Katillere Ateşkes Geçmiyor

13 Haziran 2007 Çarşamba, Vakit gazetesi

Geçtiğimiz Cumartesi akşamı Hilal TV'de gazetemiz yazarlarından Sayın Abdurrahman Dilipak'ın düzenlediği Bir Başka Açıdan programında Lübnan'a son ziyaretimizde Nehru'l-Bârid mülteci kampına yönelik operasyonla ilgili önemli bilgiler elde ettiğimizi ve bunları Vakit gazetesinde okuyucularımıza arz edeceğimizi dile getirmiştik. Fakat bu arada ciddi gelişmeler yaşanıyor. Özellikle bizim ihtisas alanımıza giren konularla ilgili gelişmeleri atlamamız ve günlük yazılarımızda bunlara temas etmeden geçmemiz uygun olmaz. Bu sebeple Lübnan'daki hadiseler hakkında ayrı bir dosya hazırlamaya ve günlük yazılarımızda yine gündemdeki gelişmeler üzerinde durmaya karar verdim. Bugünkü yazımızda da Filistin'in Gazze bölgesinde meydana gelen ve kamuoyuna iç çatışma yahut kardeş kavgası olarak lanse edilen olaylar üzerinde duracağım.

Filistin'de fitnenin özellikle son dönemde zaman zaman alevlenmesinin ve söndürülmesi için ateşkes anlaşmaları sağlanmasına rağmen yine de devam etmesinin tek sebebi fitneyi ateşleyenlerin İsrail hesabına çalışıyor olmalarıdır. Fitneci çetenin başını çekenlerin birçoklarının işgal devletiyle doğrudan ilişki içinde olduklarının belgeleri Gazze'de yayın yapan bir televizyonda izleyicilerin ilgisine sunuldu. HAMAS ve el-Fetih'in ileri gelenleri bir araya gelip ateşkes için aralarında ittifak gerçekleştiriyorlar. Ama çeteciler adeta onları yalanlama ve "Siz bize karışamaz, engel de olamazsınız" ilanı yapma amacı taşıyormuş gibi hemen ardından saldırı düzenliyorlar. Örneğin Pazartesi akşamı el-Fetih tek taraflı ateşkes ilan etti. Çeteciler hemen ertesi sabah Han Yunus'ta HAMAS'ın askeri kanadı İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup bir mücahidi katletti ve Başbakan İsmail Heniyye'nin evine füze saldırısı düzenlediler. Çünkü HAMAS - el-Fetih arasında herhangi bir çatışma yok. HAMAS'ın askeri kanadı tarafından yapılan açıklamada da "Bizim el-Fetih'le bir çatışmamız yok" denildi. İşin gerçeğinde bir çatışma da yok. Saldırı ve savunma var. Buna tekrar temas edeceğiz.

Gerçekte el-Fetih'in Pazartesi akşamı tek taraflı ateşkes ilanı fazla bir anlam da ifade etmiyordu. Katiller çetesini bünyende barındırmaya devam ettiğin ve onlar ateşkesi kendileri için bağlayıcı görmedikleri sürece senin tek taraflı ateşkes ilan etmen onların cezalandırılmalarını engelleme çabasından başka bir anlam taşımayacaktır. HAMAS'ın Gazze'deki liderlerinden Sami Ebu Zuhri de el-Fetih'in tek taraflı ateşkes ilan etmesini gülünç bulduğunu dile getirdi. Çünkü zaten ortada bir tek taraflı saldırı var ve onu da el-Fetih'in içine sinmiş cinayet çetesi gerçekleştiriyor. el-Fetih bu çeteyi engellemeden sadece medyatik bir ateşkes ilan edince hiçbir fonksiyonu olmuyor. İlk olarak ateşkesin yine aynı cinayet çetesinin elemanları tarafından bozulmasıyla da söz konusu "tek taraflı ateşkes ilanı"nın ne kadar gülünç ve anlamsız olduğu ortaya çıktı.

Hadise bu noktaya geldikten sonra öncelikle yapman gereken katillerin bulunup cezalandırılmalarına yardımcı olmandır. Ama ne yazık ki emperyalizm ve işgalci Siyonizm tarafından katiller çetesi el-Fetih'in ayağına bir pranga gibi bağlanmıştır. Onu çıkarıp atma cesareti gösteremiyor. Özellikle başkan Mahmud Abbas'ın dayatma politikalara teslim olması katiller çetesi mensuplarının biraz daha serbest hareket etmelerine imkân veriyor.

Dediğimiz gibi olaylar dünya kamuoyuna "iç çatışma" olarak yansıtılıyor. Oysa gerçekte bir iç çatışma değil saldırı ve savunma var. Düşünün ki katiller çetesi Şehit Salah Şahade Camisi'ni basıyor ve namaz kılanları rencide ediyor. Öyle ki namaz düşmanlığı şeytanın askerlerinin ruhuna işlemiş. Peki, şeytanın askerlerinin namaz düşmanlıkları sebebiyle cami basmalarını ve ibadet amacıyla oraya gelen mü'minlerin de canlarını kurtarmak için harekete geçmelerini "iç çatışma" olarak nitelemeyi ne kadar anlamlı bulabilirsiniz? Şeytanın askerlerinin namaz düşmanlıklarının dışa yansıması bu kadardan ibaret kalmıyor ve bir başka camiye baskın düzenleyerek imamı öldürüyorlar. Nablus'ta da Nesim Aşur adlı bir genci Salahuddini Eyyubi Camisi'nden çıkarken silah zoruyla durdurup belirsiz bir yere kaçırdılar. Gazze İslâm Üniversitesi'ne de füzelerle saldırı düzenlediler. Gazze'de İçişleri Bakanlığı'na bağlı Tenfiz Kuvvetleri'nde çalışan bir gencin ailesinin evini ateşe vererek yaktılar. Birçok kişiyi kasıtlı saldırılarla katlettiler. Bütün bunlar iç çatışma mıdır yoksa katiller çetesinin saldırıları mı?

Her şey bu kadardan ibaret değil. Devam edeceğiz inşallah.

İsrail'in "Filistinli (!)" Askerleri

14 Haziran 2007 Perşembe, Vakit gazetesi

Filistin'de fitne çetesinin özellikle işgal devletinin köşeye sıkıştığı yahut Filistin'de hükümetin istikrar oluşturma amacıyla müşahhas adımlar attığı dönemlerde harekete geçmesi Siyonist devletle irtibatına işaret etmiyor mu? Bu irtibatı açığa çıkaran ilişkilerin ve görüşmelerin görüntüleri de birer belge olarak Filistin halkının dikkatine sunuldu.

Fitne çetesinin işgal devleti hesabına çalıştığını ispat eden en önemli belgeler ise İsrail ve ABD tarafından bu çeteye gönderilen silahlardır. Bu silahların bazıları İçişleri Bakanlığı'na bağlı Tenfiz Kuvvetleri tarafından ortaya çıkarılarak teşhir edildi. Her şey açık olduğundan fitne çetesi bu gerçeği gizleyemiyor. ABD ve İsrail o silahları işgalci askerlere karşı kullanılması için gönderecek değil herhalde.

Son dönemde işgal devleti, Sderot ve Askalan Yahudi yerleşim merkezlerinde meydana gelen sarsıntı sebebiyle Gazze'ye yönelik geniş çaplı bir operasyon planladığını ve HAMAS'ın bazı ileri gelenlerini tasfiye amacıyla cinayet planları yaptığını açıklamıştı. Ancak direnişçilerin savunma amaçlı eylemleri işgalcileri tereddüde itti ve Gazze içine girmeleri durumunda karşılaşacakları direniş yüzünden askerlerinin ciddi sarsıntı geçirebileceklerini hesaba katma ihtiyacı duydular. Hatta bazı askeri yetkililer Gazze'ye girmeleri halinde pusuların, gizli tünellerin ve gerilla tuzaklarının kendilerini beklediğini dile getirdiler. Bu sebeple kara operasyonunu genişletmeden hava saldırılarına devam kararı aldılar. İşgalcilerin hava saldırılarına ise HAMAS'ın ve İslâmî Cihad'ın askeri kanadının füze saldırılarıyla karşılık veriliyordu ki bu da zikrettiğimiz yerleşim bölgelerinde güvenlik sorununun Olmert'in altından kalkamayacağı bir dereceye ulaşması sonucunu doğuruyordu. Zira atılan füzelerin hedefe isabet ve zayiat verme oranlarında belirgin bir artış gözleniyordu.

Ayrıca operasyonda kullanılan bir askeri uçağın düşmesi de en azından hava saldırılarında istihdam edilen pilotlarda bir endişenin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Çünkü her ne kadar uçağın arıza yüzünden düştüğü açıklandıysa ve Filistin tarafından tersi bir açıklama yapılmadıysa da pilotlar kendilerine "Filistinlilerin uçak düşürme teknolojisi geliştirmeleri veya bu yönde çalışma yapıyor olmaları ihtimali de var mı?" sorusunu sorma ihtiyacı duydular.

Gazze çevresinde gasp edilen arazilere kurulmuş Yahudi yerleşim merkezlerinde yaşanan ve gittikçe çetrefil hale gelen güvenlik sorununun yol açtığı çalkantıların tam da işgalci saldırgan devletin cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlandığı günlere denk gelmesi Siyonist devletin başbakanını ve hükümetini ciddi sıkıntıya sokuyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı günlerde kendi tarafında kısmen de olsa bir durulma dönemine girilmesini istiyordu. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de çalkantıların Filistin'in içine taşınması gerekiyordu.

İşte bütün bu gelişmelerin ardından Filistin içindeki katiller çetesinin yeniden fitneyi ateşlemesi ve kendilerini rencide edecek herhangi bir gelişme olmadığı halde saldırılar başlatmaları işgalci Siyonist devlet hesabına çalıştıklarının çok açık bir göstergesiydi. Bundan dolayı biz o katiller çetesini İsrail'in "Filistinli (!)" askerleri olarak niteliyoruz. O çetenin mensupları her ne kadar etnik yönden Filistinli olsalar da, Filistin davasını üç kuruşluk menfaat karşılığında sattıklarından ve işgalci düşmanın hesabına Filistin halkını sıkıntıya sokan iğrenç saldırılar gerçekleştirdiklerinden dolayı gerçekte Filistinli değildirler.

Katiller çetesinin Başbakan Heniyye'nin evine füze saldırısı, bazı önemli şahsiyetlere yönelik cinayetleri veya cinayet teşebbüsleri de bu çetenin Siyonist devletin "öldürülecekler listesi"ne aldığı kişilere yönelik infaz operasyonlarıdır. İşgal devleti bu kişilere yönelik infaz saldırılarını kendisinin gerçekleştirmesinin kendine ağır bir maliyetinin olacağını, direnişçilerin sert karşılıklar verebileceklerini hesapladığından bu işi Filistin'in içinden istihdam ettiği katiller çetesine yaptırmaya çalışıyor. Dolayısıyla Siyonist devletin öldürülecekler listesine aldığı şahsiyetlere yönelik cinayetler ve cinayet teşebbüsleri de söz konusu çetenin İsrail'e çalıştığını belgelemektedir.

Fitnecilerin kullandığı güvenlik noktalarının kontrol altına alınması operasyonları, el-Fetih'in hükümet ortaklığını askıya alma kararı ve el-Fetih ile Mahmud Abbas'ın bu konudaki yanlış politikası hakkında değerlendirmemizi de inşallah müteakip yazımızda yapacağız.

Fitnenin Kökü Kurutulmalı

15 Haziran 2007 Cuma, Vakit gazetesi

HAMAS, fitnenin önünü açmamak, aksine kapatmanın yollarını bulmak için fitnecilerin saldırgan tutumu karşısında sürekli itidal ve sabır yolunu tercih etti. Ateşin söndürülmesi amacıyla her keresinde ateşkes için yoğun çaba harcadı. Yani her zaman fitnecilerin çıkardığı yangının üzerine su döktü. Ama fitneciler öylesine azıttılar ki artık çıkardıkları yangınlara su yetişmez, saldırgan tutumlarının yol açtığı çatışmalara ateşkes para etmez oldu. Dolayısıyla artık bu fitnenin kaynağını kurutmak için gereken her şeyi yapmaktan başka çare kalmamıştı.

Başbakan İsmail Heniyye'nin evine ikinci kez füze saldırısı düzenlemeleri, Şehit Abdülaziz Rantisi'nin yeğeni başta olmak üzere İslâmi hareketin birçok mensubunu şehit etmeleri, işgal devletinin öldürülecekler listesine aldığı daha birçok kişiye cinayet teşebbüsünde bulunmaları, Gazze İslâm Üniversitesi'ni füze yağmuruna tutmaları üzerine HAMAS'ın askeri kanadı ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri operasyon başlatarak fitnecilerin askeri noktalarını kontrol altına alma kararı verdiler. Bu amaçla çoğunluğu Başkan Mahmud Abbas'a bağlı Koruyucu Güvenlik'te çalışan silahlı elemanlara belli bir süreye kadar bulundukları kontrol noktalarını terk etmeleri için talimat verildi. Bazıları talimata uyarak terk ettiler. Kalanların birçoğu tanınan sürelerin bitiminde gerçekleştirilen operasyonlarda teslim oldular. Teslim olmayanların birçoğu da çatışmaya girmeyerek kaçmayı tercih ettiler. Kaçanların genelinin Rafah sınır kapısından Mısır'a ve işgal devletinin sağladığı geçiş imkânlarını kullanarak İsrail himayesine veya Batı Yaka'ya geçmeleri dikkat çekti. İzzettin Kassam Birlikleri'nin daha sonra Rafah sınır kapısını içten kontrol altına almaları üzerine kaçanların tümü İsrail himayesine geçmeyi tercih etti. Bazıları da kaçmayıp çatışmalara girdi ama onların sayısı çok olmadığından kayıp verenler daha çok kendileri oldu ve direnmeleri uzun sürmedi. Böylece görünüşte Mahmud Abbas'a bağlı gerçekte ise çete başı Muhammed Dahlân'ın emrinde çalışan Koruyucu Güvenlik'e ait kontrol noktalarının geneli İçişleri Bakanlığı'na bağlı Tenfiz Kuvvetleri'ne geçti.

İzzettin Kassam Birlikleri ve Tenfiz Kuvvetleri kaçanların veya silahlarını bırakmadan çekilenlerin silahlarını teslim etmeleri için Cuma'ya (bugüne) kadar süre tanıdı. Süre bitince ihtiyaç duyulursa silahların toplanması operasyonları başlatılacak.

Gelişmeler hakkında askerî konularda uzman Yehud Yuari adlı İsrailli bir yorumcunun tespiti ilginçti. İsrail'in İkinci Kanal'ında katıldığı programda, Muhammed Dahlân'ın ABD'den aldığı paralarla ve İsrail desteğiyle oluşturduğu gücün kâğıt kale gibi bir anda çöktüğünü dile getirdi. Bu tespit hem bir itiraf hem de uyarıydı. Adam Siyonist devletin yöneticilerine: "Adamlarınız dağıldı, Gazze'den çekilirken oraya kendi adınıza sağlam kale inşa ettiğinizi sanıyordunuz ama gerçekte o bir kâğıt kaleymiş. Adamlarınıza ve kalenize sahip çıkın, yoksa ileride fitne operasyonlarında kullanacak güç bulamayacaksınız" uyarısı yapıyordu.

İzzettin Kassam Birlikleri sözcüsü Ebu Ubeyde, Gazze'yi Filistin halkına ihanet eden ve Filistin'in tarihini kirleten taşkın gruptan tamamen temizlemeyi hedeflediklerini dile getirdi.

Bu olaylar kesinlikle bir HAMAS - el-Fetih çatışması değildir. el-Fetih'in askeri kanadı el-Aksa Şehitleri Birlikleri'nin açıklaması da bunu belgelemektedir. Açıklamada fitneye sebep olanlar "hain bir grup" olarak nitelendirildi ve "Biz gözü kör, kulağı sağır halde bu gruba itaat etmeyecek, gerek Gazze'de gerekse Batı Yaka'da onların yüzünden HAMAS'la herhangi bir çatışmaya girmeyeceğiz" denildi. Durumun böyle olduğunu zaten vakıa da gösteriyor. el-Aksa Şehitleri bu hain grubun yanında yer alsaydı ve onlara destek verseydi bu kadar hızla, çil yavrusu gibi dağılırlar mıydı?

Bu işte el-Fetih'in siyasi kanadı ve başkan Mahmud Abbas önemli hata etmektedir. Siyasi kanat olaylar yüzünden hükümet ortaklığını askıya almak yerine fitneci grubun tasfiyesine, katillerin cezalandırılmasına yardımcı olmalı, Mahmud Abbas onları himayesi altında tutma işine son vermeliydi. Siyasi kanadın tutumunda işgal devleti ve ABD baskılarının rol oynadığını sanıyoruz.

Ne yazık ki fitne sorunu tamamen çözülmüş değil. İsrail, ABD, Avrupa ve onların dayatmalarına boyun eğen Arap Birliği fitnecilerin dağıtılmasından dolayı oldukça endişeliler, bu yüzden de alarm durumuna geçmiş görünüyorlar. Olayın uluslar arası boyutunun tahlilini de inşallah müteakip yazımızda yapacağız.

Fitne Bir Çıbanbaşıdır

16 Haziran 2007 Cumartesi, Vakit gazetesi

Bugünkü yazımızda dediğimiz gibi Filistin'deki fitnenin uluslar arası boyutu üzerinde durmak istiyoruz. Ancak ondan önce bir hususa temas etmeyi zorunlu görüyoruz. Perşembe akşamı Gazze'de fitnecilerden Semih el-Medhun öldürüldü. Bu adam hakkında ajansların gönderdiği haberlerde eksik ve hatalı bilgilerin yer aldığını gördük. Bu kişi birçok cinayetten ve İsmail Heniyye'nin evine füze saldırısı düzenlenmesinden sorumluydu. Mücahitlere yönelik saldırılarını ve cinayetlerini kendisi de itiraf etmişti. Yaptıklarıyla yetinmediğini belirtmek için de HAMAS mensuplarını kastederek ve yeminle: "Onlara kesinlikle acımayacağım. Sivillerini de askerlerini de hepsini öldüreceğim" diyordu. HAMAS, Mahmud Abbas'tan bu adamdan himayesini kaldırmasını ve itiraf ettiği cinayetlerden dolayı adil bir yargılama ile yargılanmasını istiyordu. Ama ne yazık ki Abbas himayesini kaldırmamakta ısrar etti. Allah'ın hikmetine bakın ki adam yukarıda verdiğimiz sözünü söylemesinden sadece iki gün sonra mücahitlerin eliyle cezalandırıldı. Asıl ceza ise onca masum insanı katletmesinden dolayı Yüce Allah'ın kendisine vereceği ceza olacaktır. "Artık o gün O'nun azabı gibi hiç kimse azap edemez ve O'nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz." (Fecr, 89/25-26) Bir de bu kişinin el-Aksa Şehitleri Tugayı'nın ileri gelenlerinden olduğu bilgisinin hatalı olduğunu, gerçekte Abbas'a bağlı Koruyucu Güvenlik birimi komutanlarından olduğunu hatırlatalım.

Alman gazeteci Wolf Rienhardt, Gazze'deki son olaylarla ilgili yorumunda ABD'nin, el-Fetih içindeki kendi taraftarlarının eliyle HAMAS'ın ileri gelenlerini tasfiye için uzun süreden beri çalışma yaptığını dile getirdi. Bu iddia bizim daha önce dile getirdiğimiz tespitimizi teyit etmektedir. Yani işgal devletinin öldürülecekler listesine aldığı kişileri kendi eliyle değil Gazze'nin içinden istihdam ettiği ihanet çetesi mensuplarının eliyle tasfiye etmeye çalıştığı tespitimizi. Dolayısıyla eğer ki bu çete Gazze'den tasfiye edilmeseydi Başbakan İsmail Heniyye başta olmak üzere birçok yetkili cinayet planlarının hedefi olacaktı. Hiçbir ateşkes anlaşması da onlara engel olamayacaktı.

Gün yüzüne çıkan bilgiler aynı zamanda hadisenin iddia edildiği gibi Gazze içinde farklı gruplar arası çatışma veya kardeş kavgası değil birilerinin uluslar arası emperyalizm ve onun himayesindeki Siyonist işgal devleti hesabına cinayet planlarını gerçekleştirmeleri olduğunu göstermektedir. Yani hadise yerel değil uluslar arası boyutu olan bir hadisedir. Ambargo, baskı, şiddet, saldırı ve daha birçok uygulama ile HAMAS'ı dize getiremeyen ABD ile İsrail'in amacı Filistin'in içinden istihdam ettikleri cinayet çetesi yoluyla bu hareketin liderlerini tasfiye etmek ve onu etkisiz hale getirmekti. Yukarıda sözünü ettiğimiz Semih el-Medhun da söz konusu çetenin içinde infaz grubunun başını çekiyordu ve Muhammed Dahlan kadar tehlikeli biriydi.

Olayın dış boyutu hakkında özellikle vurgulanması gereken önemli bir husus da şudur: İşgalci Siyonist devlet Filistinlilere eziyet amacıyla birkaç yıldan beridir Gazze ile Batı Yaka ve Kudüs arasındaki tüm geçişleri kapattı. İkisinin arasında kalan 1948'de işgal edilmiş bölgeye Gazze'de ikamet edenler giremediği için o bölge üzerinden Batı Yaka ve Kudüs'e geçemiyorlar. Fakat ilginçtir ki Gazze'de tüm askeri noktaları ellerinden alınan fitne çetesinin elemanlarından kaçabilenlerin birçoğu önce 1948'de işgal edilmiş bölgeye geçerek İsrail himayesine girdiler. Sonra da İsrail onları söz konusu bölgeden direkt olarak Batı Yaka'ya geçirdi ve onlar da fitneyi aynen Batı Yaka'ya taşıdılar. Şimdi Batı Yaka'da insanları kaçırıyor, evleri ve dükkânları yakıyor, camilere saldırıyor, camilere giden cemaati tehdit ediyorlar. Bütün bunları Batı Yaka'da kolayca yapabilmelerinin en önemli sebebi de o bölgede işgalcilerin daha sıkı bir kontrol sağlamaları ve onların himaye ettiği çete elemanlarının hareketlerinin kolaylaştırılmasıdır. Bu hadise de söz konusu fitnecilerin gerçekte kime çalıştıklarını şüpheye mahal bırakmayacak şekilde gözler önüne seriyor.

Abbas'ın Heniyye hükümetini ilga ve olağanüstü hal ilan etme kararının da ABD tarafından dikte edildiğini sanıyoruz. Çünkü Abbas'ın Gazze'de böyle bir kararı uygulama gücünü kaybettiği bir dönemde bu kararı almasının ona sağlayacağı bir şey olamaz; probleme çözüm de getiremez. Asıl amaç HAMAS hükümetini gayri meşru ilan etmek suretiyle ABD stratejisini uygulamaya geçirmektir. Zaten karar öncesinde ABD yetkilileriyle görüşme yapması, kararın alınmasından hemen sonra da olay daha basına bile yansımadan ABD'nin Abbas'a destek açıklaması yapması kararın arka planını açığa çıkarmaktadır. Ama hükümet Abbas'ın kararını tanımadığını ve görevinin başında olduğunu açıkladı. Zaten mücahitler Abbas'ın başkanlık binasını ve bu binanın civarında bulunan, İslâmî hareket mensuplarına işkence amacıyla kullanıldığı için de Filistin'in Guantanamosu olarak nitelendirilen binaları kontrol altına aldılar.

Gazze'nin işgalci saldırganlar tarafından bomba yağmuruna tutulduğu, fitnecilerin ortalığı velveleye verdikleri, peş peşe cinayetler işledikleri sırada kılı kıpırdamayan Arap Birliği'nin fitnecilerin tasfiyesi karşısında telaşa kapılması, olağanüstü toplantı talep etmesi, Gazze'ye uluslar arası güç yerleştirilmesinden söz etmesi de oldukça dikkat çekicidir. Oysa fitnecilerin tasfiyesi işgalcilerin Gazze'deki elinin kesilmesi ve bölgenin huzura kavuşturulması için müşahhas bir adım atılması anlamına gelir. Arap Birliği'nin böyle bir gelişmeden dolayı telaşa kapılması ya kendisine uluslar arası emperyalizm tarafından dikte edilen planları kabullenmek zorunda kaldığına ya da onlarla aynı endişeleri taşıdığına delalet eder.