Direnişin 1948 Topraklarına Kayması

Eylül 2017, Vuslat

1948 Toprakları Neresidir?

1948 Toprakları isimlendirmesi biraz siyonist işgali meşru kabul etmemekle ilgilidir. Çünkü BM kararlarına göre bu bölge "İsrail" olarak tanımlanır. Dolayısıyla Filistin konusunda BM kararlarını esas alan diplomasi ve medya bu toprakları "İsrail" olarak isimlendirir. Ama biz Filistin topraklarının bir bütün olduğu ilkesini esas alırız. Dolayısıyla bizim bu ilkemize göre "İsrail" belli bir toprak parçası değil Filistin toprakları üzerinde devam etmekte olan gayri meşru bir işgaldir. Ancak işgal altındaki toprakların statüsü işgal tarihlerine ve siyonist işgal rejiminin muamelelerine göre değişmektedir. Bunların ayrıntısına çok fazla girmeden sadece Filistinlilerin "1948 Toprakları" olarak isimlendirdiği bölgenin statüsü hakkında özet bilgiler vermek istiyoruz. Bu topraklar, siyonist işgal rejiminin fiili olarak kuruluşunu ilan ettiği 1948 tarihinde 181 sayılı BM Genel Kurulu kararıyla siyonist işgal devletine verilen ve işgal devletinin kuruluşunun hemen ardından çıkarılan savaşta işgal edilen bölgeden oluşmaktadır. Siyonist işgalciler bu bölgedeki Filistinlileri tehcir yani göçe zorlamak için çeşitli baskı uygulamalarına başvurdular. Ancak tüm baskılara rağmen bazıları evlerini terk etmedi. Onlara daha sonra "İsrail vatandaşlığı" kimliği verildi. Kendilerine de siyonist işgal rejimi tarafından "Arap azınlık" denildi. Bunların az bir kısmı hıristiyan, çoğunluğu ise Müslümandır.

Bu bölge "İsrail"i resmen tanımayan ve gayri meşru işgal olarak tanımlayan ülkeler ve Filistin halkının geneli tarafından 1948 Toprakları olarak isimlendirilmektedir.

İşgalci Direnişi Uzaklaştırdıkça Direniş Ona Yaklaştı

1948'de siyonist işgal rejiminin kurulmasından sonra o zaman henüz Ürdün'ün vesayetinde olan Batı Yaka ve Doğu Kudüs bölgelerinde işgal rejimine karşı savaşmak amacıyla direniş grupları oluşturuldu. Bu gruplar işgal rejimini hedef alan eylemler düzenliyorlardı. Filistin Kuruluş Örgütü (FKÖ) de bu direniş gruplarını bir araya getirmek ve bir çatı örgüt görevi görmek amacıyla oluşturulmuştur. 1967 Haziran Savaşı'nda Ürdün'ün herhangi bir karşı direniş göstermemesi ve Batı Yaka ile Doğu Kudüs'ü savaşsız bir şekilde siyonist işgalcilere teslim etmesi sebebiyle bu bölgeler siyonist işgal rejiminin kontrolüne geçti. Aynı savaşta işgal güçleri Mısır'ın vesayetindeki Gazze'yi, Mısır'ın kendi toprakları olan Sina'yı ve Suriye toprakları olan Golan Tepeleri'ni de ele geçirdi.

İşgal rejimi Batı Yaka ve Doğu Kudüs'ü işgal etmesinden sonra bu bölgedeki direniş gruplarını çıkardı. Onlar da Ürdün'e taşındılar. Bu kez Ürdün'den işgal rejimini hedef alan eylemler gerçekleştirdiler. Bunun üzerine işgal rejimi Ürdün Krallığı'yla anlaşarak Filistinli direnişçileri çıkarmasını istedi. Ürdün Kralı Hüseyin de bu talimat gereği Filistinli direnişçilere karşı savaş açtı ve meşhur Kara Eylül hareketiyle onların önemli bir kısmını öldürdü, sağ kalanları da Lübnan'a taşınmaya zorladı. Böylece siyonist işgal rejimi Ürdün yönünden rahatladı. Fakat Lübnan'a taşınan direnişçiler bu kez oradan siyonist işgal rejimini hedef alan eylemler ve saldırılar düzenlemeye başladılar. Bu eylemler karşısında sıkışan işgal rejimi Lübnan'ı işgal etmek amacıyla 1982'de bir operasyon başlattı ve başkent Beyrut dâhil Lübnan'ın güney kısmının tamamını işgal etti. 1985'e kadar devam eden Beyrut işgali esnasında Filistinli direnişçileri Lübnan'ı terk ederek Cezayir ve Tunus'a taşınmaya zorladı. 1985'te başkent Beyrut'u terk ettiyse de Sayda'dan aşağıda kalan Güney Lübnan bölgesinde paralı hıristiyan milislerden oluşan Güney Lübnan Ordusu (SLA) adını verdiği bir tampon güç oluşturdu. Böylece Lübnan tarafını güvenceye aldığını düşündü.

Fakat Lübnan'daki fiili işgalin son bulmasının üzerinden sadece iki yıl geçtikten sonra, 1987'nin sonuna doğru Filistin'in içinde intifada adı verilen geniş çaplı halk hareketi başlatıldı. Bu halk hareketinin alanı 1967'de işgal edilmiş Filistin toprakları olan Batı Yaka (Batı Şeria), Gazze ve Doğu Kudüs'tü. Yani işgalci Filistin direnişini kendinden uzaklaştırdığını düşünürken direniş onun kontrol altında tuttuğu Filistin topraklarında alevlenmişti ve ciddi şekilde zor durumda kalmasına neden olmuştu.

Batı Yaka'ya Duvar İnşasının Amacı

İşgal rejimi intifadayı bastırmak için her yola başvurdu. Fakat başarılı olamadı. Bu kez FKÖ'yü devreye sokarak onunla "özerk yönetim" oyunu oynayarak intifadayı sonlandırmaya çalıştı. Ne yazık ki FKÖ kendi ilkelerini çiğneyerek, İsrail'i resmen tanımak suretiyle işgal rejimiyle anlaşmalar imzaladı. Bu anlaşmalar intifadanın nispeten zayıflamasına neden oldu. Bunda tabii sadece anlaşmaların değil olayların uzamasından kaynaklanan yıpranma ve yorulmanın da rolü vardı. Ama eylemler tamamen durmadı. Özellikle İslâmî hareket işgal rejimini hedef alan önemli eylemler gerçekleştirdi. İşgal rejimi bu eylemleri Batı Yaka bölgesinden ve Kudüs'ün banliyösünden gelen Filistinlilerin gerçekleştirdiğini düşünüyordu. Bundan dolayı Ariel Şaron'un da fikriyle Batı Yaka'nın özellikle eylemci gençlerin oturduğu tahmin edilen bölgelerini ve Kudüs'ün Filistinlilerin ikamet ettiği banliyösünü dışarıda bırakan bir duvar inşa edildi. Bu duvarın 1948'de işgal edilmiş bölgeyi güvenceye alacağı düşünülüyordu.

Kudüs İntifadası ve Duvarın Fonksiyonunu Yitirmesi

İşgal rejiminin Eylül 2015'te, Mescidi Aksa'yı Filistinlilerle yahudiler arasında paylaştırmayı amaçlayan bir yasa tasarısını İsrail parlamentosunun yani Knesset'in gündemine alması 1 Ekim 2015 tarihinde Kudüs intifadası adı verilen yeni bir hareketin patlak vermesine neden oldu. Bu hareket başlangıçta bazı toplu eylemlerle ve gösterilerle yürütüldü. Sonra işgalcilerin askerlerini ve polislerini hedef alan münferit eylemlerle sürdürüldü.

Kudüs intifadasının münferit eylemlerini başlangıçta Batı Yaka ve Doğu Kudüs bölgesindeki gençler gerçekleştirdiler. Ancak daha sonra 1948'de işgal edilmiş bölgede yaşayan Filistinli gençler tarafından da işgal rejimine ağır darbeler indiren eylemler gerçekleştirildi. 1948 bölgesindeki eylemler zamanla yayıldı ve işgal güçlerinin kontrol etmesinin zor olacağı düzeye ulaştı. Bu eylemler Filistin direnişinin işgalcinin göğsüne kadar dayanması ve Batı Yaka bölgesine inşa edilen duvarın fonksiyonunu bir bakıma yitirmesi anlamına geliyordu. 14 Temmuz 2017 tarihinde işgalci polislere karşı Mescidi Aksa çevresinde eylem gerçekleştiren üç genç de 1948'de işgal edilmiş bölgede yer alan Ummu'l-Fahm şehrindendi. Bu eylemden sonra da 1948'de işgal edilmiş bölgede yine bu bölgenin ahalisinden olan Filistinli gençler tarafından gerçekleştirilen eylemler oldu.

Şimdi de Gazze Etrafına Duvar İnşası

Siyonist işgal rejimi şimdi de Gazze'nin etrafına bir duvar örme projesini hayata geçirmek için yoğun bir şekilde çalışıyor. Bu duvarı örmek istemesinin en önemli amaçlarından biri siyonist işgal rejiminin Gazze'ye yönelik operasyonlarını etkisiz hale getiren tünellerin ortadan kaldırılması veya önlerinin kesilmesidir. O yüzden bu bölgenin etrafını saracak duvar sadece yerin üstünde bir engel oluşturmak amacıyla değil yerin birkaç metre de altında engel oluşturması amacıyla inşa edilecek. Bu duvarla kapatılması istenen tünellerin Gazze'ye zorunlu ihtiyaç maddelerinin sokulması amacıyla Mısır sınırına kazılan tünellerden farklı olduğunu hatırlatalım. Bu tüneller Filistin'in 1948'de işgal edilmiş bölgesine doğru uzanıyor ve tamamen askerî amaçlı olarak açılmıştır. İşgal rejiminin Gazze'ye yönelik bir askerî operasyon düzenlemesi durumunda Gazze sınırından içeri giren veya sınıra yığılan askerleri kıskaca almayı amaçlıyor. İşgal rejimi Gazze sınırına duvar örmesi esnasında tespit edeceği tünellere de sıvı beton dökerek buraları kapatacağını söylüyor.

İşgal rejimi şimdilik Gazze sınırına örmeyi planladığı duvar konusunda halkını ümitlendiriyor ve bu duvarın Hamas milislerinin hareket alanının önünü tamamen keseceğini düşünüyor. Fakat biz inanıyoruz ki bu konuda yaptığı açıklamalar işgalci toplumu rahatlatma amacına yöneliktir ve zaman içinde bu duvar da fonksiyonunu tamamen yitirecektir. İşgal rejimi direnişin hiç beklemediği yerden karşısına çıktığını görecektir.

Duvarlar Aslında Göçmen Kitleyi Rahatlatma Araçlarıdır

Filistin toprakları üzerindeki yahudi nüfûs buranın yerlisi değil göçmen bir nüfustur. Siyonist işgal rejimi onlara gerekli güvenceyi sağlayamamanın sıkıntısını yaşıyor. Bu tür duvarlarla da onları rahatlatmaya, güvenceye kavuşturmaya çalışıyor. Ancak gelişmeler bu konuda başarılı olamayacağını, duvarların istenen güvenceyi sağlayamayacağını gösteriyor.

Problemin Kaynağı İşgaldir, İşgal Sürdükçe Direniş de Sürecektir

Bütün bu gelişmelerden de anlaşıldığı üzere siyonist işgal rejimi ne zaman Filistin direnişini kendinden uzaklaştırmak istediyse direniş ona daha çok yaklaştı. Şimdi de direnişin 1948'de işgal edilmiş bölgedeki Filistinliler arasında yayılması endişesini taşıyor. Özellikle Mescidi Aksa'yı hedef alan politikaların bu bölgedeki eylemlerin daha da yaygınlaşmasına neden olması mümkündür.

Böyle olmasının temel sebebi ise işgaldir. Filistin halkı gayri meşru işgale karşı ne pahasına olursa olsun direnmek ve işgale son vererek vatanını gerçek özgürlüğüne kavuşturmak istiyor. Dolayısıyla işgal devam ettiği sürece direniş de bir şekilde devam edecektir ve Filistin halkı hiçbir zaman işgali meşru tanımayacaktır.

İrtibatlı Yazılar:

  • Abbas - Netanyahu İşbirliği
  • Mescidi Aksa için öfke Cuması
  • Mescidi Aksa'ya sahip çıkmak
  • Mescidi Aksa'daki olaylar
  • Gazze'ye Abbas ablukası
  • Netanyahu ve Abbas'ın Katar fırsatçılığı
  • Hamas'ın Yeni Siyaset Belgesi
  • Nekbe'nin 69. yıl dönümü
  • Gazze ve Ramazan
  • Hamas 1967 sınırlarını tanıdı mı?
  • İşgal asla meşrulaştırılamaz
  • Mescidi Aksa'ya tuzak ve ezan yasağı