartesi, Yeni Akit

Bundan önceki yazıda sözünü ettiğim ve El-Cezire'de yayınlanan haberlerde konuşturulan İsrail ordu sözcüsü; "İsrail güçlüdür. Hamas, İslâmî Cihad gibi terör örgütlerini nazarı itibara alacak değildir" diyordu. İşgal rejiminin Savunma Bakanı olarak nitelendirilen gerçekte Saldırı Bakanı olarak nitelendirilmesi gereken dolayısıyla söz konusu ordu sözcüsünün de üstünde bir mevkiye sahip olan Avigdor Liberman ise tam tersini söyleyerek istifa etme yoluna gitti. Liberman istifa ederken işgal rejiminin ateşkesi kabul ederek Filistin direnişi önünde yenilgiyi kabul ettiğini dile getirdi.

Liberman aslında işgal rejiminin, Filistin direnişinin kararlı duruşu ve onurlu mücadelesi karşısında ateşkese mecbur kaldığını, Netanyahu'nun saldırganlık konusunda kendisinden farklı olmadığını ama olayların devam etmesinin İsrail'i ciddi şekilde sarsacağını gördüğü için ateşkesi kabul etmek zorunda kaldığını, başka bir seçeneğinin olmadığını kendisi de biliyor. Ama önümüzdeki seçimlere hazırlık yapmak amacıyla bu yenilginin sorumluluğunu Netanyahu'ya yüklemek istiyor ve kendisinin bu ateşkesi onaylamadığını ortaya koyarak kenara çekiliyor. Aynı tavrı 2014 Savaşı'nda da sergilemişti. O zamanki amacı da siyasiydi.

Liberman'ın sergilediği tutum Beyrut kasabı olarak tanınan Ariel Şaron'un tutumuna çok benziyor. 2005 öncesinde Gazze tamamen siyonist işgal rejiminin işgali altındaydı ama o zaman da işgale karşı burada mücadele veriliyordu. Ariel Şaron o dönemde muhalefette olduğu zaman iktidarı elde ettiğinde Gazze'nin işini bitireceğini iddia ederek oy kazanmaya çalışıyordu. Ama iktidara gelmesinden sonra Gazze'den tamamen çekilmek, orada yahudi yerleşimciler için inşa edilmiş lüks villaları kendi elleriyle yıkmak zorunda kaldı. Liberman da şimdilik oy potansiyelini artırmak amacıyla işgal rejiminin zorunlu olarak kabul ettiği bir ateşkesi güya reddediyor ve bakanlıktan istifa ediyor. Ama diğer yandan kendisinin Netanyahu'nun makamında olması durumunda yapabileceği başka bir şey olmayacağını da çok iyi biliyor.

Gazze'de son yaşanan olaylar siyonist işgal karşısında Filistin direnişinin hazırlıklı olmasının büyük bir önem arz ettiğini bir kez daha ispat etmiştir. Fakat Özerk Yönetim Başkanı Mahmud Abbas, Filistin iç uzlaşması konusunda sürekli Gazze'deki direniş gruplarının silahlarını teslim etmesini şart koşuyor. İşgal rejiminin, Büyük Dönüş Yürüyüşü eylemlerinin sonlandırılması konusunda Filistin direnişiyle anlaşmaya yanaştığı zaman da engelleyen Mahmud Abbas oldu. Abbas, işgal rejiminin anlaşma yapmaması için kendisinin iç uzlaşmanın sağlanması konusunda Gazze'deki grupları silahlarını teslim etmeye zorlayacağı ve bunu başarabileceği konusunda işgal rejimini ikna etti.

Geçtiğimiz Çarşamba akşamı, Filistin'in sosyal medyasında Mahmud Abbas'ın El-Halil'deki güvenlik teşkilatının başında yer alan Albay Ahmed Ebu'r-Rab'ın siyonist işgal güçlerine ait bir jeepin tekerleğini değiştirirken çekilmiş fotoğrafları yayınlandı. Fotoğraflarda albay rütbesindeki Ahmed Ebu'r-Rab lastikleri değişirken işgal rejiminin erleri yanında adeta onunla dalga geçer gibi ayakta poz veriyorlardı. Bu manzara Abbas yönetiminin işgal rejimi karşısında düştüğü sefaleti gösteriyordu. Bu, direnişi terk edip işgalcilerle güvenlik işbirliği anlaşması yapmanın doğurduğu bir sonuçtu.

Gazze'deki direniş grupları ise silahlarını teslim etmeme ve işgale karşı her zaman hazırlıklı olma konusunda kararlıdırlar. Abbas yönetiminin Gazze'ye bugün hâlâ yaptırımlar uygulamasının ve iç uzlaşmaya yanaşmak istememesinin tek sebebi de budur. Başka hiçbir sebep kalmamıştır. Diğer konuların hepsinde bir uzlaşma sağlanmıştır.