Diyalogda Mısır Arabuluculuğu

31 Ekim 2008 Cuma, Vakit gazetesi

Fetih örgütü kadrosunun Filistin'de yönetimi elinde bulundurduğu dönemde İslâmî hareket bazı eleştirilerde bulunsa da fiili olarak herhangi bir engellemeye, ortalığı karıştırma, yönetimin çalışmalarını zorlaştırma uygulamalarına başvurmuyordu. İslâmî hareket seçimlere iştirak edince ve halkın teveccühünü kazanınca muhalifleri zikrettiklerimizin hepsini ve çok daha fazlasını yaptılar. Fakat ne kadar ilginçtir ki olayları dışarıya yansıtanlar, İslâmî hareketin muhaliflerine tahammül edememesi şeklinde lanse etmeye çalıştılar.

Muhaliflerin bütün engelleyici tutumlarına rağmen yine sürekli diyaloğa, ittifaka, uzlaşmaya, ulusal birlik hükümeti oluşturma çabalarına en yakın duran İslâmî hareket oldu. Ama medya yine hadisenin bu yönünü vermeyip İslâmî hareketin iktidarda olmasını diyaloğun önündeki engel gibi göstermeye çalıştı.

Bu şekilde çifte haksızlığa uğratılmasına rağmen Filistin halkının birliğinin bozulmaması, gücünün birleştirilmesi için çalışmayı prensip edinen İslâmî hareket diyalog konusunda atılan her adıma olumlu yaklaştı. Bu sıralarda da Kahire'de yeni diyalog görüşmelerinin başlatılması için çalışmalar sürüyor. Gerçi Mısır'ın arabuluculuğu birtakım soru işaretlerini içinde barındırıyor. Çünkü aynı Mısır'ın Rafah sınır kapısını açmamaktaki ısrarı, bu kapıda ABD ve İsrail hesabına gardiyanlığı devam ediyor. Oysa Gazze'ye uygulanan ambargonun etkisiz hale getirilmesi Rafah sınır kapısının açılmasına bağlıdır. Biz Siyonist işgal devletine ve onun arkasında duran ABD'ye kızıyoruz ama sorun Mısır'ın kararıyla ilgili. Onun vereceği basit bir karar bütün problemi sona erdirecektir.

Görünüşte Mısır, ABD ve İsrail'in baskılarına itiraz edemediğinden bu gardiyanlığı sürdürüyor. Ama Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebu'l-Gayt geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada baklayı ağzından çıkardı ve Gazze'de HAMAS iktidarını istemediklerinden Rafah kapısını açmamakta ısrarlı davrandıklarını söyledi. Ebu'l-Gayt'ın itirafına göre Mısır'ın korkusu Filistin'deki İslâmî hareketin iktidarının ve başarılarının Mısır'daki İslâmî hareketi olumlu yönde etkileyeceği ve bu harekete yönelişin artabileceği. Gerçi Mısır'da özgür ve dürüst bir seçim yapılsa Filistin'deki İslâmî hareketin veya bir başkasının etkilemesine gerek olmadan, kendisine karşı "Artık Yeter" sloganıyla büyük gösterilerin yapıldığı çağdaş Firavun'un tahtı kayacaktır. Tahminimize göre Çağdaş Firavun'un korkusu İslâmî harekete yönelişin artacağı değil Filistin'deki İslâmî hareketin kararlılığının elde edeceği başarının "Artık Yeter" hareketinin kendini daha güçlü hissetmesine vesile olacağıdır.

Endişenin kaynağı ne olursa olsun, Mısır Dışişleri Bakanının itiraflarının ortaya koyduğu bir gerçek var: Gazze'de bir buçuk milyon insanın açık hava hapishanesine kapatılmasının, açlığa mahkûm edilmesinin ve tedavilerinin engellenmesi suretiyle ölüme itilmelerinin sebebi sadece İsrail ve ABD'nin baskılarından kaynaklanmıyor. Mısır'ın kendi kararı da birinci derecede etkili ve Hüsni Mübarek yönetimi üçgeni tamamlıyor.

Mısır sadece sınır kapısında gardiyanlık yapmakla da yetinmiyor. Gazzelilerin en azından ilaç ve gıda maddesi tedarik etmek için açtığı tünelleri de başlarına yıkıyor. İnsanlık dışı ambargo uygulanmasaydı Gazze ahalisi bu tünellerden yararlanmaya neden ihtiyaç duyacaktı? Ne var ki Mısır, ABD ve İsrail'le anlaşarak Gazzelilerin böylesine zor yollarla ilaç ve gıda maddesi tedarik etmelerini bile engelliyor.

Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus da Mısır istihbaratının ABD istihbaratıyla yakın ilişki ve işbirliği içinde olduğudur.

Bütün bunlardan Filistin'deki İslâmî direniş habersiz değil elbette ve bunları bilmesine rağmen yine de Mısır'ın arabuluculuğuyla diyalog görüşmelerine girmeyi kabul etmesi Filistin halkının bütünlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için bütün fırsatları değerlendirmeye çalışması sebebiyledir.

Bir ara arabuluculuk konusunda Katar ve Ürdün devreye girmek istedi. Filistin'deki İslâmî hareket onların girişimlerine de hayır demedi. Ama değişen fazla bir şey olmayacaktı. Bu konuda samimiyetine en çok güvenilecek ülke diyebileceğimiz Yemen'in girişimi ise Abbas yönetiminin karşıt tutumu sebebiyle tamamen güdük kaldı. Abbas'ın Yemen'in girişimiyle gerçekleştirilen görüşmelere o derece sert bir şekilde muhalif tavır takınmasında belki İsrail ve ABD'nin baskılarının rolü vardı. Çünkü başlangıçta itiraz etmemişti.

Kahire görüşmeleri öncesi havayla ve başarısının önünde duran engellerle ilgili tespitlerimizi inşallah müteakip yazımızda dile getireceğiz.

Kahire Diyaloğu

1 Kasım 2008 Cumartesi, Vakit gazetesi

Katar'daki Altıncı Kudüs Konferansı'nda Allame Yusuf el-Karadavi açılış programında yaptığı konuşmada, önünde oturan HAMAS Siyasi Birim Başkanı Halid Meşal'e yönelerek: "Sizin hiçbir mazeretiniz yok. Mutlaka aranızdaki ihtilafları giderip safları birleştirmeniz gerekir" demişti. Ondan önce konuşma yapan Halid Meşal de zaten diyalog konusuna temas etmiş ve şöyle konuşmuştu: "Muhtelif Arap ülkelerinin başkentlerinden sonra Kahire'ye gittik… Biz ciddiyiz ve Allah şahidimizdir. Fetih'teki bazı kardeşler de ciddiler. Ama bazıları yan çiziyor."

Diyaloğun başarılı olması için ciddiyet ve samimiyetin sadece bir taraftan beklenmemesi gerekir. Bir taraf samimi olurken diğer taraf diyalog görüşmelerini kendi dayatmalarını karşı tarafa zorla kabul ettirmek için bir araç olarak değerlendirmeye çalışırsa sonuca ulaşılması ve başarılı olunması beklenemez. Şimdiye kadar ki görüşmelerin tümünün başarısız kalmasının en önemli sebeplerinden biri de zaten budur. Aşağıda vereceğimiz bilgiler de bu gerçeğe ışık tutacaktır.

Şu an hazırlık çalışmaları devam eden Kahire diyalog görüşmeleri 9 Kasım'da başlayacak. Verilen haberlere göre Özerk Yönetim Başkanı Mahmud Abbas da bu görüşmelerin başlangıç kısmına katılacak. Abbas'ın özellikle yeni dönemde başkan adayı olmayacağını bildirmesinin ardından ve başkan sıfatıyla bu görüşmelere katılması olumlu etki yapabilir. Daha önce onun yasal başkanlık süresinin bitmesinden sonra konumunun ne olacağı hakkında tartışmalar vardı. Bu mesele henüz tam olarak çözüme kavuşturulmuş değil. Belki diyalog görüşmelerinde bu meseleye de kesin bir çözüm getirilmesi için çaba sarf edilir.

Diyalog görüşmeleri öncesinde Mısır bir uzlaşma formülü teklif etti. HAMAS bu teklifle ilgili görüşlerini rapor şeklinde Mısır yönetimine sundu. Formülün en önemli yönünü ulusal ittifak hükümeti önerisi oluşturuyordu. HAMAS böyle bir hükümete razı olduğunu ve kendi açısından herhangi bir engel olmadığını sunduğu raporda da, konuyla ilgili açıklamalarında da dile getirdi. Direniş gruplarının Mısır'ın uzlaşma planıyla ilgili görüşleri ve itirazları 9 Kasım'da başlayacak görüşmelerde masaya yatırılacak.

Kahire görüşmelerinin ne derece başarılı olabileceği konusunda zihinlerde birtakım soru işaretleri ve tereddütler var. Çünkü bundan önceki görüşmelerin başarıya ulaşmasını engelleyen unsurlar bu görüşmeler öncesindeki siyasi ortamda da mevcut. Biz bunlardan bazılarını kısa notlarla ele almak istiyoruz:

Birinci ve en önemli engel Ramallah'taki yönetimin ABD ve İsrail'e göbekten bağlı olmasıdır. Gerçi bu yönetimin Kahire'ye gitmesine yeşil ışık yakılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Ama bunun sebebi diyalogda arabuluculuğun Mısır'da kalmasının, bir başka yöne doğru kaymamasının istenmesi olabilir. Bununla birlikte ABD ve İsrail'in, HAMAS'ın kitlesel gücünü itiraf eden ve Fetih'in yetkileri onunla eşit düzeyde paylaşmasına imkân verecek bir diyaloğa razı olmama konusundaki ısrarı sürüyor. ABD'nin Kahire görüşmelerinin kesinlik kazanmasından hemen sonra Ramallah yönetimine yeni bir yardım paketi göstermesinin amacı da diyalog konusunda kontrolün elinden çıkmasına fırsat vermemek için havuç göstermek olabilir.

Halid Meşal'in Katar'daki konuşmasında diyalog konusunda dile getirdiği önemli hususlar vardı. Bu konuda samimiyetin ortaya konması için siyasi tutukluların serbest bırakılması ve bu türden tutuklamalara son verilmesi gerektiğini dile getirmişti. Gazze'deki yönetim bunu göstermek amacıyla fitne amaçlı şiddet olaylarıyla doğrudan irtibatı kesinlik kazanmayan tüm siyasi tutukluları serbest bıraktı. Ama Abbas yönetimi siyasi tutuklulara her gün onlarcasını ekliyor. Son olarak da Siyonist işgal devletiyle anlaşarak el-Halil'e güvenlik elemanlarını yerleştirdi. Abbas'ın elemanları el-Halil'e yerleştikleri akşamın sabahında HAMAS mensuplarının evlerine baskınlar düzenleyerek tutuklamalar yaptılar. Çünkü İsrail onların el-Halil'e yerleştirilmelerine sırf bu amaç için izin vermişti. Tutuklananlardan biri de HAMAS milletvekillerinden Muhammed Mutlak Ebu Cuheyşe'nin oğlu Muaz'dı. Baba işgal devletinin, oğul Abbas'ın zindanlarında ve ikisi de siyasi tutuklu.

Halid Meşal'in diyalogda samimiyetin ortaya konması için istediği bir şey de karşılıklı yıpratma propagandalarının sona erdirilmesiydi, Meşal, karşı tarafın bunu kabul etmesi durumunda kendilerinin hemen kabul etmeye hazır olduklarını söyledi. Ama ne yazık ki Fetih örgütüne hizmet eden medya organları eleştirilerle değil, asılsız haberler yayarak karalama faaliyetini sürdürüyor.

Önemli bir engel de bir taraf diyaloğu yetki paylaşımı ve işbirliği aracı olarak kullanmaya çalışırken diğer tarafın meydanın tümüyle kendine bırakılması için dayatma ve baskı aracı olarak kullanmak istemesidir. Gazze'de oluşturulan güvenlik mekanizmasının dağıtılması ve güvenlik alanında tüm yetkilerin yeniden Fetih'e verilmesi için dayatma yapılması bunun göstergesi. Oysa Dahlan çetesinin Gazze'de güvenlik mekanizmasını organize ettiği dönemde nice insanın kanına girildiği, işgalcilerle işbirliği yapılarak direnişçilerin hazırlıklarının işgal güçlerine bildirildiği, yine onların nokta saldırıları gerçekleştirmelerine imkân veren ihbarlar yapıldığı, direnişçilerin uyduruk gerekçelerle tutuklanıp bodrumlarda işkencelere maruz bırakıldığı unutulmuş değil. Aynı riske imkân verecek bir altyapının yeniden oluşturulmasına rıza gösterilmesini hiç kimse beklememeli.