Tahran Konferansı

30 Nisan 2001 Pazartesi

Geçtiğimiz hafta "Filistin'deki İntifadayı Destek İçin Uluslararası Konferans"a katılmak için İran'a gitmiştim. Bu aynı zamanda benim İran'a ilk seyahatimdi. Ancak bu yazıda ağırlıklı olarak İran üzerinde değil söz konusu konferans üzerinde durmak istiyorum.

İran'ın radyo ve televizyonlarının birçoğundan naklen verilen, basılı medyasında da önemli yer tutan, Arap medyasında da öncelikli haberler arasında gündeme getirilen, ayrıca ABD'nin de bir hayli gündemini meşgul eden bu konferansın Türkiye'de çok fazla yankı bulmadığına şahit oldum. Üstelik Türkiye medyasına konferansla ilgili haberlerin çoğunlukla çarpıtılarak veya hatalı bilgilerle aktarıldığını buraya döndükten sonra fark ettim.

Konferansa Türkiye'den sadece iki kişi katıldı. Benimle birlikte, Zaman gazetesinden Erhan Başyurt. Bu ilgisizliğin sebebini tam olarak bilemiyorum, ama bu sıralarda İran'da gerçekleştirilen herhangi bir etkinliğe ilgi göstermenin fişlenme endişesine yol açması olabilir. Oysa ABD'nin dahi katılmasa bile yakın ilgi gösterdiği böyle geniş çaplı bir etkinliğe ilgisiz kalınmasını son derece anlamsız bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Konferans zannedildiği gibi bir örgütler zirvesi değil, çoğunlukla üst düzey devlet yetkililerinin katıldığı resmi nitelikli bir uluslararası toplantıydı. Konferans daha çok parlamenterlere yönelikti ve en az elli ülkeden resmi nitelikli temsilci vardı. Bunların çoğunluğunu da ülkelerinin meclis başkanları veya meclis başkan yardımcıları oluşturuyordu. Örneğin Suudi Arabistan, Yemen, Suriye, Lübnan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Umman, Filistin Özerk Yönetimi, Somali, Cibuti, Benin, Senegal, Fas, Sudan, Malezya, Endonezya, Pakistan gibi ülkelerin parlamento başkanları veya başkan yardımcıları oradaydı ve hepsi birer konuşma yaptılar. Bunların yanı sıra Mısır, Libya, Cezayir, Tunus, Mozambik, Tanzanya, Nijerya, Gine, Gine Bisau, Fildişi Sahili, Tacikistan, Küba, Sri Lanka, Ürdün gibi ülkelerden çoğunluğu parlamento üyesi olmak üzere üst düzey devlet temsilcileri oradaydı. Bunların bazıları da ülkelerinin eski meclis başkanlarıydı. İngiltere, Filipinler gibi bazı ülkelerden, ülkelerindeki Müslüman halkların haklarıyla ilgilenen oluşumların üst düzey yetkilileri bulunuyordu. Bunların yanı sıra çok sayıda ülkeden değişik sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de katılanlar arasındaydı. Resmi temsilcilerin yanı sıra HAMAS, İslami Cihad, Lübnan'daki Hizbullah, Emel, Cemaati İslamiye, Pakistan'daki Cemaati İslamiye, Cezayir'deki Nahda Hareketi başta olmak üzere çok sayıda İslami oluşumun liderleri de konferansa katıldılar. Ayrıca herhangi bir ülkeyi ve örgütü temsil etmeseler de İslam dünyasında tanınan birçok yazar ve fikir adamı da davetliler arasındaydı. İKÖ'nün eski genel sekreteri ve yaşı bir hayli ilerlemiş olan İzzuddin el-Iraki'yi, Filistin'in tanınmış yazarlarından ve fikir adamlarından Münir Şefik'i bunların arasında zikredebiliriz. Katılanların tümü Müslümanları temsil eden kişiler değildi. Müslüman olmayanlardan da katılanlar vardı. Örneğin, Ortodoks hıristiyanların eski Kudüs patriği oradaydı ve gayet heyecanlı bir konuşma yaptı. Hatta diyebiliriz ki onun konuşması birçoklarının konuşmasından daha büyük bir ilgi gördü ve Filistin topraklarının bütünlüğünden taviz verilemeyeceği konusunda herkesi heyecanlandıran ifadeler içeriyordu.

Konferansın açılış konuşmasını İran'ın dini lideri olarak bilinen Ayetullah Ali Hamaney yaptı. Hamaney, bir saate yakın süren konuşmasında, Güney Lübnan'da eşit olmayan şartlara rağmen İsrail işgaline karşı kazanılan zaferin, Müslümanların direniş ve mücadele konusunda kararlılık göstermeleri halinde zafere ulaşmalarının kesin olduğuna delalet ettiğini dile getirdi. Hamaney, siyonistlerin Filistin topraklarında tam bir vahşet sergilemelerine ve terör estirmelerine rağmen ABD tarafından özellikle korunup desteklediklerine dikkat çekerek buna karşılık İslam ümmetinin de Filistin halkına sahip çıkmasının önemini vurguladı.

Hamaney'den sonra İran cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi bir konuşma yaptı. Onun konuşmasından sonra programa geçildi ve değişik ülkelerden temsilciler konuşmalar yaptılar. İki gün süren program boyunca yapılan konuşmalarda Filistin halkının direnişinin haklılığı ve desteklenmesinin zorunlu olduğu üzerinde ittifak edildi.

Programın bitiminden sonra bir kapanış bildirisi yayınlandı. Bu arada, Filistin halkına destek için bir Parlamenter Birliği oluşturuldu. Kapanış bildirisinde dile getirilen hususların burada aktarılması halinde söz hayli uzayacaktır. Ancak ilgi duyanlar için, Allah'ın izniyle söz konusu bildirinin bir tercümesini Web (Internet) sayfamızda yayınlayacağım.

Türkiye'de söz konusu konferansta, İsrail'e karşı ortak ordu oluşturulması, HAMAS'la Hizbullah arasında eylem ittifakı gibi konuların gündeme geldiğine dair haberler duydum. Ne kadar ilginçtir ki, büyük bir ilgiyle ve başından sonuna kadar izlediğim konferans süresince duymadığım bu haberleri Türkiye'ye geldikten sonra duydum.