Siyonizmin yolu vahşet

18 Mayıs 2018 Cuma, Yeni Akit

Öncelikle şunu vurgulayalım ki Filistin halkının verdiği mücadele bir iktidar kavgası, "İsrailli" diye nitelendirilen kesimden iktidarı alma mücadelesi değildir. Bu halk işgal altındaki vatanlarını kurtarmak, gasp edilen topraklarını, kutsal varlıklarını ve hürriyetlerini geri almak için mücadele etmektedir. Dolayısıyla siyonistlerin o topraklar üzerindeki varlığı gayrimeşru bir işgaldir. Ancak siyonistler bu gayrimeşru işgallerini sürdürebilmek için vahşet ve zulmün her çeşidini sorumsuzca uygulamaktan çekinmemektedirler.

Normalde siyonistler için vahşet bir yoldur. Bu yolu İsrail işgal devleti kurulmadan önce de kullanıyorlardı. İsrail işgal devletinin kurulduğu tarihten bu yana ise sürekli ve kesintisiz bir şekilde kullanmışlardır. Ancak siyasi şartlara ve dış etkenlere göre temposunda değişiklikler olmuştur.

Siyonist işgal devletinin varlığını sürdürmesinin İslâm coğrafyasının stratejik özelliğe sahip bölgesinde istikrarın sağlanmasının önünde ciddi engel oluşturacağı görülüyor. Çünkü burada kendi stratejisini kan üzerine kurmuş, tüm hesaplarını, planlarını kan üzerine yapan, taktiklerini kanla şekillendiren, gücünü akıttığı kanlardan almaya çalışan kısacası kanla beslenen bir gayri meşru saltanat var. Adeta uyuşturucu bağımlısı gibi belli aralıklarla kan akıtmadan edemiyor. Kan nöbeti geldiğinde gözü hiçbir şeyi görmüyor. İhtiyaç duyduğu miktarda kan akıtabilmesi için sergileyeceği vahşetin kendisine neye mal olacağını bile düşünmek, en azından kâr - zarar hesabı yapmak dahi istemiyor. Sergilediği vahşetin bir gerekçesinin olup olmaması artık onun için önem taşımıyor. İcabında gerekçesini kendisi oluşturuyor ve ne pahasına olursa olsun planladığı vahşeti sergiliyor.

Siyonist işgalciyi, vahşeti bir yol ve yöntem olarak kullanmaktan vazgeçirmek için onu ikna etmeye çalışmak da boşunadır. Çünkü böyle bir çaba bir uyuşturucu müptelasını sözle ikna ederek vazgeçirmek için çalışmaya benzer.

O yüzden işgalciyi vahşetten vazgeçirmenin tek yolu onun anlayacağı dili kullanmaktır. Onun anlayacağı dil kendisini geri adım atmaya zorlayacak kuvvettir. Bunun için de Filistin halkının meşru mücadelesine destek vermek gerekir.

Başta da söylediğimiz üzere Filistinliler, gasp edilmiş haklarını geri almak, işgal edilmiş vatanlarını kurtarmak, yurtlarından çıkarılmış insanlarının geri dönmelerinin kapılarını açmak için mücadele ediyorlar. Bu haklı ve meşru mücadeledir. Ancak bu mücadelenin başarılı olması İslâm âleminin ona vereceği desteğe, bu haklı direnişe gereği gibi sahip çıkmasına bağlıdır.

Bazıları bu direnişe sahip çıkmayı ve ona destek vermeyi kendi açılarından sorunlu olarak görüyor, hatta teröre destek vermekle suçlanacakları endişesini taşıyorlar. Oysa teröre destek vermekle suçlanma korkusu taşımaları gerekenler siyonist vahşete destek verenlerdir. Batı emperyalizmi ve özellikle de ABD siyonist saldırganlara sahip çıkma, onlara her türlü desteği verme konusunda hiçbir sıkıntı yaşamıyor. ABD Başkanı Trump, ellerinde silah olmayan insanların üzerine silahlarını çevirerek katliamlar gerçekleştirenleri temize çıkararak, haklarını arayan insanların meşru bir şekilde protesto düzenlemelerine öncülük edenleri suçlu gösterebiliyor. Onun böyle bir suçlama yapabilmesi ar damarının iyice çatladığını yahut aklî muhakeme gücünü tamamen kaybettiğini gösteriyor.

Bu durum karşısında İslâm âleminin Filistin halkının haklı ve meşru davasına, mücadelesine sahip çıkmakta neden çekingen davrandığını anlamak mümkün değildir. Filistin ve Kudüs davasının ümmetin önemli bir buluşma noktası olduğunu da unutmamak gerekir.