Fitneden Politika Üretmek

27 Mayıs 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi

Gazetemizin kıymetli yazarlarından Sibel Eraslan dünkü (26 Mayıs 2006 tarihli) yazısında önemli bir konu üzerinde durmuş: Yeterli nefret. Emperyalizm ve onun gölgesinde varlığını sürdüren, aynı zamanda ona yön veren uluslar arası siyonizm dünyayı, özellikle de İslâm âlemini kana bulayan politikalarını işte bu "yeterli nefret" üretme stratejilerine dayandırmaktadırlar. Biz daha önce emperyalizmin fitne politikalarıyla ilgili birçok yazı yazdığımızdan o yazılarda dile getirdiklerimizi tekrar etmeden Filistin'de son dönemde yaşanan hadiseler üzerinde durmak istiyoruz.

Siyonist işgal devleti, Filistin direnişini ve Filistin halkının büyük desteğine mazhar olan HAMAS'ı yıpratma amacıyla uzun süreden beridir fitne politikaları geliştirme çabası içindedir. Bu amaçla geçmişte özerk yönetimi elinde tutan el-Fetih'le şu an yönetimi devralan HAMAS'ı karşı karşıya getirmek amacıyla muhtelif yollara başvurdu. Hâlen de bu yöndeki taktiklerini geliştirmeye çalışıyor. Ama bu iki hareket arasında onların tanımlamalarıyla "yeterli nefret" değil, silahlı çatışmayı körükleyecek bir nefret mevcut değildir. Ayrılık sadece siyasi ihtilaflara ve yaklaşım farklılıklarına dayanmaktadır.

Fakat kadro değişikliği merhalesinde ciddi yanlışlıklar yapılmıştır. Bunda dış güçlerin dayatmalarının ve bazılarının menfaat hesaplarının etkili olduğunu sanıyoruz. Söz konusu geçiş merhalesinde alınan hızlı kararlarla ve çıkarılan jet yasalarla iki başlı bir yönetim formülü ortaya çıkarıldı. Özellikle güvenlik, tanıtım ve gümrüklerle ilgili mekanizmalar hükümetin kontrolünden alınarak doğrudan başkanlığa bağlandı. Örneğin Koruyucu Güvenlik, istihbarat, gümrük kapıları, radyo ve televizyon müdürlükleri ve buna benzer önemli organlar hükümetin elinden alınarak doğrudan başkana bağlandı. Bu uygulama ise hükümetin bir iç kuşatmaya alınması, ellerinin kollarının bağlanması anlamına geliyordu. Oysa HAMAS'ın halka yönelik en önemli vaadlerinden biri yönetimdeki ahlâkî çöküşü ortadan kaldırarak toplumsal düzensizliğin, çözülmenin önüne geçmekti. Bu konudaki vaadleri aynı zamanda yönetime talip olmasının en önemli gerekçelerinden biriydi. Çünkü geçmiş dönemde rüşvet başta olmak üzere toplumun ahlâkî yapısına ve düzenine olumsuz yansıyan birtakım kötü fiillerin yayılmasından dolayı ciddi sıkıntılar yaşanıyordu.

Tüm güvenlik ve istihbarat mekanizmalarının hükümetin kontrolünden alınıp doğrudan başkana bağlanması durumunda hükümetin söz konusu vaadlerini yerine getirmesinde, toplumda düzeni sağlamada, olumsuz gelişmelerin üzerine gitmede yararlanacağı bir güvenlik organı olmuyordu. Üstelik geçmişte oluşturulmuş güvenlik organları hükümetin organları olmaktan çıkarılıp adeta el-Fetih'in örgütsel kurumlarına dönüştürülmüştü. Şimdi iyi düşünelim, geçmiş hükümet dönemlerinde ihtiyacın çok üstünde güvenlik ve istihbarat elemanı istihdam edilmiş ve bunlara Avrupa Birliği ile ABD'den gönderilen paralarla maaş bağlanmış. HAMAS iktidara gelince bunların Batı'dan gönderilen paraları kesilmiş. Yeni hükümet başka kaynaklar bulunca da bu paraların havalesinin engellenmesi için bankalara talimat verilmiş. Gümrük kapıları doğrudan başkana bağlandığından, paraların buralardan geçirilmesi durumunda "yasa dışı iş yapıyorsunuz" denmiş. Güvenlik ve gümrük elemanları hükümete hizmet etmezken, onların tüm maaş kaynakları kasıtlı olarak kurutulurken, maaşlarının ödenmemesinin suçlusu hükümet oluyor.

Öte yandan hükümet istediği düzeni kurabilmek için gönüllülerden oluşan, maaş istemeyen yeni bir güvenlik mekanizması oluşturuyor. Bu kez o mekanizmanın üzerine yükleniliyor ve "sen toplumu felakete sürüklüyorsun" deniyor.

Ortaya çıkan hassas durumdan yararlanarak "yeterli nefret" oluşturmak isteyen işgalci siyonist devlet ise hizmetindeki elemanlar veya birtakım hainler vasıtasıyla karanlık cinayetler ya da cinayet girişimleri gerçekleştiriyor. Hasan Karakaya'nın fil avcıları hikâyesinde olduğu gibi bir de söz konusu cinayet girişimlerinde yaralananları kendi hastanelerinde tedavi altına alarak birilerinin sırtını sıvazlamaya çalışıyor. Ardından da Mahmud Abbas'a bağlı güvenlik organlarına silah ve teçhizat göndereceğini açıklayarak herhangi bir yangın çıkması durumunda kendisinin üzerine benzin dökmeye hazır olduğunu ilan ediyor. Bu durum karşısında fedakârlığı, toplumun huzur ve saadetini kendisine gaye edinmiş olan HAMAS yapıyor ve caddelerdeki güvenlik elemanlarını uygun şartlar oluşuncaya kadar çekme kararı alıyor.

Her şey bu kadardan ibaret değil. Bizi izlemeye devam edin.

p>