18 Şubat 2009 Çarşamba, Vakit gazetesi
Siyonist işgal devletinin Filistin topraklarında bu derece saldırgan ve cüretkâr davranabilmesi sadece onun vahşilikte sınır tanımamasıyla değil aynı zamanda dünyanın onun önünü oldum olasıya açmasıyla ilgilidir. Bunu başarabilmek için de kendini her cephede güçlü ve üzerine gidilemez olarak göstermeye çalışmıştır. Kendini balon gibi şişirerek her alanda ve cephede tahakküm sağlamak için muhtelif imkânlardan ve araçlardan yararlandı. Ama üzerine gidildiğinde ve saldırganlığına karşı göğüs gerildiğinde hiç de şişirildiği gibi olmadığı anlaşılıyor. Ne var ki bugün hâlâ birçokları onu yine olduğundan büyük göstermeye ve şişirmeye devam etmek için bütün imkânlardan yararlanıyorlar. Onların bu oyunlarını bozmak için çalışmaları ısrarla sürdürmek ve uluslararası Siyonizmin farklı alanlardaki tahakkümünü sarsmak için her cephede üzerine gitmek gerekir.
Dünyanın yenilmez ordusu olarak lanse edilen Siyonist işgal ordusu 2005'te Gazze'den çıkarılmasından sonra 2006'da Lübnan'da ağır yenilgi aldı. Gazze'ye yönelik son saldırısında askerî gücünün önemli bir kısmını devreye sokmasına, yedek askerlerini çağırmasına, hava gücünün yarıdan çoğunu aktif olarak kullanmasına rağmen Lübnan'dakinden çok daha zor şartlarda mücadele eden küçük çaplı bir direniş gücü karşısında yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı.
Siyonizmin hesabına çalışan tüm medya organlarının ve yazarların dünya kamuoyunu yanıltmak için yalan seferberliğine çıkmasına rağmen insanlık onların yalanlarına kanmayıp doğruları öğrenmeye çalıştı. Böylece uluslararası Siyonizmin medyaya yaptığı yatırım da çok yarar sağlamadı. İnsanlarımızın kararlı duruşları ve tepkileri de Filistin direnişini mahkûm etmeye kalkışan bazı medya mensuplarını geri adım atmaya zorladı. Bu da sadece medyada söz sahibi olmakla kalmayıp, aynı zamanda işgal devletinin değirmenine su taşıyan medya mensuplarına karşı tavır koymak, tepki göstermek suretiyle bu alanda etkili olmanın gerekliliğini gösteriyor.
Gittikçe etkisini artıran boykot Siyonist lobilerle işbirliği içindeki firmaların gözlerini korkutmaya başladı. Boykot listesine alınan bazı firmaların Siyonist işgal devletiyle herhangi bir bağlarının olmadığına dair ilanlar yayınlama ihtiyacı duymaları bazılarının iddia ettiği gibi boykotun öyle boş ve anlamsız olmadığını gösteriyor. Bu yolla kademeli bir şekilde, Siyonist işgalcilerin ekonomik alandaki saltanatlarını sallamak için adımlar atılmaya başlanmış olacaktır. Ama boykotu disiplinli ve uygulanabilirlik çerçevesi içinde yürütmek, çok fazla dağıtmamak, zihinleri bulandıracak şekilde uzun listeler çıkaranların çağrılarına itibar etmemek gerekir.
Siyonist vahşete karşı mücadele edilmesi gereken alanlardan biri de yargıdır. Yargının hem uluslararası boyutunu hem de yerel kanunların çizdiği çerçevenin içine giren tarafını değerlendirmek gerekir.
Bazıları belki uluslararası yargı organlarının taraflılığını, yerel yargının da elinin ulaşabileceği alanın sınırlılığını göz önünde bulundurarak bundan bir şey çıkmayacağını düşünebilir. Ama biz cezalandırma açısından bir sonuç elde edilemese bile mahkûm etme, suçluluğunu ispat ve kamuoyunu bilgilendirme açısından faydalı sonuçlar elde edileceğine ve ısrarla üzerinde durulması gerektiğine inanıyoruz.
İsrail işgal devletinin icra ettiği savaş suçlarıyla ilgili olarak Mazlum - Der önemli bir yargı mücadelesi başlattı.
Bir yandan toplumsal alandaki etkinliklerini de sürdüren Mazlum-Der'in yargı mücadelesi, işgal devletinin Gazze'ye yönelik saldırısının devam ettiği günlerde başladı. Derneğin İstanbul Şubesi Başkanı Ayhan Küçük IHH ekibiyle birlikte Gazze'ye gitti. Orada saldırıların sonuçlarını bizzat yerinde inceleyerek bilgi topladı. İşgal devletinin, beyaz fosfor başta olmak üzere muhtelif kimyasal silahlar kullandığını gösteren belgeleri Türkiye'ye getirerek kimya laboratuarlarında inceletti. Bu incelemelere binaen, Siyonist işgal devleti yetkililerinin savaş suçu işlemekten yargılanmaları için belgeleri ve dava dilekçelerini yetkili savcılığa iletti.
Şimdi savcılığın İsrailli yetkililer hakkında dava açabilmesi için Adalet Bakanlığı'nın talepte bulunması gerekiyor. Adalet Bakanlığı'nın, işgal devletinin Gazze'de gerçekleştirdiği onca yıkıma, katliama, yüzlerce çocuğu hunharca katletmesine vermesi gereken en uygun karşılık böyle bir dava fırsatını değerlendirmesi olacaktır. Eğer bunu yapmazsa sözler yine fiiliyata dökülmemiş, havada kalmış olacaktır.
Biz de inşallah bu konudaki gelişmelerin takipçisi olacağız.
19 Şubat 2009 Perşembe, Vakit gazetesi
Siyonist işgal ve onunla savaş bitmemiştir. İşgal yönetiminin saldırgan ve katliamcı tutumuna karşı eğer güçlü bir mücadele verilmezse ortamı müsait gördüğünde, çok daha şiddetli bir katliam gerçekleştirmekten çekinmeyecektir. O sebeple Gazze'de sergilenen vahşetin peşini bırakmamak, Siyonist saldırganlığın üzerine gitmek gerekiyor. Bunun için de işgal devletini özellikle Gazze'ye yönelik saldırısı esnasında icra ettiği savaş suçlarından dolayı dünya çapında yargılamak için bütün imkânları değerlendirmeli, bu alanda çalışma yapanlara destek vermeli, resmi organların onların önlerini açmaları için kapıları zorlamalıyız.
Eğer biz işgalci saldırganları iktisap ettikleri savaş suçlarından dolayı yargılamakta ısrarlı davranmazsak o, mağdurları mahkûm etmeye, kendini ise savunma konumunda göstermeye çalışacaktır. Nitekim birtakım medya organlarıyla bağlantılarını bu amaçla ustaca değerlendiriyor. Meşhur Yahudi fıkrasında vurgulanan, bir yandan dövme bir yandan da "İmdat! Bu adam beni dövüyor" diye bağırma numarası gibi. Çünkü onun bütün malzemesi, dayanağı yalandır. Savaşta herhangi bir ölçü ve kural tanımadığı, rasgele saldırı, yıkım ve katliam gerçekleştirdiği gibi kendini savunma amaçlı propaganda faaliyetlerinde de yalandan sınırsız bir şekilde yararlanmaktan çekinmeyecektir. Bu arada, antisemitizm sömürüsünü de kurnazca sürdürmeye ve Siyonist işgal devletinin saldırganlığını hedef alan tüm tenkit ve tepkileri "antisemitizm" dairesi içine sokmaya çalışacaktır. Siyonist işgalcinin hesabına çalışan medya mensupları da onun bu oyununu yürütmesine ellerinden geldiğince yardım ediyorlar. Ama gerek Siyonist saldırganların ve gerekse işbirlikçilerin bu tür numaralarına kanmayıp, Gazze'ye yönelik saldırıda icra edilen savaş suçlarının üzerine ısrarla gitmek gerekir.
İşgalci Siyonistlerin ayıplarının ve vahşi yüzlerinin açığa çıkarılmasından rahatsız olan işbirlikçiler sürekli "Türkiye - İsrail ilişkilerinin önemine" dikkat çekme ve bu ilişkilerin zarar görmemesi gerektiği iddialarını tekrarlama ihtiyacı duyuyorlar. Oysa Türkiye'nin bu ilişkiye ihtiyacı yoktur. Buna özellikle ihtiyaç duyan Siyonist işgal yönetimidir. Doğacak olumsuz sonuçlardan öncelikle ve ağırlıklı bir şekilde zarar görecek taraf da o olacaktır. Buna rağmen Türkiye hükümeti İsrail'le ilişkileri kesemiyorsa, onun tüm zulümlerine, işlediği savaş suçlarına, gerçekleştirdiği katliamlara ve cinayetlere sessiz kalması da gerekmez.
Mazlum - Der'e Siyonist yönetim yetkilileri hakkında açtığı savaş suçları davasından ve bu konuda yürüttüğü faaliyetlerden dolayı teşekkür ediyoruz. Fakat bu işin sadece Mazlum - Der'in omuzlarında kalmaması gerekir. Belki yargı takibinin Mazlum - Der tarafından yapılması ve tek elden yürütülmesi daha isabetli olur. Ama onun çalışmalarına destek verilmesi, resmi kanalların açılması için seslerin yükseltilmesi gerekir.
Kimyasal bombalar kullanılması işgal devletinin işlediği savaş suçlarının başında gelmekte ve ağırlıklı ciheti oluşturmaktadır. Bu konuyla ilgili belge ve bilgilerin değerlendirilmesi gerekir. Fakat işgal devletinin savaş suçlarının sadece yasak silahların ve bombaların kullanılmasından ibaret olmadığını göz önünde bulundurarak diğer suçların üzerine gidilmesi için de bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi işgalci Siyonist devleti uluslararası yargı alanında köşeye sıkıştırmada yarar sağlayacaktır.
İşgal devletinin işlediği diğer savaş suçlarının başında okulların ve sığınakların vurulması geliyor. Saldırının başlatıldığı gün okul çıkışları özellikle ve kasten hedef alınmış, bu yüzden birçok çocuk öldürülmüştü. Yine BM'nin sığınak olarak ilan ettiği bazı UNRWA okulları kasten hedef alındı. Bunlardan birinde 43 kişi hayatını kaybederken, bir o kadarı da yaralandı. Saldırganlar buralardan kendilerine ateş edildiği iddiasında bulundular. Oysa buralar UNRWA kontrolünde olduğundan hem böyle bir imkân yoktu, hem de Filistin direnişi sığınakların hedef alınmasına imkân verecek bir saldırı düzenleme yoluna hiçbir zaman başvurmamıştır.
Mabetlerin ve dinî mekânların vurulması savaş suçları kategorisine girse de işgal devletinin Gazze'ye yönelik 22 günlük saldırısı süresince camiler özellikle hedefteydi. Bu yüzden 152 cami vuruldu. 45 tanesi tamamen yerle bir edildi, 55 tanesi ağır, 52 tanesi de hafif hasar gördü.
20 Şubat 2009 Cuma, Vakit gazetesi
İşgalci Siyonist devlet şimdiye kadar sürekli işlediği suçların görmezden gelinmesinin rahatlığını yaşadı. Tabii bunda ABD'nin kendisine sahip çıkmasından, işlediği tüm savaş suçlarının üstünün onun tarafından örtülmesinden yararlandı. Nükleer silahlanma konusunda önü hep açık tutulduğu gibi savaş suçları konusunda da hiç üzerine gidilmedi. Bu derece saldırgan, sınır tanımaz, kural tanımaz olabilmesinin sebebi de budur. Ama onun bütün bu suçları görmezden gelinemez. Görmezden gelindiği sürece sınır tanımaz olmaya devam edecektir. En azından icra ettiği savaş suçları konuşulmalı, bu suçlarla ilgili bilgi ve belgeler kamuoyunun gündemine taşınmalı, gün yüzüne çıkarılması için çaba sarf edilmelidir.
Siyonist işgal devletinin savaş suçları arasında yer alan, ibadet mekânlarının, camilerin vurulmasına bir önceki yazımızda kısaca temas etmiş ve sadece sayıları vermekle yetinmiştik. Ancak bu konu üzerinde biraz daha durmak gerekiyor. Siyonist devletin Gazze'ye yönelik saldırılarında camiler özellikle hedefti. İşgal güçlerinin bilhassa camileri hedef alan saldırıları, iddia ettikleri gibi savaşlarının belli bir örgüte veya harekete karşı değil doğrudan İslâm'a, İslâmî değerlere ve mekânlara karşı olduğunu da gözler önüne sermektedir. Camileri hedef almalarının muhtelif sebepleri var ama burada ayrıntısına giremiyoruz.
Camilerden kendilerine saldırı düzenlendiğini iddia etmeleri ise saldırganlıklarına gerekçe oluşturmak için yalanın her türlüsüne başvurmakta herhangi bir sakınca görmemeleri, saldırıda sınır tanımadıkları gibi yalanda da sınır tanımamaları sebebiyledir. Farz edelim ki bir iki camiden saldırı oldu. Hareket ettiğini gördükleri bir şeyi ihmal etmedikleri gibi minaresinin göğe doğru yükseldiğini gördükleri hiçbir camiyi de ihmal etmemişler. Bazı camiler özellikle namaz esnasında vuruldu ve namaz kılanların üzerine yıkıldı.
İşgalci Siyonistlerin cami düşmanlıkları ve saldırılarında camileri özellikle hedef alma hastalıkları yeni değildir. 1968'de saldırı düzenledikleri, Kerame'yi ziyaret ettim. Dikkatimi çeken şey şehrin merkezindeki caminin minaresini hedef tahtası yapılmış olmalarıydı. Ben ziyaret ettiğimde saldırının üzerinden yirmi yıl geçmişti ama atılan mermilerle kalbura dönüştürülen minarede izler aynen korunuyordu.
Beş gün sonra el-Halil katliamının yıldönümünü anacağız. Müslümanların el-Halil'de Hz. İbrahim Camisi'nde sabah namazını kılarken secdeye vardıklarında arkadan üzerlerine otomatik silahlarla mermi yağdırılması suretiyle gerçekleştirilen bu katliam Siyonist vahşetin Müslümanların dinlerine, ibadetlerine ve mabetlerine olan kinlerini gözler önüne seriyor. Okuyucularımızdan medyayla ilgisi olanlara el-Halil katliamının yıldönümünde mutlaka onların bu kinlerini gündeme taşımalarını tavsiye ediyoruz. Katliamla ilgili bütün ayrıntılı bilgileri ve fotoğrafları Web sitemizde (www.vahdet.info.tr) bulabilirsiniz.
Siyonist işgal güçlerinin son Gazze katliamında gerçekleştirdikleri savaş suçlarından biri de Filistinli esirleri katletmeleridir. Uluslararası savaş hukukuna göre cephede savaşırken esir edilen askerlerin bile canlarının emniyette olması, öldürülmeyip esirlerin toplandığı mekânlarda canlı tutulmaları gerekir. Siyonist işgalciler ise cephede savaşan mücahitlere yaklaşamadıkları için onlardan kimseyi esir edemediler. Ama silahsız, savunmasız sivilleri esir ederek vahşice katlettiler. Bazılarını topluca evlere doldurdu, o evlerin koordinatlarını bildirip havadan bombalatmak suretiyle toplu katliam gerçekleştirdiler. Bu tür vahşi katliamlara dair birçok belge ve olaylara şahit olanların verdiği bilgiler var.
Siyonistlerin gerçekleştirdiği savaş suçları arasında özellikle zikredilmesi gereken bir suç da hayvanların, ağaçların ve bitkilerin topluca imha edilmesidir. Savaş sonrasında Gazze'ye ziyarette bulunan birçok gözlemci işgal güçleri tarafından basılmış yerlerde hayvanların ve zirai mahsulâtın imha edilmiş şekline gözleriyle şahit oldu ve görüntüler aldı. Hayvanlardan bazılarının kimyasal silahlarla imha edildiği tespit edildi.
İşgal devletinin öcü yapılması ve onunla uğraşılmasının ağıra mal olacağı uyarıları kimsenin gözünü korkutmamalı. Aslında Siyonist işgalcinin zaafları daha fazladır ve şişirildiği gibi de değildir.
BM'nin ve uluslararası yargı organlarının ikiyüzlülüğü sebebiyle "nasıl olsa bir şey çıkmayacak" yaklaşımı da ihmale sevk etmemeli. En azından Siyonist saldırganın suçluluğu tescil edilir ve insanlık nezdinde mahkûm edilir. Suçlarının üstü kapatılmamış, kayıtlara geçirilmiş olur. Bugünün ikiyüzlü kurumlarının cezalandırmadığı Siyonist vahşeti bir gün insanlık mutlaka cezalandırır. Allah katında ise hiçbir suçları ihmal edilmemektedir, herkes işlediği zulmün cezasını mutlaka çekecektir.