31 Temmuz 2008 Perşembe, Vakit gazetesi
Türkiye'de önemli hareketliliklerin yaşandığı bu günlerde Filistin'de de dünya kamuoyuna doğru bir şekilde yansıtılmadığını müşahede ettiğimiz önemli gelişmeler var. Bazı medya organları da "tarafsız" olma gayretkeşliğiyle hadiseleri birtakım uluslar arası haber ajanslarının penceresinden aktarmaya çalışıyorlar. Oysa bu ajanslar gerçekte tarafsız davranmıyor, "tarafsızlık" iddiasını kullanarak yanıltma yapıyorlar. Okuyucu da hadiselerin arka planına muttali olamıyor, gelişmeleri HAMAS - Fetih gerginliğinin yeniden tırmanması sanıyor.
Gelişmeler hakkında biraz kanaat oluşması için önce Güngören'de gerçekleştirilen vahşi katliam üzerinde biraz düşünülmesini tavsiye ediyoruz. Böyle bir vahşeti nereye oturtabiliriz? Bir gerginliğin tırmanması olarak görüp geçebilir miyiz? Benzer bir katliam geçtiğimiz Cuma (25 Temmuz 2008) akşamı Gazze'nin kıyı şeridinde bir mesire alanında bir kamp çalışmasının yapıldığı yere park edilen aracın içine yerleştirilen bombanın patlatılması suretiyle gerçekleştirildi. Bombalama eyleminde HAMAS'ın askerî kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup beş mücahit ve altı yaşında bir kız çocuk hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden mücahitlerden biri de HAMAS'ın ileri gelen siyasi liderlerinden Dr. Halil el-Hayye'nin yeğeniydi. Halil el-Hayye'nin kendi oğlu da daha önce Siyonistlerin bir saldırısında şehit edilmişti. Gazze kıyı şeridindeki bombalamada birçoğu gezintiye çıkmış sivil vatandaşlardan yirmi kişi de yaralandı.
Eylemi Fetih içindeki darbeci kanadı, eğer teşbihi isabetli bulursanız Filistin'deki Ergenekon Örgütü'nü temsil eden ve kendini "Dönüş Tugayları (Ketâibu'l-Avde)" olarak adlandıran bir grup üstlendi. Üstelik bu örgüt üstlenme açıklamasında bu tür saldırıların, HAMAS'ın Gazze'deki hâkimiyeti sona erinceye kadar devam edeceği tehdidinde bulundu. Aynı kanadı temsil eden milisler aynı günün sabahında da Filistin Âlimler Birliği Başkanı ve Filistin Parlamentosu üyesi Dr. Mervan Ebu Râs'ın evini hedef alan bir bombalama eylemi gerçekleştirmişlerdi. Bu eylemde herhangi bir ölüm ya da yaralanma olmamış fakat eylem bayağı endişeye yol açmıştı.
Ebu Râs'ın evini hedef alan eylemden kısa bir süre önce de yine Gazze'nin er-Rummel semtinde el-Cezire kahvehanesini hedef alan bir bombalama eylemi düzenlendi. Burada bombayı yerleştiren kişi eylemde hayatını kaybettiği için kim olduğu tespit edilmişti. Onun kimliği de birbiri ardından gerçekleştirilen bütün bu bombalamaların arkasında kimlerin yer aldığını ve eylemlerin ne gibi amaçlara yönelik olduğunu gözler önüne seriyordu.
Bombalama eylemlerinin zamanlaması ilginçti. İşgalci Siyonist devlet görünüşte Gazze'deki yönetimle bir ateşkes dönemine girmişti. Ateşkes karşılığında bölgeye uygulanan ambargoyu kaldırma sözünü yerine getirmemişti. Fakat bölge ahalisinin silah ve bomba tehditlerinden kurtulmasını da istemiyordu. Kendisi perde gerisine çekilince işbirlikçi hainleri devreye sokarak karışıklık çıkarmak istiyordu. Tıpkı 2007 Haziran'ında yaptığı gibi.
Her üç olay birbiriyle bağlantılıydı ve aynı merkezden yönlendirilmişti. Dolayısıyla biri hakkında elde edilen ipuçları diğerlerini aydınlatmada yardımcı oluyordu. İşte bu ipuçlarından yararlanılarak Dr. Mervan Ebu Râs'ın evini hedef alan bombalamanın failleri de ortaya çıkarıldı. Bu olayla irtibatlarından şüphelenildiği için tutuklanan üç kişi sorgulamada suçlarını itiraf etti ve kimler tarafından gönderildikleri hakkında bilgi verdiler.
Onların verdiği bilgilerden kıyı şeridinde gerçekleştirilen ve altı kişinin ölümüne, yirmi kişinin yaralanmasına yol açan vahşi bombalama eyleminin aydınlatılması için yararlanıldı ve tutuklamalar yapıldı. Bunun üzerine öbür taraftan Abbas yönetimi bağırmaya başladı: "Hey! Orada ne diye bizim adamlarımızı tutukluyorsunuz, siz öyle yaparsanız biz de burada sizin adamlarınızı tutuklarız!"
Oysa Gazze polisi Fetih örgütünün adamı diye kimseyi tutuklamıyordu. Yirmi dört saatlik süre içinde gerçekleştirilen üç tehlikeli bombalama eylemini, bu eylemler vasıtasıyla işlenen cinayetleri aydınlatmak için olaylarla irtibatlı olduklarından şüphelenilen kişileri tutukluyordu. Eylemlerin failleri belki sadece birkaç kişilik bir gruptur. Ama bu bir örgüt işiyse tepesindeki adamından, canileri taşıyan şoförüne kadar geniş bir kadrosu suça ortaktır.
Eylemlerin hangi örgütsel yapılanma tarafından gerçekleştirildiğini polis tespit etmişti ve o örgütün aktif elemanlarını da zaten önceden tanıyordu. Tutuklananlar işte onlardı. Abbas yönetimi "onlar bizim adamlarımız, dokunmayın" derken katillere ve canilere sahip çıkıyor "eylemleri bizim adamlarımız gerçekleştirdi, onlara bir şey yapmayın" demek istiyordu. Sizin adamlarınız yaptıysa cezalarını çekmeli, onların dokunulmazlığı olacak değil.
1 Ağustos 2008 Cuma, Vakit gazetesi
Bir taraftan işgalci Siyonistlerle işbirliği içine giren diğer taraftan da Fetih örgütünün çatısı altında kendilerine yer bulabilen darbeci kanadın Gazze kıyı şeridinde gerçekleştirdiği vahşi katliam halkta büyük bir tepkiye hatta bazılarında hezeyana sebep olmuştu. Bu yüzden katillerin yakalanıp umuma açık bir yerde idam edilmelerini isteyenler oldu. Çünkü sergilenen vahşet Siyonist işgalcilerin hesabınaydı ve onların ateşkes nedeniyle ara verdikleri yerde oluşan boşluğu doldurma amaçlıydı. Fakat ondan da önemlisi bu canilerin bombalama eylemlerini, cinayetlerini ve katliamlarını sürdürmeye niyetli olduklarının hem kendi açıklamalarından, hem tutuklananların itiraflarından, hem de ele geçirilen belgelerden anlaşılmasıydı. Dolayısıyla onlara göz yumulması, ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarına fırsat verilmesi tehlikeli yılanların bizzat halkın bağrında barındırılması anlamına gelecekti.
Gerçek bu ve tutuklananlar da sadece olaylarla bağlantılarından şüphelenilen mahdut sayıdaki karanlık kişiler olmakla birlikte Fetih adına yapılan açıklamanın ekinde 460 kişilik bir "tutuklu" listesi çıkarılmıştı. Ama bu listenin iyice sarhoş kafayla hazırlandığı belliydi. Çünkü listeye göre tutuklananlar arasında Başbakan İsmail Heniyye de vardı. Haince saldırılarından ve cinayetlerinden dolayı 2007 Haziran olaylarında halk tarafından linç edilen Semih el-Medhun'un adı da listede geçiyordu. Oysa Semih el-Medhun, bir yıldan fazla zamandır medfundur. Polisler onu kabrinden çıkarıp mı tutukladılar? Bunun gibi daha nice saçmalıklar vardı.
Söz konusu saçmalıklardan dolayı Fetih'in yayınladığı "tutuklular" listesi medya organlarının pek ilgisini çekmedi. Ama daha başka konularda güya "tarafsız" olma iddiasıyla gerçekleri çarpıtan ve yine Fetih kaynaklı haber ve bilgileri kamuoyuna yansıtmayı tercih ettiler. Ne yazık ki Türkiye'de de medya, olayları aynı pencereden yansıttı. Bu yanlışı yapanların arasında birtakım İslâmî medya organları da yer aldı.
Gazze polisinin tutuklamalarının zikrettiğimiz cinayetler ve bombalama eylemleri sebebiyle olduğu, tutuklananların hepsi bu olaylarla irtibatlarından şüphelenilen ve mahdut sayıda kişiler olduğu halde Abbas yönetimi Gazze'yi karıştırmakla görevlendirdiği adamlarına sahip çıkma iddiasıyla kendince Batı Yaka bölgesinde misilleme yaptı. Onun bu tutuklamaları herhangi bir suçla irtibatlandırma imkânı yoktu. Sadece misilleme, tehdit ve intikam amaçlıydı. Bu amaçla geniş çaplı bir tutuklama kampanyası başlattı. Tutuklananlara ağır işkenceler yapıldı. Batı Yaka bölgesinde ihtiyaçlı insanların ayağına kadar giderek yardım ulaştıran hayır kurumları başta olmak üzere muhtelif sivil toplum kuruluşları kapatıldı. Bununla yetinilmeyerek camilere baskınlar düzenlendi. Abbas'ın güvenlik elemanları aynen işgalci askerlerin metodunu kullanarak çamurlu postallarıyla camilere girdiler. Bununla yetinmeyip mabetlere bir de sözlü saldırıda bulundular. Öyle ki bu camilerin sadece terör ve terörist barındırdığını, içlerinin silah ve askerî teçhizat ile doldurulduğunu, hapishane ve tutukevi olarak kullanıldığını iddia ettiler. Düşünün ki Müslümanların camileri hakkında bu tür sözler sarf etme cesaretini Olmert bile kolay kolay gösteremez. Ama Abbas'ın adamları gösterebiliyor.
Ayrıca Abbas yönetiminin Batı Yaka bölgesindeki tutuklamaları Gazze'de yaşanan olaylarla başlamadı. Ondan önce de sık sık baskınlar ve tutuklamalar gerçekleştiriliyordu. Fakat söz konusu olaylardan sonra tam bir kampanyaya dönüştü ve 2007 Haziran'ında yaşanan olaylardan önce Gazze'de oluşan havaya benzer bir hava oluştu.
Abbas yönetiminin tutuklamalarda işgalcilerle özel işbirliği içine girmesi de dikkat çekti. Güvenlik elemanları işgal yönetiminin kontrolündeki bölgelere girerek tutuklamalar gerçekleştirdiler.
Bütün bu olaylardan sonra Abbas'ın kalkıp da Kahire'den "diyalog" çağrısı yapması bu konuda ne derece samimiyetsiz ve sahtekâr olduğunu gözler önüne seriyordu. Düşünün ki böyle göstermelik diyalog çağrılarıyla gerçek yüzünü örtmeye çalışan Abbas öbür yandan İsrail'e Filistinli milletvekillerini ve bakanları esir mübadelesinde serbest bırakması durumunda Özerk Yönetim'i ilga edebileceğini bildirerek o çirkin yüzünü yine gösterme ihtiyacı duyuyordu. Onu asıl düşündüren husus başkanlık süresinin dolmasından sonra nasıl bir yol izleyeceği. Devam etmesi durumunda meşruiyet sorunu yaşayacağını, seçime gitmesi durumunda da kazanamayacağını biliyor. O yüzden bir bakıma "benden sonra tufan!" demek istiyor.