İsrail'in Belgeleri

21 Haziran 2007 Perşembe, Vakit gazetesi

Mahmud Abbas'ın siyasi himayesi altında faaliyetini yürüten Dahlân çetesine bağlı Koruyucu Güvenlik Birimi tarafından işkence merkezi olarak kullanılan ve çetecilerin kontrolündeki son nokta olan el-Muntedâ'nın düşmesinden sonra İsrail başbakanı Olmert, Gazze'deki taraftarlarının çökmesini Güney Lübnan'daki Luhad ordusunun çökmesine benzetmişti. Bu açıklama belki Olmert'in hayatındaki en gerçekçi ve en samimi itirafıydı. Olur ya bazen dalgınlığa gelir insan, beyninin her tarafını kuşatan bir fikir dilinden de kelimelere dökülür ve normal şartlarda yapmayacağı bir itirafı o dalgınlıkta yapar.

Peki, Luhad ordusu neyin nesiydi? Güney Lübnan'daki Siyonist işgale karşı Hizbullah mücahitlerinin mücadelesini içeriden yıpratması ve işgalcilere tampon güç görevi görmesi için kurdurulmuş Güney Lübnan Ordusu (SLA) adlı silahlı birlikti. Başında da Antuvan Luhad adlı bir Hıristiyan subay vardı. Mensuplarının tamamı Lübnan asıllılardandı. Çoğunluğu Hıristiyan ailelerden gelmekle birlikte içlerinde az sayıda Müslüman kökenliler de vardı. Lübnan Hıristiyanları SLA gibi yüz karası bir askeri birliğin başında Hıristiyan asıllı ve Lübnan ordusunda görev almış subayın bulunmasından dolayı isimlerinin kirletilmesinden oldukça rahatsız idiler. Zaten Siyonist işgal Hizbullah direnişi karşısında beyaz bayrak çekmek zorunda kalınca SLA komutanlarına ve milislerine Hıristiyanlardan da kimse sahip çıkmadığından İsrail'e sığınmak zorunda kaldılar.

Hizbullah mücahitleri SLA milisleriyle de sıkça çarpışıyordu. Bu çatışmalar yüzünden Hizbullah kardeş kavgasına veya iç çatışmaya mı girmiş oluyordu? Diyeceksiniz ki, "SLA özellikle Hizbullah'a karşı ve işgalcilere tampon güç görevi görmesi için kurdurulmuştu." Doğrudur, ama Dahlân çetesi de benzer bir amaç için kurduruldu. Yanlış olan olayların HAMAS - el-Fetih çatışması olarak yansıtılmasıdır. İkinci bir yanlış da el-Fetih'in siyasi kanadının Lübnan Hıristiyanlarının gösterdiği onurluluğu gösteremeyip "biz bu ihanet çetesinden beriyiz" diyememesidir. Eğer bunu yapabilselerdi ihanet çetesinin üstlendiği rolü icra etmesi kolay olmayacaktı. Askeri kanat bunu yaptı.

Şimdi Gazze'de önemli bir istihbarat merkezinin, oldukça önemli bilgi ve dokümanların, istihbaratta kullanılan teknik aletlerin vs. HAMAS'ın ele geçmesi konuşuluyor ve Siyonist kaynaklarında olay "Yüzyılın felaketi" olarak nitelendiriliyor. Evet, bu belgelerin ve bilgilerin HAMAS kontrolüne geçmesi işgalciler açısından büyük felakettir. Ama bizim üzerinde durmamız gereken önemli bir nokta daha var: İşgal devleti bunca önemli bilgiyi ve belgeyi kimlere vermişti? Nasıl oldu da onlara böylesine önemli belgeleri verdi? Çünkü onlarla birlikte çalışıyordu. Tabii ki verilen bilgi ve belgeler ortak çalışmalarla ilgilidir. Yoksa Siyonistler kalkıp devlet sırlarını, ABD ile gizli ilişkileri hakkındaki bilgileri Dahlân çetesine emanet edecek değiller. Dahlân her ne kadar işgalci devletle işbirliği içinde olsa da onun istihbarat emanetçiliğini yapacak kadar emin değildir. Bugün kendi davasını ve vatanını satan yarın çıkarı gereği İsrail sırlarını da satabilir. Ama işgal devletinin onunla ve çetesiyle işbirliği yapabilmesi, ortak planlar geliştirebilmesi, istihdam edilen elemanların çalışma disiplinini oluşturması için ona bazı bilgileri ve belgeleri vermesi gerekiyordu. Bazıları da zaten doğrudan Dahlân çetesinin topladığı bilgi ve belgelerdi.

Siyonistler istihbarat merkezinin, içindeki belgeler ve bilgiler imha edilemeden HAMAS'ın eline geçmesinden dolayı hayli telaşlı olduklarından bu konuyu gündem dışında tutmaya tahammül edemediler. Bu, bir yerleri çok fena acıyan yaralının çığlıklarını tutamamasına benziyor. Ama önemli bir başka gerçeği gündem dışında tutmaya çalışıyorlar. Dahlân çetesinin İsrail hesabına cinayetler gerçekleştirmesi, saldırılar düzenlemesi, Gazze İslâm Üniversitesi'ni füze yağmuruna tutması, başbakan Heniyye'nin evine roket atması için verilen silahlar ve askerî araçlar da HAMAS'ın eline geçti. İsrail daha yakın zamanda tırlar dolusu silah ve askerî araç göndermişti bu adamlara HAMAS mücahitlerine karşı kullansınlar diye.

Peki, bütün bu gerçekler karşımızda dururken hâlâ Gazze'de olan bitenleri "kardeş kavgası, iç çatışma veya HAMAS - el-Fetih çatışması" olarak görmeye devam edecek miyiz? Ne dersiniz, İsrail işgal devleti onca silahı ve teçhizatı Filistin'in özgürlüğü için savaşanların "kardeşlerine (!)" mi gönderdi? Onca önemli istihbarat malzemesini direnişçilerin kardeşlerine mi verdi?