Büyük Dönüş Yürüyüşü

Mayıs 2018, Vuslat

Filistin toprakları üzerinde kurulmuş olan “İsrail” gayri meşru bir işgal yönetimidir. Siyonistlerin işgal devletlerini Filistinlilerden satın aldıkları topraklar üzerine kurdukları bilgisi gerçek dışı ve bu devlete meşruiyet kazandırma amaçlıdır. 14 Mayıs 1948’de siyonist işgal devletinin kuruluşu ilan edildiğinde, BM tarafından yapılan paylaştırmada işgal rejimine verilen arazilerin yüzde doksan birinin özel mülkiyeti Filistinlilere aitti. Yahudilerin mülkiyetine geçmiş arazi miktarı sadece yüzde dokuzdu. Bunların da önemli bir kısmı İngiliz işgali döneminde vergi zulmüyle gasp edilerek, sembolik fiyatlarla yahudilere satılan arazilerden oluşuyordu. Yani bu arazileri satanlar sahipleri değil, vergilerini ödemedikleri iddiasıyla oralara el koyan İngiliz işgalcilerdi.

İşgal devletinin kurulması aşamasında Filistinlilerin evlerini ve topraklarını terk etmesi için iki oyun oynandı. Bunların birincisi işgal devletinin kuruluşunu ilan eden siyonist terör örgütleri tarafından oynandı. Bu terör örgütleri aynen Nazilerin yöntemlerini kullanarak bazı Filistinlileri katletti ve onların cesetlerini kamyonetlerin karöserlerine koyarak sokak sokak dolaştırdılar. Bir yandan da diğer Filistinlilere “eğer buraları terk etmezseniz, sizin de başınıza gelecek olan budur” diye ilanlarda bulundular. Böylece onları tehdit ederek topraklarını terk etmeye zorladılar. İkinci oyunu ise başta Ürdün Haşimi Krallığı ve Mısır olmak üzere, küresel emperyalizmin planlarına hizmet eden işbirlikçi ve ihanetçi Arap yönetimleri oynadılar. Bu ülkeler siyonist devletin genişlemesini önlemek ve onun gasp ettiği toprakları geri almak amacıyla ordularıyla müdahale ettiklerini söyleyerek Filistinlilerin savaş alanından çekilmesini istedi ve buraların kurtarılmasından sonra geri dönebileceklerini iddia ettiler. Halkın çoğu bunun bir oyun olabileceğini düşünerek çekilmek istemedi. Ancak çekilmek istemeyenlerin bazılarını zorla çıkardılar. Daha sonra bu ihanetçi ülkeler kontrol altına aldıkları bölgeleri siyonist terör örgütlerine teslim ederek savaş alanından kaçtı ve böylece siyonist terör devletinin hâkimiyet alanının daha da genişlemesine neden oldular. 1948’deki savaşta işgal rejiminin hakimiyet alanını genişletmesi işte böyle bir oyunla oldu.

Siyonist işgal devleti bu şekilde iki ayrı oyunla yurtlarından çıkarılan Filistinlilerin daha sonra evlerine ve topraklarının başlarına dönmelerini engelledi. Onların 1948’de işgal edilmiş bölgede kalan arazilerine ise “sahipsiz mülk” muamelesi yaptı. Oysa oralar sahipsiz değildi. Oraların sahipleri vardı ve hepsinin elinde tapusu da vardı. Ama zikrettiğimiz iki farklı oyunla 1948’de işgal edilmiş bölgelerde ikamet eden Filistinlilerden yaklaşık sekiz yüz bin kişi tehcir edilmişti. Bunların Filistin’e girmelerine ve mülklerine sahip çıkmalarına izin verilmiyordu.

İşgal rejimi bir yandan tehcir edilen Filistinlilerin yurtlarına dönmelerini engellerken bir yandan da “Sahipsiz Mülkler Yasası” diye bir yasa çıkardı. Bu yasaya göre sahibi bilinmeyen bir gayrimenkulun sahibinin aranması için ilan verilecek, sahibinin ilgili makama müracaat etmemesi durumunda da oraya devlet yani siyonist işgal yönetimi tarafından el konacaktı. Yurtlarına sokulmayan Filistinlilerin ise ilgili makama müracaat ederek gayrimenkullerine sahip çıkma imkânları yoktu. İşgal rejimi Filistinlilerin evlerine ve arazilerine hep bu yolla el koydu. El koyduğu gayrimenkulleri de dışarıdan getirilen yahudi göçmenlere dağıttı. Netanyahu döneminde çıkarılan bir yasayla da, yahudi göçmenlere kullanım amacıyla dağıtılmış arazilerin özel mülk olarak satılmasına da izin verildi.

İşgal rejimi bir yandan bu şekilde sahiplerinin tehcir edilmiş olması sebebiyle “sahipsiz” olarak nitelendirilen arazilere ve evlere el koyarken, bir yandan da arazilerinin başında, evlerinden çıkmamış olan Filistinlilerin arazilerini de çeşitli bahanelerle gasp etti. 1976 yılının Mart ayında da Filistinlilere ait 21 bin dönüm arazi bu şekilde gasp edildi. Filistinliler bu gasp işlemini protesto amacıyla 30 Mart 1976 tarihinde, 1948'de işgal edilmiş toprakların değişik bölgelerinde gösteriler düzenlediler. Bu gösteriler esnasında çıkan çatışmalarda 6 Filistinli şehit edildi, çok sayıda Filistinli de yaralandı.

Bu olay münasebetiyle 30 Mart tarihi, Filistin topraklarının bütünlüğünün yeniden gündeme getirilmesi, siyonist devletin bir işgal devleti olduğunun vurgulanması ve Filistin topraklarında siyonistlerin meşru bir haklarının olmadığının dile getirilmesi amacıyla Toprak Günü olarak ihya edilmektedir.

Bu yılın Toprak Günü’nün farklı bir özelliğinin olması istendi. Filistin’deki tüm direniş grupları ortak bir karar alarak Filistinlilerin vatanlarından kesinlikle vazgeçmeyeceklerini, yurtlarına dönmek için mücadelelerini sürdüreceklerini, siyonist işgali tanımayacaklarını, Filistin topraklarına sahip çıkma konusunda kararlı olduklarını ortaya koymak amacıyla “Büyük Dönüş Yürüyüşü” adı verilen bir kapsamlı yürüyüş ve etkinliğin başlatılmasını istediler.

“Büyük Dönüş” ile kastedilen yurtlarından çıkarılan tüm Filistinlilerin yeniden yurtlarına dönme konusundaki kararlılıklarının ortaya konmasıydı. Bu isimle gerçekleştirilecek etkinliklerin ilkinin Toprak Günü olarak ihya edilen 30 Mart tarihine, sonunun da siyonist işgal devletinin kuruluşunun ilan edilmesinin yıl dönümüne tekabül eden ve Filistinliler tarafından Nekbe yani Büyük Felaket günü ilan edilen 14 Mayıs’a denk getirilmesi kararlaştırıldı. Bu ikisi arasında da değişik zamanlarda ve özellikle de Cuma günleri muhtelif etkinliklerin düzenlenmesine karar verildi.

Normalde etkinliklerin hem Gazze’de, hem Batı Yaka bölgesinde, hem de “İsrail” olarak tanımlanan ancak Filistinlilerin 1948’de işgal edilmiş topraklar olarak nitelediği bölgede gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Ancak bu konuda verilen mesaj siyonist işgal rejimini telaşlandırdı. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz üzere siyonist devlet Filistin topraklarında işgalci durumundadır. Üstelik işgal ettiği toprakların yüzde doksanından fazlasında özel mülkleri de yasal olmayan uygulamalarla, zor kullanarak gasp etmiştir. Uluslararası yasalara göre bu toprakların asıl sahiplerine iade edilmesi ve buraların sahiplerinin uluslararası yargı organlarında dava açarak siyonist işgal rejiminden haklarını istemelerine imkân tanınması gerekir. Ancak uluslararası yargı tamamen göstermelik olduğu, hukuku icra konusunda gerçekçi olmadığından Filistinlilerin haklarını araması için kapılarını açmıyor. Ancak buna rağmen siyonist işgal rejimi kendisini rahatsız eden gerçeklerin dünya kamuoyunun gündemine taşınmasından korkuyor. Çünkü İslâm dünyasındaki kamuoyunu “Filistinliler topraklarını sattı” yalanıyla kandırdı. Batı kamuoyunu ise “vatansız halka, halksız vatan” yani “Filistin toprakları daha önce boştu yahudiler gidip oraları ihya etti, şimdi Araplar onların ihya ettiği toprakları ellerinden almak istiyor” yalanıyla kandırdı. Dolayısıyla o toprakların boş ve sahipsiz olmadığı, asıl sahipleri tarafından da satılmadığı gerçeğinin gündeme taşınması, konuşulması onu rahatsız ediyor. Bundan dolayı 1948’de işgal edilmiş bölgelerde gösteriler düzenlenmesini engellemek için çok sıkı tedbirler aldı. Batı Yaka bölgesinde düzenlenecek etkinliklerin önüne geçmek için de Mahmud Abbas yönetimiyle arasındaki güvenlik işbirliğinden yararlanarak onu devreye soktu. Mahmud Abbas yönetimi işgal rejimiyle arasındaki güvenlik işbirliğini gerekçe göstererek “Büyük Dönüş Yürüyüşü” gösterilerini ve etkinliklerini engellemek amacıyla sıkı güvenlik tedbirleri aldı. O yüzden eylem çağrıları daha çok Gazze’de etkisini gösterdi. Batı Yaka’da ve 1948’de işgal edilmiş bölgede ise küçük çapta bazı etkinlikler düzenlendi.

Gazze bölgesinde halk daha çok 1948’de işgal edilmiş bölgeyle Gazze arasındaki sınır çizgisine toplandı. Eylemleri organize edenler gösterilerin tamamen barışçıl yani sivil amaçlı olacağını, sınır çizgisinin aşılmayacağını ve işgal güçleriyle herhangi bir çatışmaya girilmesi gibi bir amacın olmadığını dile getirdiler. Yapılan açıklamalarda gösterilerle işgal güçleriyle çatışmaya girilmesinin değil Filistinlilerin kendi topraklarındaki haklarından vazgeçmek istemedikleri mesajının dünyaya duyurulmasının amaçlandığına dikkat çekildi. Ancak birtakım spekülatif yayınlarda göstericilerin sınırı aşmayı ve 1948’de işgal edilmiş bölgelerin içine de girmeyi amaçladıkları iddia edildi. O yüzden işgal yönetimi Gazze sınırına çok sayıda asker yığdı.

Büyük Dönüş Yürüyüşü’nün başlangıç günü olan 30 Mart tarihinde, işgal rejiminin sınıra çok sayıda asker yığmasına rağmen sınır çizgisine yakın bölgelerde büyük kalabalıklar oluştu. Buralara önceden çadırlar kurulmuş ve işgalcilerin saldırılarının engellenmesi amacıyla toprak barikatlar oluşturulmuştu. Göstericiler herhangi bir çatışmaya girmek istemediklerinden işgalci askerleri taşlamadığı ve sadece sivil amaçlı gösteriler düzenlediği halde işgalci askerler göstericilere silahlarla ve gaz bombalarıyla saldırdı. İlk gün gerçekleştirilen saldırılarda yirmiye yakın Filistinli şehit edilirken bin beş yüz civarında Filistinli de yaralandı.

Siyonist işgal rejimi olayların dünya gündemine taşınmasını istemediğinden gösterileri ve işgal güçlerinin saldırılarını görüntülemeye çalışan gazetecilere özellikle saldırdılar. Bu yüzden birçok gazeteci yaralandı. Olayların ikinci Cuma’sında saldırıya maruz kalan Yasir Murteca isimli gazeteci de hayatını kaybetti.

İşgalcilerin Gazze’deki gösterilerin önüne geçmek için sınırsız bir şekilde şiddete başvurmasına rağmen Filistin halkının “Büyük Dönüş Yürüyüşü” etkinlikleri durmadı. Özellikle Cuma günleri çeşitli alt başlıklarla, Gazze ile 1948’de işgal edilmiş bölge arasındaki sınır çizgisinde geniş çaplı etkinlikler düzenlendi. İşgal güçleri etkinlikleri bastırmak için saldırılarına ve cinayetlerine devam etti. Bizim bu yazıyı yazmamıza kadar geçen süre içinde söz konusu etkinliklerde şehit edilenlerin sayısı kırkı, yaralananların sayısı ise üç bin beş yüzü bulmuştu. Eylemlerin Nekbe gününe kadar sürdürülmesi konusundaki kararlılık ise devam ediyordu.