Yeniden İstişhadi Eylemler

22 Mayıs 2002 Çarşamba

 
 
 

Aksa İntifadası'nın yol açtığı sonuçlar ve "İsrail toplumu" olarak nitelendirilen yahudi göçmen kitlede doğurduğu problemler İsrail işgal devletini bayağı endişelendirmeye başlamıştı. Özellikle dünyanın değişik ülkelerinden getirtilerek Filistinlilerden zorla gasp edilen arazilerin üzerine yerleştirilen yahudi göçmenlerden bir milyona yakın insanın, can güvenliği ve istikrarsızlık probleminden dolayı Filistin'i terk etmesi yani "tersine göç" hadisesi İsrail işgal devletini kendi geleceği konusunda endişelendirir oldu. Çünkü işgal devleti açısından Filistin topraklarına yerleştirilen yahudi göçmenler damarlardaki kan rolü oynamaktadır. Onların tersine göçleri işgal devleti için de kan kaybı anlamı taşır. Bunun yanı sıra, intifadanın doğurduğu ortam başta turizm sektörü olmak üzere İsrail ekonomisini ayakta tutan birçok sektörün ağır darbeler yemesine sebep oldu. İntifadanın devam edip gitmesi ise ortaya çıkan sıkıntıların günden güne büyümesine sebep olacak ve işgalci siyonistlerin Güney Lübnan'da maruz kaldıkları duruma benzer bir durumla karşı karşıya gelmeleri sonucunu doğuracaktı. İşte bu noktada işgalci siyonistler geleceklerini, Filistin toprakları üzerindeki sultalarını tartışmaya başladılar. Genel hatlarla yapılan değerlendirmelere göre bu çıkmazdan kurtulmanın iki çözüm formülü olabilecekti: Birincisi: 4 Haziran 1967 öncesi sınırlara çekilmek suretiyle, tüm Arap ülkelerinin kabul edebileceği, Arafat yönetiminin havada kapacağı, AB'nin desteklediği, Filistin toplumunun da önemli bir kesiminin kabul edebileceği iki devletli çözüm formülüne razı olmak. İkincisi: Oldukça geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirerek, Filistin direnişine ağır darbe vurup, onu bir daha belini doğrultamayacağı duruma sokmak, ardından da Kudüs'ten başlayarak Filistinli nüfusu azaltmayı amaçlayan tasfiye politikası uygulamak. Bazı kesimler birincisini daha mantıklı bularak İsrail'i 4 Haziran 1967 öncesi sınırlara çekilmeye çağıran gösteriler ve medyatik etkinlikler düzenlediler. Fakat işgal devletinin başındaki Şaron bu çağrılardan rahatsız oldu ve daha önce de zaman zaman gündeme getirdiği ikinci formülü uygulamaya koydu. Bu formülün uygulanması konusunda ise ABD ile önceden anlaştı ve gerek ABD başkan yardımcısı Dick Cheney, gerekse Ortadoğu özel temsilcisi Anthony Zinni ile yapılan görüşmelerde destek sözü alındı.

İşgal devleti bir yandan vahşi operasyonu yürütürken bir yandan da bu operasyonun başarılı olduğuna "İsrail toplumu" olarak nitelendirilen göçmen toplumu ikna edebilmek için yoğun siyasi ve medyatik faaliyetler yürüttü. Hatta bu amaçla anketlerle yanıltma metoduna da başvurdu ve sonucu önceden belirlenen birtakım anketler yaptırarak piyasaya İsraillilerin % 90'dan fazlasının bu operasyondan memnun olduğuna ve operasyonun başarılı olduğuna inandığına dair bilgiler yaydı. İşte bu noktada Filistinlilerin eylemlerini ve direnişlerini durdurmaları, işgalcilerin propaganda faaliyetlerinin etkisini göstermesini sağlayacak, dolayısıyla ardından tasfiye planlarının devreye sokulması için faaliyetlere başlanacaktı. İşgal devleti, Filistinlilerin operasyon karşısında yılgın ve yenik duruma düştüklerini gördüğünde aynı zamanda kendini masa başında da baskın görecek ve telkin yoluyla anlaşmalar imzalamaya ve istediği her şeyi yaptırmaya başlayacaktı.

Filistinli direnişçiler İsrail'in bu hesaplarını yakından tetkik ettiler ve onun hesaplarının bozulması için yeni eylemler gerçekleştirilmesinden başka bir çıkış yolu olmadığı kanaatine vardılar. Ben de şahsen Filistin meselesiyle ilgilenen bir yazar olarak hadisenin içinde olan insanlara bu konuyla ilgili sorular sorduğumda eylemlerin amaçları hakkında bu bilgileri aldım.

Tel Aviv yakınlarında ve 1948'de işgal edilmiş daha başka bölgelerde ard arda gerçekleştirilen ve işgal devletine oldukça ağır darbeler indiren eylemler işgal devletinin hesaplarını alt üst etti. Bu eylemlerle birlikte Filistin direnişinin yılmadığı ve durmayacağı ortaya çıktı. Bu durum karşısında yahudi göçmenler de can güvenliği ve istikrarsızlık probleminin aşılamadığını gördüler. Bu durumu gören büyük bir kalabalığın, Tel Aviv'de gösteri düzenleyerek yeniden İsrail'i yukarıda sözünü ettiğimiz birinci formüle çağırmaları, yapılan yönlendirme amaçlı anketlerin pek de inandırıcı olmadığını ortaya çıkardı. Filistin direnişinin eylemleri karşısında sarsılan işgal devleti önce Gazze'ye yönelik operasyon planını gündeme getirdi. Fakat bundan önceki yazımızda dile getirdiğimiz üzere bu operasyonun kendisi açısından epey külfetli bir sonuç doğuracağını tahmin ettiğinden bu planı rafa kaldırıp, HAMAS'a yönelik: "Eğer saldırıları durdururlarsa biz de saldırıları durdurabiliriz" tarzında çağrılar yapmaya başladı.

Filistin direnişinin karşı karşıya olduğu şartları, İsrail işgal devletinin hesaplarını vs. yakından incelemeksizin, uluslararası siyonizmle çıkar bağlantısı içindeki medyanın yönlendirmelerinden etkilenerek yorumlar yapanlar Filistinlilerin eylemlerine çeşitli tenkitler yöneltmektedirler. Oysa her şeyi kendi realitesine göre tahlil etmek gerekir.