Filistinli Çocuğun Tatili

23 Haziran 2002 Pazar

 
 
 
 

Bu sıralarda bütün dünyada çocuklar yaz tatiline girmiş durumdalar. Şimdi herkes çocuğuna nasıl bir tatil imkanı sunacağını düşünüyor. Bazıları çocuklarının yaz dönemlerini iyi değerlendirebilmeleri için onları tatil yaparken bir şeyler öğrenebilecekleri yaz kamplarına göndermenin hesaplarını yapıyor. Bazıları çocuklarını yaz kurslarına göndererek onlara özel bir tatil eğitimi verdirme çabası içinde. Bazılarının düşüncelerinde bir deniz kenarına giderek tatilin tadını çıkarmak var. Kısacası bütün herkes canlarından aziz bildikleri ve yanlarında özel bir konuma sahip olduklarını düşündükleri çocuklarının tatillerinin de çok özel olması için fırsatları değerlendirmenin gayreti içinde.

Bütün dünyada ailelerin çocuklarının iyi bir yaz tatili geçirmesi için telaş içinde olduğu şu günlerde Filistinli çocuklar siyonist işgalcilerin gerçekleştirdiği saldırıların yol açtığı ateş hattında varoluş mücadelesi veriyorlar. Onların "yaz tatili" konusu üzerinde düşünmeye fırsatları bile yok. Çünkü onlar hayat mücadelesi içindeler. Her gün, siyonist vahşetin saldırılarına hedef olan, ömürlerinin baharında bir iki arkadaşlarını toprağın altına gömüyorlar. Şimdilik yaşamaya devam edenler ise siyonist vahşetin kendilerine de acımayacağının farkındalar. Bu yüzden adeta ölüm sırası bekler gibi bir korku ve endişe içindeler. Buna rağmen yine de zilleti değil izzet ve onur içinde vahşete direnmeyi tercih ediyorlar. Ellerindeki taşlarıyla korkakların kullandığı tankların karşısına geçip şeref mücadelesi veriyorlar. Haccda şeytanı taşlayan hacıların bilinciyle belki biraz daha bilinçli bir şekilde taşlıyorlar o tankları ve onları kullanan insan kılığındaki vahşi şeytanları. Taşlanan sadece o tanklar ve onları kullananlar değildir. O tankları kullanarak bir marketin önünde ailesine bir şeyler götürmek için kuyruğa giren küçük çocukları tank mermilerine hedef yapabilecek kadar canavarlaşan anlayıştır. "Çocuk Hakları Sözleşmesi" çıkarıp da Filistin'de kendi öz yurtlarında daha hayata yeni gözlerini açtığı sırada siyonist vahşetin saldırılarına hedef olan o zavallı bebecikleri görmek bile istemeyen sözde "çağdaş uygarlık"tır aynı zamanda. Hiçbir haklı gerekçeye dayanmayan işgali meşrulaştırıp, kendi öz yurtlarında varlık haklarını savunanlara karşı uygulanan soykırımı "nefsi müdafaa" olarak gören çağdaş emperyalizmdir taşlanan.

Gelin orada, siyonist vahşeti, çağımızın "Büyük Şeytanı"ı durumundaki Amerikan emperyalizmini ve onun güdümündeki sözde "çağdaş uygarlığı" taşlayarak izzetlerini, onurlarını, vatanlarını ve şereflerini korumaya çalışan, bu yüzden de tatil yapmaya vakitleri olmayan çocukların dünyasına girelim biraz. Onların seslerine ve duygularına kulak verelim. Bu amaçla bir basın ekibinin onların dünyalarını keşfetmek için yapmış olduğu kısa röportajlardan alıntılar yapıyoruz:

İsa ve Fadi, Batı Yaka'nın köylerinden birinde ikamet eden iki kardeş. Her ikisi de on yaşından küçük. Bir konfeksiyon atölyesinde ayak işleri yapıyorlar. Soruyoruz kendilerine:

-Bu küçük yaşta neden çalışma ihtiyacı duyuyorsunuz? Öğretim dönemi bittikten sonra tatil yapmak sizin de hakkınız değil mi?

Fadi cevap veriyor:

-Biz on kişilik bir aileyiz. Babamsa işsiz. Peki ben ne yapabilirim?

Fadi soruya soruyla cevap veriyor. Ama onun sorulu cevabı ikinci bir soruya ihtiyaç bırakmayacak kadar açık ve net.

Biraz ileride el-Halil'den 12 yaşındaki Yezin'le karşılaşıyoruz. Küçük bir tezgah açmış, ufak tefek bir şeyler satıyor. Bu küçük yaşta ticaretle uğraşmasının sebebini sorduğumuzda şu cevabı veriyor:

-İhtiyaçlarımı ve oyuncaklarımı satın alabilmek veya çocuk kulüplerinden birine üye olmak için çalışmak istiyorum. Biz dünyadaki diğer çocuklardan farklıyız. Biz Filistin'de hürriyet ve güvenlikten mahrum durumdayız. İsrail askerleri silahlarıyla şu caddenin başında göründüklerinde ben tezgahımı olduğu yerde bırakıp kaçıyorum. Tabii kaçarken de içimde yeniden tezgahıma kavuşma ve ekmek paramı kurtarma arzusu oluyor.

Yezin'in az ilerisinde Ahmed adlı çocuk var. O da el-Halil'in kuzeyindeki Beni Nu'aym kasabasından. Maruz kaldığı baskı ve terörün onda bıraktığı izler yüzünden okunuyor. Arkadaşının basın mensuplarıyla konuştuğunu görünce o da yanımıza yaklaşıyor. Alnından terler fışkırıyor. İçindeki ızdırabını dışarıya dökmenin telaşı içinde, sabırsızca söze karışıyor ve içini dökmeye başlıyor:

-Ben vaktimin çoğunu askeri kontrol noktalarında harcıyorum. el-Halil şehrine gelebilmek ve taşıdığımız mallarımızı burada satabilmek için bir sürü yaya yol yürüyoruz. Bunları satarak benim ve sekiz kardeşimin günlük yiyeceğini temin etmeye çalışıyorum. Her gün en çok arzuladığım şey el-Halil'in çevresindeki kontrol noktalarının kalkması ve el-Halil'e kolayca gelebilmemizdir. O zaman akşam ev için satın aldığım domatesi, patatesi ve ekmeği rahatça yanımda taşırım.