Filistin'deki uzlaşı çabaları

5 Ekim 2017 Perşembe, Yeni Akit

Dünyada önemli ve hareketli gelişmeler oluyor. Las Vegas'da otelin 32. katındaki odasından, müzik ve eğlence için toplanmış bir kalabalığın üzerine ateş eden Stephen Paddock 59 kişinin ölümüne 527 kişinin de yaralanmasına neden oldu. Saldırıyı IŞİD'in üstlenmesine rağmen daha önce bu tür eylemleri hemen bu örgütün üzerine yükleyen ABD bu kez eylemin bu örgütle ilgisinin olmadığını söyledi. Katalonya'da tüm baskı ve engellemelere rağmen bağımsızlık referandumu yapıldı ancak bölgenin şimdilik bağımsızlığını elde etmesi zor görünüyor. Bu arada IKBY'nin bağımsızlık referandumu etrafındaki tartışmalar sürüyor. Arakanlı Müslümanlardan Bangladeş'e göç edenlerin yurtlarına geri dönmelerinin önü Myanmar hükümeti tarafından kapatılmış durumda. Astana'daki anlaşmanın garantörleri arasında yer alan Rusya'nın ve onun himayesi altındaki Baas rejiminin İdlib'e yönelik saldırıları son bulmadı. Bunlardan bazıları hakkında inşallah müteakip yazılarımızda ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmaya çalışacağız. Ancak bugünkü yazımızda Filistin'deki uzlaşma çalışmalarında gelinen durum ve çıkarılan zorluklar üzerinde durmak istiyoruz.

Bu konuyla ilgili değerlendirmemizin başında öncelikle bir hususa temas etmek istiyorum. Konu hakkındaki haberlerde sürekli Hamas'ın Gazze'de kontrolü silahlı çatışmalardan sonra elde ettiği ifadesine yer veriliyor. Bu da tabii ki zihinlerde Hamas'ın Gazze'de siyasi kontrolü sağlamasının silahın gücüyle olduğu kanaatinin oluşmasına neden oluyor. Oysa Hamas seçimlerde büyük bir çoğunluğun desteğini elde etmesinden sonra hem Gazze'de, hem de Batı Yaka bölgesinde söz sahibi olan bir hükümet kurmuştu. Fakat eski yönetim kirli bir oyun oynayarak güvenlik ve istihbarat teşkilatları başta olmak üzere çeşitli kurumları hükümetin kontrolünden alarak doğrudan başkana bağladı. Ondan sonra da bu kurumlar hükümetin işlerini zorlaştırmaya başladılar. Hatta işi Hamas'ın kurduğu hükümetin başbakanı İsmail Heniyye'nin koruma görevlilerine saldırıya kadar götürdüler. Çatışmalar da bu yüzden çıktı. Ondan sonra Hamas hükümeti, hizmetine girmeyen güvenlik organlarını tasfiye etti. Onlar da Batı Yaka bölgesine taşınarak Ramallah'ta herhangi bir meclis desteği olmayan gayri meşru bir hükümet oluşturdular. Ama Hamas bölünmüşlüğün sona ermesi için bir uzlaşı hükümeti kurulmasını istedi. Böyle bir hükümet kurulduğu halde Gazze'de sorumluluğu yüklenmedi. Şimdi yapılması istenen de işte bu uzlaşı hükümetinin Gazze'de hem kontrolü ele alması hem de sorumluluğunu yüklenmesidir. Ama bu hükümet Gazze'de kontrolü ele almasına rağmen sorumluluğu yüklenme işini sürekli aksatıyor.

Ramallah'taki hükümet Gazze'de kurumları teslim almasına rağmen bu bölgeye uygulanan yaptırımları kaldırma işini Kahire görüşmelerinden sonraya erteledi. Oysa Gazze halkı, bu hükümetin kontrolü ele almasından sonra artık sorumluluğunu yüklenmesini ve yaptırımları tamamen kaldırmasını bekliyordu. Yaptırımların kaldırılmaması Filistin'deki değişik grupların tepkilerine neden oldu. Ama Mahmud Abbas yaptırımları kaldırma konusunda acele etmediklerini ifade etti. Onun acele etmesine gerek olmayabilir. Çünkü o keyfine göre yaşıyor. Ama Gazze halkı acele ediyor. Çünkü büyük sıkıntılarla, zorluklarla karşı karşıya. Ama anladığımız kadarıyla Abbas yönetimi sadece kurumların yönetimini devralmayı yeterli görmüyor, aynı zamanda bütün Filistinli direniş gruplarının silahlarını teslim etmeye zorlanması ve işgalci siyonist rejimin istediği şartların oluşması için zorluyor. Açıklamaları niyetinin bu yönde olduğunu ortaya koyuyor. Ama böyle bir şey sadece Hamas'ı değil tüm direniş gruplarını ilgilendirir.

Abbas'ın amacı takoz koymak

6 Ekim 2017 Cuma, Yeni Akit

Ramallah'taki hükümetin Gazze'de görevi devralması için Hamas bütün şartları oluşturdu. Fakat Abbas yönetimi bu bölgeye uyguladığı yaptırımları devam ettirmeye ve kaldırma işini Kahire görüşmelerinden sonraya ertelemeye karar verdi. Kahire görüşmelerinden sonra kaldırılacağının da bir güvencesi yok. Bunun en önemli amacı Abbas'ın Gazze'deki tüm direniş gruplarının askeri kanatlarını tasfiye etmek ve böylece siyonist işgal rejiminin istediği şartların oluşmasını sağlamak için dayatma yapmaktır.

Mahmud Abbas, resmi organların dışında kimsenin elinde silah bulunmaması gerektiğini söylüyor. Peki, resmî organlar siyonist işgal rejiminden kaynaklanan tehdit karşısında Filistin halkını savunabilecek güce sahip olabilecek mi? Bu mümkün değil. Çünkü her şeyden önce Abbas yönetiminin siyonist işgal rejimiyle güvenlik işbirliği anlaşması var ve bu anlaşma gereği silahlarını siyonist işgal rejiminin saldırıları karşısında kullanma imkânı yok. Tam aksine resmi organların gücünü ve silahını Filistinlilere baskı yapmak için kullanması gerekiyor.

Ortada Filistin halkı adına bir savunma gücü oluşturabilecek, ordu kurabilecek bir Filistin devleti var mı? O da yok. Bu durum karşısında işgalden kaynaklanan tehlike ve tehdit devam ettiği sürece Filistinli direnişçilerden silahlarını teslim etmeleri ve tamamen siyonist işgal rejiminin insafına sığınmaları beklenemez. Böyle bir şeyin gerçekleşebilmesi için öncelikle Filistin halkını savunacak bir ordu oluşturma imkânına sahip devletin kurulmuş olması gerekir.

Ayrıca bu konu sadece Hamas'la ilgili bir konu değildir. Filistin'deki bütün direniş gruplarının askeri kanatları var ve bunların tamamının amacı siyonist işgalden kaynaklanan tehdide karşı bir savunma gücü oluşturmaktır. Direniş gruplarının askeri kanatlarını dağıtmama konusunda ısrarlı olacakları ve yaptırımları bu konuda baskı uygulamak amacıyla değerlendirmenin siyonist işgal rejiminin hesabına Filistin halkını cezalandırma anlamına geleceği ortadadır.

Hamas'ın Siyasi Birim başkanı İsmail Heniyye, yaptığı açıklamada işgal devam ettiği sürece direnmenin de Filistin halkının hakkı olduğunu, silahların kontrol edilmesi için Fetih örgütüyle bir koordinasyon oluşturmaya ve strateji belirlemeye hazır olduklarını ancak işgalden kaynaklanan tehdit devam ettiği sürece Filistin direnişinin de savunma gücünü muhafaza etmek zorunda olduğunu dile getirdi. Abbas'ın istediği ise silahların kontrolü için ortak strateji belirlenmesi değil askerî kanatların tamamen feshedilmesi ve Filistin halkının işgal tehdidi karşısında tamamen savunmasız bir şekilde ortada bırakılmasıdır.

Abbas'ın bu konuda ısrar etmesinin amacı Filistin uzlaşmasının önüne yeni bir takoz konulması ve gerçekte bir uzlaşmanın değil dayatmanın gerçekleşmesidir. Çünkü Abbas, Hamas'ı uzlaşı konusunda adım atmaya zorlayan sebeplerin Ramallah'taki hükümetin baskıları ve yaptırımları olduğuna, bu yaptırım ve baskılar karşısında gücü kalmadığı için buna mecbur edildiğine inanıyor. İsmail Heniyye yaptığı açıklamasında kendilerinin acziyetten dolayı değil böyle bir anlaşmanın gerekliliğine inanmaları sebebiyle uzlaşının gerçekleşmesi yönünde adım attıklarını söyledi. Heniyye, Hamas'ın baskılara boyun eğerek veya güçsüz olduğu için uzlaşıyı kabul ettiğini zannedenin yanılgı içinde olduğuna dikkat çekerek, Filistin davasına kurulan büyük komploya karşı böyle bir yola başvurduklarını ifade etti.

Abbas'ın dediği doğru olsa bile bu kendi ayıbıdır. Ancak ona göre önemli olan ayıbın kime ait olduğu değil uyguladığı yöntemin sonuç vereceğine ve şimdi de işgal rejimi hesabına Filistinlileri tamamen savunma gücünden mahrum bırakma planında başarılı olabileceğine inanmasıdır. O yüzden her ne kadar Hamas uzlaşı konusunda ciddi ve cesaretli adımlar atsa da Abbas'ın yokuşa sürme konusundaki tutumunu değiştirmeye niyetinin olmadığı anlaşılıyor.

Hamas - Fetih Anlaşması

13 Ekim 2017 Cuma, Yeni Akit

Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Birim Başkanı İsmail Heniyye, Hamas ve Fetih arasında Mısır'ın gözetiminde yürütülen uzlaşma görüşmelerinde 12 Ekim Perşembe sabahı yani dün anlaşmaya varıldığını duyurdu. Dün öğle saatlerinde de anlaşma Kahire'de taraflarca imzalandı ve bazı ayrıntıları hakkında bilgi verildi.

Kahire'deki görüşmeler 10 Ekim Salı günü başladı ve iki tur şeklinde toplamda 14 saat süren görüşmeler yapıldı.

Anlaşma öncelikli olarak Ramallah'ta görev yapan Rami El-Hamdallah başkanlığındaki uzlaşma hükümetinin Gazze'de en geç 1 Aralık 2017 tarihine kadar bütün resmi kurumlarda sorumluluk ve yetkileri devralmasını istiyor.

Güvenlik konusunda Filistin Yönetimi'ndeki güvenlik organlarının yöneticilerinin Gazze'ye gelmesi ve buradaki güvenlik organlarının yetkilileriyle bir araya gelerek yetkileri devralmak için görüşmeler yapmaları isteniyor. Bu konudaki görüşmelerin ve yetki devralması işleminin 1 Aralık'a kadar tamamlanması isteniyor.

Hamas tarafından tayin edilen memurlar konusunda Filistin hükümetinin son dönemde oluşturduğu Hukuki ve İdarî Komite'ye yetki verilmesi kararlaştırıldı. Bu komite bölünme döneminde, hükümet kurumlarına atanan memurlarla ilgili meseleyi değerlendirerek çözümler üretecek. Anlaşmaya göre Hukuki ve İdari Komite 1 Şubat 2018'de bu konudaki işlerini tamamlayacak. Komite Gazze bölgesinden de bazı uzmanları üyeliğe kabul edecek. Kararlar üyelerin onayıyla alınacak. Yapılan faaliyetlerin sonuçları ve alınan kararlar onayı ve uygulamaya geçirilmesi için hükümete sunulacak.

Komitenin çalışmalarını sürdürdüğü sürece hükümet çalışan memurların maaşlarını da şu an kendilerine tahsis edilen miktardan az olmayacak şekilde ödeyecek.

Yapılan anlaşmanın uygulamaya geçirilmesi işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla 1 Aralık 2017 tarihinde Kahire'de yeniden bir görüşme ve değerlendirme toplantısı yapılacak.

Ayrıca 2011 Kahire Anlaşması'nda üzerinde ittifak sağlanan hususların geçerli sayılacağı daha önceki açıklamalarda dile getirilmişti.

Bu bilgileri anlaşmanın içeriğine dair basın toplantısının düzenlenmesinden önce yazmak zorunda kaldığımızdan burada verdiğimiz bilgiler bütün ayrıntıları içermiyor. İnşallah diğer ayrıntılarla ilgili bilgilendirme ve değerlendirmeyi müteakip yazımızda yapmaya çalışacağız.

Burada özellikle vurgulamamız gereken husus böyle bir anlaşmanın uygulamaya geçirilmesi aşamasında ortaya çıkacak zorlukların ve engellerin aşılmasıdır. Çünkü 2006'da meydana gelen ayrılıktan sonra Hamas ile Fetih arasında bundan önce de birçok anlaşma imzalandı. Fakat bütün bu anlaşmalar uygulama aşamasında karşılaşılan sıkıntılardan dolayı devreden çıkarıldı.

Kahire'de imzalanan son anlaşmanın uygulaması aşamasında da görüldüğü kadarıyla karşılaşılacak en büyük sıkıntı güvenlikle ilgili uygulamalar ve direniş gruplarının silahları meselesi ile ilgili olacaktır. Memurların maaşlarının ödenmesi ve Hamas döneminde göreve alınan memurların istihdamı konusunda sorunlar çözülebilir. Ama Abbas yönetiminin direniş gruplarını siyonist işgal tehdidi karşısında tamamen savunmasız bırakmaya zorlaması durumunda herhangi bir ittifak sağlanması mümkün olamaz. Ayrıca bu husus sadece Hamas'ı değil bütün direniş gruplarını ilgilendiren bir konudur.

Bunun yanı sıra Mahmud Abbas yönetimi Gazze'ye uygulanan yaptırımların kaldırılması işlemini Kahire görüşmelerinden sonraya bırakmıştı. Kahire'deki görüşmelerde şimdi bir anlaşma sağlandı. Artık Abbas'ın sözünde durması ve yaptırımların kaldırılması işlemini ertelememesi gerekiyor.

Kahire Anlaşması'nın Bazı Ayrıntıları

14 Ekim 2017 Cumartesi, Yeni Akit

Dünkü yazımızda Kahire'de imzalanan anlaşmanın içeriği hakkında genel bilgiler vermiştik. Bugün de Hamas'ın Siyasi Birim üyesi ve Kahire'deki görüşmeleri sürdüren heyetinin de bir üyesi olan Ruhi Müştehi'nin Filistin Enformasyon Merkezi'ne yaptığı açıklamalardan yararlanarak bazı ayrıntılara dair bilgiler vermek istiyorum.

Müştehi, anlaşmayla ilgili yorumunda Kahire'de yürütülen görüşmelerin uzlaşma hükümetinin Gazze'deki işleri de üstlenmesinin ve burada temel sorumlulukları yüklenmesinin zorunlu hale geldiğini ortaya çıkardığını, Hamas'ın ve Gazze'de mevcut olan yönetimin, sorumlulukları yerine getirmesi için bütün yetkileri uzlaşı hükümetine teslim edeceğini söylüyor. Önümüzdeki dönemde tüm dosyaların açılacağını ve her bir dosyanın uzmanlık dairesi içinde ele alınacağını belirtiyor.

Müştehi Filistin hükümetinin Gazze halkına uyguladığı yaptırımları kaldırması gerekeceğini ve bu doğrultuda Gazzelilere tedavi ve eğitim imkânları, elektrik ve temel ihtiyaç maddeleri temin etmek zorunda olduğunu, bunların artık bir tartışma ve soruşturma gündemi olmadığını, anlaşmanın sağladığı kesin hak olduğunu, hükümetin Gazze'deki insanların çıkarlarını gözetmek zorunda olduğunu ifade ediyor.

Müştehi memurlar dosyasıyla ilgili olarak bütün memurların görevlerinin başında olduğunu ve bunların yönetimin memurları olduklarını, dolayısıyla Gazze'de üzerinde ittifak sağlanan alt limitten az olmayacak şekilde maaşlarını alacaklarını hatırlatarak memurlar konusunun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu vurguluyor. Sigorta ve iş güvenliğinin de tüm memurların hakkı olduğunu belirterek bunun da temin edileceğini, en geç dört ay içinde de memurların görevlendirme tablosunun ortaya çıkması gerektiğini söylüyor. Görevlendirme konusundaki gerekli düzenlemelerin Hamas ve Fetih mensubu üyelerin yer alacağı ortak Hukuki ve İdari Komite tarafından yapılacağı üç dört aylık süre içinde de memurların görevlerinin başında olacaklarını ve hareketlerinin hiçbir memurun işinden kovulmasına, şantaja maruz kalmasına veya çocuklarının ekmeğiyle oynanmasına razı olmayacağını belirtiyor.

Müştehi, güvenlik konusunda 2011 Kahire Anlaşması'nda üzerinde ittifak sağlanan hususlarda söze gelir bir değişiklik olmadığını buna göre bölgeye üç bin güvenlik görevlisinin yerleştirilmesinin söz konusu olacağını ifade ediyor. Bu konuların ayrıntılarının da iki tarafça oluşturulacak güvenlik komitelerinin yetkisi dahilinde olacağını, üzerinde ittifak sağlanan şeylerin uygulanacağını üzerinde tartışma olan hususların ise erteleneceğini herhangi bir ittifak sağlanmasından sonra uygulamaya geçirileceğini belirtiyor.

Mahmud Abbas'ın açıklamalarından dolayı en çok zihinleri meşgul eden direnişin silahı konusu hakkında ise Ruhi Müştehi şu bilgileri veriyor: Geçmiş anlaşmalarda ve bu arada 2011'deki Kahire Anlaşması'nda direnişin silahı konusu hiçbir zaman masada tartışma konusu olmamıştır. İşgal devam ettiği sürece de direniş Filistin halkının meşru bir hakkıdır. Kendi şahsına saygı duyan hiçbir Filistinlinin direnişin silahını tartışma konusu yapacağını düşünmüyorum. Halkımızın çıkarlarının temin edilmesinin ve işgalden özgürlüğüne kavuşturulmasının tek güvencesi de budur.

Anlaşmaya Hamas adına imza atan ve aynı zamanda hareketin Siyasi Birim başkan yardımcılığına yeni seçilmiş olan Salih El-Aruri de yaptığı açıklamada Hamas'ın bölünmüşlüğü sonlandırma konusunda ciddi ve samimi olduğunu dile getirerek Filistin halkına da gösterdiği sabırdan dolayı teşekkür etti. El-Aruri bu ittifakın siyonist planın karşısına çıkması ve tam bağımsız Filistin devletinin yolunu açması için hareketinin elinden geleni yapacağını belirtti.