İsrail Filistinlileri Birbirine Kırdırma Amacında

Yahudiler tarih boyunca insanları birbirine düşürmeleriyle ün kazanmışlardır. Bu yüzden onların bu konuda yüzyıllar öncesinden gelen bir tecrübeleri vardır. Hicretten önce Medine'de oturan Evs ve Hazrec kabilelerini birbirine düşüren de onlardı. Onların birbirine düşman ettiği bu iki kabileyi Yüce İslâm dini kardeş kıldı ve aralarında dostluk ve sevgi bağlarını yeniden tesis etti.

İşte bugün İsrail'e hükmeden siyonist yahudiler insanları birbirine düşürme konusunda yüzyıllar boyunca kazandıkları tecrübelerini Filistin halkını birbirine düşürmek için çaba harcıyorlar. Bu konuda ellerine geçen her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlar.

İsrail, Filistin özerk yönetimine bağlı polislerin 18 kasım 1994 Cuma günü Gazze'de Cuma namazından çıkan insanların üzerine ateş etmesi sonucu çıkan ve 13 Filistinlinin ölümüyle 200 Filistinlinin de yaralanmasıyla sonuçlanan olayları bu konuda iyi bir fırsat olarak değerlendirmek istedi. Ancak özellikle Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin gösterdiği istikrarlı ve dikkatli tavır siyonistlerin amaçlarına ulaşmalarını önledi.

Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS) söz konusu olaylarda mağdur taraf olmasına rağmen, Filistinlileri birbirine düşürmeyi amaçlayan İsrail'e fırsat vermemek için uzlaşmayı ve olayların araştırılması için ortak heyet oluşturulmasını kabul etti. Fakat İsrail yönetimi bundan rahatsız oldu ve Gazze olaylarını araştırmak için oluşturulan heyete HAMAS mensuplarının alınmasına karşı çıktı. İsrail Askeri İstihbarat Dairesi başkanı Yuri Saghi konuyla ilgili açıklamasında özerk yönetimin Gazze olaylarını araştıracak komisyona üç HAMAS üyesini almakla HAMAS karşısında zafiyet gösterdiğini ileri sürdü. O bu iddiasıyla, aslında arzuladıkları kavganın çıkmamasından ve Gazze olaylarının büyütülmemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmeye çalışıyordu.

Ne var ki, benzerlerini daha önce İsrail askerlerinin gerçekleştirdiği böyle bir katliamı bu kez Arafat'ın emrindeki polislerin gerçekleştirmesi çeşitli yönlerden düşündürücüydü. HAMAS'ın resmi sözcüsü İbrahim Goşe bu olaylarla ilgili açıklamasında: "Arafat'ın bu katliamı gerçekleştirmedeki amacı Batılı ülkelerden yardım koparabilmek için, Filistin'de kurdurulan özerk yönetimin kendisine verilen görevi hakkıyla yerine getirdiğine bu ülkeleri ikna etmekti" dedi. Onun bu sözlerinden Arafat'a Filistinlileri birbirine düşürme görevinin de verildiği anlamı çıkıyordu.

Daha sonra basına akseden bazı haberler ve gelişmeler Goşe'nin bu iddiasını biraz doğrular nitelikteydi. Öncelikle ABD dışişleri bakanlığınca hazırlanan bir raporda Filistin polisinin 18 Kasım 1994'teki olaylarda gösterdiği tavırdan övgüyle sözediliyordu. Yine aynı raporda Arafat'ın "aşırı hareketleri önleme" konusunda istenen başarıyı gösterememekle beraber Gazze olaylarında "zoru başardığı" dile getiriliyordu. Bazı İsrail gazetelerinde çıkan haberlerde birtakım İsrail askeri uzmanlarının başbakanları Rabin'e HAMAS'a karşı Arafat'a bağlı el-Fetih militanlarının silahlandırılmasını teklif ettikleri ve Rabin'in de bu teklifi yerinde bulduğu dile getirildi. Bu haberlerin basına aksetmesinin üzerinden fazla zaman geçmeden İsrail dışişleri bakanı Şimon Perez'le FKÖ lideri Yasir Arafat Erez sınır kapısında bir görüşme yaptılar. Perez-Arafat görüşmesinde bu konu üzerinde durdukları ve Arafat'ın teklife olumlu baktığı bildirildi.

Bu ikili görüşme daha gündemden düşmeden Arafat, Nobel barış ödülünü almak üzere Norveç'in başkenti Oslo'ya gitti ve orada HAMAS'ı ağır bir şekilde eleştiren bir konuşma yaptı. Bu konuşma İsrail'in arzuladığı kavgayı kızıştırmaya katkıda bulunmaktan başka bir amaç taşımıyordu.

İsrail'in Filistinlileri birbirine düşürmek için başvurduğu yollardan biri de yetiştirdiği bazı ajanları kullanmak. Bu ajanlar konusu Filistin'de uzun yıllardan beri sorun olmuş bir konu. İnsanlar manevi değerlerden soyutlanınca birtakım maddi çıkarlar için kendi öz halklarına ve insanlarına ihanet etmeleri zor olmuyor. İşte İsrail de, Filistinliler arasında sürtüşme çıkarmak, onları birbirine düşürmek amacıyla bu manevi değerlerden soyutlanmış kimselerden yararlanıyor.

4 Mayıs 1994'te Kahire'de imzalanan anlaşmanın 20. maddesinin 4. fıkrasında İsrail hesabına çalışan ajanlar meselesi ele alınıyor ve şöyle deniyor: "Filistin tarafı daha önce İsrail yönetimiyle bağlantı içinde olan Filistinliler sorununu çözmeyi ve üzerinde anlaşma sağlanan bir çözüm ortaya konuncaya kadar onları yargı önüne çıkarmamayı ve kendilerini herhangi bir şekilde rahatsız etmemeyi taahhüt eder." Bu fıkra İsrail hesabına çalışanların bu alandaki çalışmalarını serbestçe yürütmelerine imkân sağlanmasını öngörüyor. Tabiatıyla Gazze ve Eriha'da kurdurulan özerk yönetim bunun gereğini yerine getiriyor ve "İsrail yönetimiyle bağlantı içinde olanların" serbestçe çalışmalarına fırsat veriyor.

İsrail hesabına çalışanlar son zamanlarda daha çok "faili meçhul cinayetler" yoluyla Filistinliler arasına fitne sokma çabası içine girdiler. Örneğin 2 Kasım 1994'te İslâmi Cihad Örgütü'nün Gazze'deki liderlerinden Hâni el-Abid bu İsrail hesabına çalışanlar tarafından öldürüldü. Daha önce de Filistin'in bağımsızlığı için mücadele eden değişik örgütlere mensup bazı kişiler böyle faili meçhul cinayetlere kurban gittiler. Son olarak 22 Aralık 1994'te HAMAS mensuplarından İbrahim Muhammed Yaği, Eriha'nın caddelerinden birinde sabah işine giderken öldürüldü. Özerk yönetim "İsrail'le bağlantı içinde olanları" yargı önüne çıkarmamayı ve kendilerini rahatsız etmemeyi taahhüt ettiğinden bu faili meçhul cinayetlerin üzerine pek fazla gitme cesareti gösteremiyor.

İsrail yönetimi faili meçhul cinayetleri sadece özerk yönetimin sorumluluğuna verilen bölgelerde gerçekleştirmekle kalmıyor. İşgal altında tutulan diğer topraklarda da bu tür cinayetler işletiyor.