Asılsız Haberleri Yaymak İslâmi Yayın Organlarına Yakışmaz

Fitneye Dikkat

30 Ağustos 1996

İntifadanın sıcak günlerinin yaşandığı dönemlerde, İsrail'in adamları zaman zaman HAMAS imzalı birtakım bildiriler dağıtarak bu hareket hakkında tereddütlere yol açacak açıklamalar yapmaya çalışıyorlardı. Şimdi o işi Arafat'ın HAMAS hakkında fitne çıkarmakla görevlendirdiği adamları yapıyor. Bu adamlar zaman zaman, güya bir HAMAS mensubu gibi açıklama yaparak bu hareket içinde ihtilaflar olduğu, birtakım problemler yaşandığı intibaı uyandırmaya çalışıyorlar.

Arafat'ın "fitneciler ekibi" özerk yönetimin iş başına geldiği tarihten buyana çalışmaktadır. Ancak özellikle geçtiğimiz Şubat ve Mart aylarında gerçekleştirilen şehadet eylemlerinden sonra çalışmalarını daha da yoğunlaştırdılar. O zaman HAMAS adına yapıldığı ileri sürülen ve birbirine ters açıklamalar hep onların ürünleriydi. Onların bu hareketleri tıpkı Medine yahudilerinin şu âyette dile getirilen oyunlarına benzemektedir: "Kitap ehlinden bir topluluk dedi ki: "İman edenlere indirilen şeylere günün başında inanın ve sonunda inkâr edin; belki dönerler." (Ali İmrân, 3/72) Bu âyeti kerimenin izahıyla ilgili olarak tefsir kitaplarında özetle şu açıklama yapılmaktadır: "Yahudilerden bir topluluk mü'minlerin kafalarına şüphe sokmak amacıyla günün erken vakitlerinde Kur'an-ı Kerim'e iman ettiklerini ileri sürmeye, akşama doğru da "biz kendi kitaplarımızdan inceledik, bu kitabın Allah katından gönderilmiş kitap olduğuna dair bir delile rastlayamadık" diyerek inkâr etmeye karar vermişlerdi. Bu yolla Müslümanların da kendi dinleri hakkında şüpheye düşmelerini ve dinlerini terk etmelerini sağlamayı amaçlıyorlardı. Yukarıdaki ayeti kerimede de bu olaya işaret edilmektedir." Bu âyetin sebebi nüzulüyle ilgili olarak, İbnu İshak'ın Abdullah ibnu Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre, (yahudilerden) Abdullah ibnu Sayf, Udeyy ibnu Zeyd ve Haris ibnu Avf birbirlerine: "Gelin Muhammed'e ve ashabına indirilen dine sabahleyin inanıp akşama doğru inkâr edelim. Böylece dinleri konusunda onları tereddüde düşürelim. Belki böylece onlar da bizim yaptığımızı yaparlar da dinlerinden dönerler" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.

Yahudilerin mantığı işte budur. Onların kuklası durumundaki Arafat da aynı mantığı kullanmakta ve böylece İslâmi oluşumlar hakkında tereddütler ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Ancak bizi üzen İslâmi yayın organlarının bu fitneci kaynakların ürettiği asparagasları: "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun aslını araştırın." (Hucurat, 49/6) kuralının süzgecinden geçirme gereği duymadan aynen kullanmalarıdır.

Yeni Şafak gazetesinin 15 Eylül 1996 tarihli sayısının Dış Haberler sayfasında "HAMAS'ta yeni strateji arayışı" başlığını taşıyan haberde gündeme getirilen iddialar tamamen asılsızdır. Haberin çağdaş sömürgeci güçlerin çıkarlarına hizmet eden Reuters Ajansı kaynaklı olması da zaten mahiyetini bütün netliğiyle ortaya koymaktadır.

Haberde, "ismini açıklamayan" bir HAMAS üyesinin veya isimleri verilmeyen birtakım HAMAS üyelerinin açıklamalarından söz ediliyor. Bilindiği üzere, genellikle İslâmi oluşumlar hakkında şüphe ve tereddüt uyandırma amacına yönelik haberlerde bu şekilde "isimlerini açıklamayan" veya "isimleri verilmeyen" yani "meçhul" kişilerin açıklamaları gündeme getirilir. Bu tür açıklamalar tıpkı "faili meçhul" cinayetler gibidir.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, HAMAS disiplinli bir direniş hareketi ve bağımsızlık mücadelesi veren bir örgüttür. Dolayısıyla bu hareket içinde herhangi bir liderlik sorunu yaşanmamaktadır. İslâmi olmayan kaynaklar vasıtasıyla isimlerini açıklamayan birtakım kişilerin ağızlarından ortaya atılan iddialar böyle bir sorunun yaşandığına delalet etmez.

Filistin'deki İslâmi oluşum hakkında şüphe ve tereddütler uyandırmak için bundan önce de çeşitli yalan haberler ve senaryolar ürettiğini çok iyi bildiğimiz Reuters Ajansı'nın uydurduğu habere göre ismini açıklamayan bir HAMAS mensubu şöyle demişmiş: "HAMAS'ın stratejisinin ne olduğunu artık kimse bilmiyor. Önemli her konuda hiç sesimiz çıkmıyor. Kaybolmuş durumdayız. Askeri faaliyetlerimizi durduracak mıyız? Filistin özerk yönetimiyle diyaloga mı yoksa bir mücadeleye mi gireceğiz? Bu konularda bir fikir birliği yok."

Aslında buradaki ifadeler haberin asparagas olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Çünkü tamamıyla kin ve nefret kokuyor. Bir HAMAS mensubunun değil bir HAMAS düşmanının ağzından çıkmış olduğu apaçık ortada. Üstelik belirtilen konularda HAMAS'ın tavırları gayet açıktır. Hiçbir kapalılık söz konusu değildir ve HAMAS adına yapılan en son açıklamalarda bile bu konulara temas edilerek şöyle denmişti: "Biz HAMAS olarak, siyonist yönetimi kimlerin elinde tuttuklarını dikkate almadan, Filistin toprakları üzerindeki mevcut işgal devam ettiği sürece işgale karşı direnişimizi sürdüreceğiz. Bizim sorunumuz şu veya bu partiyle değil topraklarımıza çöreklenmiş olan işgalin bizzat kendisiyledir." Özerk yönetimle ilişkiler konusunda ise şu açıklama yapılmıştı: "Şu anda özerk yönetimle HAMAS arasındaki ilişkiler iyi bir durumda değildir ve özerk yönetim tarafından bütün kırmızı çizgiler aşılmıştır. Bir patlamanın ve çatışmanın olmamasının sebebi ise HAMAS'ın inancı ve akli değerlendirmeyi esas alarak gençlerini tutmaya çalışmasıdır. Eğer bu şekilde inanç ve akli değerlendirmeden kaynaklanan tutum duruma hâkim olmasaydı mutlaka Filistinliler arasında bir çatışma olabilirdi. Eğer böyle bir çatışmanın önlenmesinden tarih övgüyle söz edecekse HAMAS'ın söz konusu tutumunu nurdan mürekkeple yazacaktır. Çünkü yara almasına, fertlerinin tutuklanmasına, özerk yönetim zebânilerinin uyguladığı işkencelere ve insanlık dışı uygulamalara rağmen Filistinliler arası bir çatışmaya fırsat vermemek için büyük çaba harcıyor." Bu açıklamada da dile getirildiği üzere özerk yönetimin HAMAS'a karşı bütün kırmızı çizgileri aşmasına rağmen HAMAS Filistinliler arası bir çatışmaya fırsat vermemek için büyük bir dikkatle davranmakta ve sürekli diyalog yolunu tercih etmektedir.

Habere göre birçok HAMAS üyesi, HAMAS'la Müslüman Kardeşler arasında ideolojik görüş ayrılığı olduğunu ileri sürüyormuş. Oysa bu iddia da tamamen asılsız ve saçmadır. HAMAS, Müslüman Kardeşler cemaatinin bir parçasıdır ve arada herhangi bir ideolojik görüş ayrılığı mevcut değildir. Bu husus en son olarak Müslüman Kardeşler'in Avrupa temsilcisi Kemâl Hilbâvi tarafından dile getirildiği gibi HAMAS ileri gelenleri tarafından da vurgulanmaktadır. Haberde kastedilen "birçok HAMAS üyesi"nin kimler olduğunun belirtilmemesi asılsızlığının bir delilidir.

Yine habere göre bazı HAMAS mensupları, mevcut HAMAS yönetiminin, hareketi yalnızlığa ittiğini ileri sürüyormuş. Oysa HAMAS mevcut stratejisi ve mücadelesiyle İslâm'ı bir bütün olarak algılayabilen ve Batı'dan ithal edilen beşeri ideolojilerin etkisinde kalmayan bütün İslâmi akımların takdir ve desteğini kazanmıştır. Şu ana kadar izlediği tavizsiz politikası da bu desteğin artmasına vesile olmuştur. Söz konusu iddianın sahiplerinin de HAMAS üyelerinden değil de, Arafat'ın "fitneciler ekibi"nden olmaları kuvvetle muhtemeldir.

Haberde bazı HAMAS mensuplarının: "HAMAS birçok hata yaptı, Gazze'de bulunan HAMAS liderleri Ortadoğu barış sürecinden sonra meydana gelen değişime ayak uyduramadı. Cesaretli kararlar alamadı. Bundan dolayı mevcut HAMAS liderlerinin görevlerinden çekilerek yerlerine yeni kadroların gelmesi gereklidir" dedikleri ileri sürülüyor. Ortadoğu Barış Süreci'nden sonra yaşanan değişim, genelde bütün İslâmi hareketin özelde HAMAS'ın "vazgeçilmez" olarak kabul ettiği temel ilkelere ters olduğundan dolayı bu değişime ayak uydurulması zaten gerekmiyordu. İslâmi oluşumların kendi kimliklerini korumaları, başkalarının yönlendirdiği değişime ayak uydurmalarından daha yararlıdır. Müslümanlar, başkalarının telkinleri doğrultusunda gerçekleşen değişime göre şekillenmekle değil, ortamı savundukları ilkelere göre değiştirmekle yükümlüdürler. Eğer başkalarının yürüttüğü değişim sürecine göre kimlik ve kişilik kazanacaklarsa o zaman beşeri düzenlerin kuklaları olmaktan öte bir şey yapamayacaklardır. Cesaretli kararlar almak kölelik ilanı anlamına gelen teslimiyet kararları almak değil, kimliği muhafazada direnmeyi öngören kararlar alabilmektir. Ama ne yazık ki, bugün sömürgeci düzenler kendilerine köle olunmasını cesaret olarak yansıttıklarından kölelik ilanlarını da cesaretli kararlar olarak gösteriyorlar. Onlara göre Arafat'ın kölelik ilanı cesaretli bir karar, ama HAMAS'ın direnişi tercih etmesi cesaretli karar alamamaktır. Bu itibarla söz konusu iddianın sahiplerinin de HAMAS mensuplarından değil Arafat'ın fitnecilerinden oldukları kesindir.

Fitnecilerin geçmişte uydurdukları haberler Filistin'deki bağımsızlık mücadelesini etkilemediği gibi gelecekte de etkilemeyecektir. Ama İslâmi kimlikle halkımızın karşısına çıkanlara, Allah karşısında verecekleri hesabı düşünerek, Müslüman kardeşlerine karşı uydurulan fitne amaçlı haberlerin taşıyıcılığını yapmamalarını tavsiye ediyoruz. Unutmayalım ki Hz. Aişe'ye iftira edilmesi olayında Yüce Allah, haberi uyduranları azarladığı gibi o haberi toplum içinde yayanları da azarlamış ve onlara şu hatırlatmada bulunmuştu: "Onu duyduğunuzda mü'min erkeklerle mü'min kadınların kendileri hakkında hayır düşünmeleri ve: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?" (Nur, 24/12) "Siz onu dillerinize doluyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızla söylüyordunuz ve onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa o Allah katında büyüktür. Onu duyduğunuzda: "Bize bunu konuşmak yakışmaz. (Ey Rabbimiz!) Sen yücesin! Bu büyük bir iftiradır" demeli değil miydiniz? Eğer mü'minler iseniz bunun benzerine bir daha asla dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir." (Nur, 24/15-17)