El-Halil katliamının yıldönümünde

24 Şubat 2018 Cumartesi, Yeni Akit

Baas rejiminin ve onun arkasında duran işgalci güçlerin Doğu Guta’daki kuşatmaları ve katliamları bütün şiddetiyle devam ediyor. İşte bu korkunç katliamın devam ettiği bugünlerde bir başka korkunç katliamın yıldönümünü idrak ediyoruz. Yarın yani 25 Şubat tarihi, 25 Şubat 1994 tarihinde Filistin’in Batı Yaka bölgesinin güney kısmında yani Kudüs’ün güneyinde yer alan El-Halil şehrindeki Hz. İbrahim Camisi’nde gerçekleştirilen korkunç bir katliamın yıldönümü.

Vahşeti bir savaş yöntemi olarak benimseyen siyonist katillerden Barush Goldstien, söz konusu tarihte sabah namazı vaktinde Hz. İbrahim Camisi’ne girerek tam insanların secdeye gittiği esnada arkadan üzerlerine mermi yağdırmaya başlamıştı. Mümkün olduğu kadar çok insan öldürebilmek için silahının şarjörünü değiştirmeye vakit ayırmamak amacıyla yanında iki tane otomatik silah getirmişti. Birisinin mermileri tükenince diğerini eline aldı ve mermi yağdırmaya devam etti. Bu arada yanında getirdiği bir kişi de diğer silahın şarjörünü değiştiriyordu. Bu ateş yağmuru altında yaklaşık elli kişi hayatını kaybetti. Bu arada cemaatin içinde bulunan gençlerden biri katilin üzerine atladı ve onu öldürdü. Böylece mermi yağmuru durdu. Ancak saldırganı etkisiz hale getiren genç de aldığı yaraların etkisiyle hayatını kaybetti. Saldırıda yaklaşık üç yüze yakın insan da yaralandı.

İşgal güçleri yaralıların hastanelere nakledilmesi esnasında da saldırılarına devam ettiler. O yüzden yaralıların hastanelere hızlı bir şekilde ulaştırılmasını ve acil tedaviye alınmalarını engellediler. Dolayısıyla yaralılardan bazıları hastaneye kaldırma esnasında hayatlarını kaybettiler. Bazıları da durumlarının ağır olması sebebiyle hastanelerde hayatlarını kaybettiler. Böylece bu olay yüzünden şehit edilenlerin sayısı sekseni geçti.

Saldırıyı gerçekleştiren Barush Goldstien bir asker veya istihbarat görevlisi değildi. Güya bir sivildi. Üstelik görevi insanları katletmek değil bilakis insanların hayatlarını kurtarmak olan bir doktordu. Ancak o Filistinlilere karşı kin ve nefret duygularıyla doldurulmuştu. O yüzden onları katletmeyi bir fazilet olarak görüyordu ve tam da secdeye vardıkları sırada üzerlerine ateş yağmuru yağdırmakta bir beis görmemişti.

Bu kişi El-Halil şehrinin tam göbeğine yerleştirilmiş bir yahudi yerleşim merkezi olan Kiryat Arba’da ikamet ediyordu. Batı Yaka’nın ve Kudüs’ün her tarafına yayılmış durumdaki bu yahudi yerleşim merkezlerinin hemen hemen tamamı bu şekilde Filistinlilere karşı kin ve nefret duygularıyla beslenmiş sözde sivil yerleşimcilerle doldurulmuştur.

Bu sözde sivil yerleşimcilerden bir grup da Batı Yaka’nın Nablus şehrinin yakınındaki Duma köyünde bir evi sabaha yakın ateşe vererek bir aileyi toptan yaktı. Kundaklamaya uykuda yakalanan aile kendine geldiğinde ateş evin her tarafını sarmıştı ve komşularından imdat istediler. Komşuların müdahalesiyle anne, baba ve büyük çocuk yaralı olarak kurtarılabildi. Bir buçuk yaşındaki Ali Sa'd Devabişe adlı bebek ise yanarak ölmüştü. Sağ kurtarılanların ise derilerinin yüzde doksana yakını yanmıştı. Baba Sa'd Devabişe ile anne Riham hastanede hayatını kaybetti. Dört yaşındaki Ahmed uzun süren tedaviden sonra kurtarılabildi.

İşgal mahkemesi bu kundaklamayı yapan katilleri daha sonra serbest bıraktı. Böylece onları cezalandırmak yerine ödüllendirmiş oldu.

İşgal rejimi Kudüs’ün ve Batı Yaka’nın her tarafına yeni yerleşim merkezleri inşa etmek suretiyle buraları Barush Goldstien tipi katillerle veya Devabişe ailesini yakan canavarların benzerleriyle dolduruyor. Bu politikanın amacı ise Filistinlileri buraları tamamen terk etmeye zorlamaktır.