Gönül Sohbeti

İslam ve Diğer İnanç Sistemleri

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

İnsan mutlaka belli bir inanç üzere olur. Çünkü insanın fıtratı bunu gerektirir. İnkarcılar da aslında belli bir inanç ve anlayış üzeredirler. Onların inançlarının temelini, Allah'ı ve ahireti inkâr anlayışı teşkil etmektedir. İnsanların birçoğu belli bir inanç sistemini benimsemişlerdir. Bu inanç sistemi bazen din, bazen bir felsefi akım, bazen de belli bir teori etrafında şekillendirilmiş ideolojik sistem olabilmektedir. Bunların tümünü genel anlamda "inanç sistemleri" başlığı altında ele alabiliriz. Bu genel isimlendirmeyi yaptıktan sonra inanç sistemlerini kendi içinde iki temel kategoriye ayırabiliriz.

Birincisi: İnsanlar tarafından şekillendirilen inanç sistemleri. Bu kategoriye girenler din, felsefi akım veya ideolojik sistem olabilir. Bu tür inanç sistemleri bazen toplum içinde taraftar bularak yayılabilmekte, bazen de sadece sistemi şekillendiren fert tarafından kabul görmekte ve onun kendine özel inanç sistemi olarak kalmaktadır.

İkincisi: Vahiy yoluyla gelen inanç sistemleri. Biz daha önce vahyin bir gerçek olduğunu anlatmaya çalıştık. Ancak insanlar, tarih boyunca vahiy konusunda zaman zaman tereddüt etmiş ve bazıları böyle bir şeyin olamayacağını ileri sürmüşlerdir. Aslında vahyin olabileceğini kabul etmek Allah'ın varlığını kabul etmekle irtibatlıdır. Allah'ın varlığını ve bütün kainatın yaratıcısı olduğunu kabul eden için vahiy gerçeğini kabul etmek de çok kolaydır. Bununla birlikte şunu da ifade edelim ki, tarih boyunca Allah'tan vahiy alan peygamberler olduğu gibi, vahiy aldıklarını ileri süren yalancılar da ortaya çıkmıştır. Ama peygamberlerin insanlara tebliğ ettiği inanç sistemleri geniş kitlelere yayılırken, bu konuda yalan söyleyenlerin hiçbiri tutunamamıştır. Tarihin ispat ettiği bu gerçek, Kur'an-ı Kerim'de de şöyle vurgulanmaktadır: "Eğer o (yani Muhammed) bize karşı kendiliğinden birtakım sözler uydurmuş olsaydı, muhakkak onu kuvvetle yakalardık. Sonra da hiç şüphesiz onun can damarını keserdik. O zaman sizden hiçbir kimse buna engel olamazdı. Şüphesiz o (Kur'an) takva sahipleri için bir öğüttür." (Hakka suresi, ayet: 44-48) Burada Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bir peygamber, onun insanlara tebliğ ettiği Kur'an'ın da vahiyle indirilmiş bir kitap olduğunun bildirilmesi amacıyla, vahiy almaksızın Allah'a iftirayla yalan uyduranların başlarına neler geleceğine dikkat çekiliyor. Nitekim bu gerçeği tarih de ispat etmiştir ve yalan söyleyerek kendilerine vahiy geldiğini iddia edenlerin hiçbiri tutunamamış, yalancılıkları çok kısa zaman içinde ortaya çıkmıştır. Üstelik birçokları çok fena hallere düşmüş, toplum içinde perişan olmuşlardır. Ayrıca yalan söyleyenlerle gerçekten vahiy alanlar arasında çok belirgin farklar bulunmaktadır. İnşallah bu konu üzerinde "Dinimizi Öğrenelim" bölümünde "Peygamberlere İman" konusuna geldiğimizde durmaya çalışacağız.

İnanç sistemlerini böyle iki genel kategoriye ayırdıktan sonra kendi içlerinde sınıflandırmak mümkündür. Fakat biz çok fazla ayrıntıya girerek, inanç sistemlerinin geniş bir sınıflandırmasını yapmak istemiyoruz. Biz bir seçim yapmak için yola çıktığımızı ve burada bir yol ayrımına geldiğimizi düşünelim.

Önümüzde iki ayrı yol var, biri bir tarafa gidiyor, diğeri başka tarafa. Bizim bunlardan birini seçmemiz gerekiyor. Ben de ortaokulda yoğun bir ateizm propagandası ile karşı karşıya kaldığımda böyle bir yolculuğa çıkmış ve her yol ayrımında bir tercih yaparak, Yüce Allah'ın hidayete erdirmesiyle Allah katında geçerli tek dinin İslam olduğu neticesine varmıştım. Şimdi sizlere işte bu yolculuğun bir serüvenini aktarıyorum. Bu sayımızda, bu yolculuğumuzun ilk yol ayrımına geldik. Ben bu yol ayrımında mutlaka vahye dayanan bir inanç sistemi veya din seçmem gerektiğine karar verdim. Niçin? İnşallah gelecek sayıda bu "Niçin" sorusunun cevabını vermeye çalışacağız.

Dinimizi Öğrenelim

Kitaplara İman

itaplara iman, imanın altı temel şartından biridir. Burada kitaplar denirken Allah katından vahiy yoluyla bildirilmiş ilahi kitaplar kastedilir. Ayrıca gerekli olan bu kitapların, Allah tarafından vahy edilmiş şekline iman etmektir. Yani eğer herhangi bir ilahi kitap insanlar tarafından değiştirilmiş, vahiy yoluyla gelmiş olan içeriği bozulmuş ise, o bozulmuş içeriğe iman etmek gerekmez. Bununla birlikte onun asıl şeklinin Allah tarafından vahy edilmiş olduğunu ve o asıl şekline iman etmek gerektiğini bilmek gerekir.

Kitaplara imanın gerekliliği konusunda ayet ve hadislerden birçok delil bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Peygamber kendine Rabbinden indirilene inandı, mü'minler de (buna inandılar). Tümü Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler." (Bakara suresi, ayet: 285)

"Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine, peygamberine indirmiş olduğu Kitab'a ve daha önce indirmiş olduğu Kitab'a iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse uzak bir sapıklığın içine düşmüştür." (Nisa suresi, ayet: 136)

Bu ayeti kerimelerden, Allah tarafından vahiyle gönderilen kitaplara iman etmenin mü'minlerin vasıfları olduğunu, onlara iman etmeyenlerin ise sapıklık içinde olduklarını anlıyoruz. Ayrıca meşhur Cibril hadisinde, Resulullah (s.a.s.) imanın şartlarını sayarken bunlardan birinin kitaplara iman olduğunu belirtir.

Yüce Allah, bütün peygamberlerine vahiyle bazı ilkeler bildirmiş, onlar da bu ilkeleri insanlara tebliğ etmişlerdir. Ancak bütün peygamberlere kitap verilmemiştir. Bazı peygamberler kendilerine vahyedileni ezberlemiş ve insanlara ezberden tebliğ etmişlerdir. Bazılarına küçük kitapçıklara sığdırılacak kadar vahiy gelmiştir. Bu vahiy metinlerinin yazıldığı kitapçıklara da suhuf adı verilmiştir.

Allah'tan vahiy yoluyla gelen en son kitap Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an-ı Kerim aynı zamanda bugüne kadar hiç tahrif edilmeden muhafaza edilmiş tek ilahi kitaptır. Ayrıca Kur'an-ı Kerim, geçmiş ilahi kitapların hükümlerini de nesh etmiştir, yani onların hükümlerini kaldırarak tümünün yerine geçmiştir. Dolayısıyla onların artık hükmen geçerliliği kalmamıştır. Fakat içerik olarak tüm ilahi kitaplardaki inanç esasları aynıdır. Sadece güncel hayatla ilgili hükümlerde, ceza hükümlerinde, bazı ibadet şekillerinde değişiklikler yapılmıştır. Kur'an-ı Kerim, geçmiş ilahi kitaplarda yer alan inanç esaslarının tümünü içerir. İbadet ve muamelat (kişisel ve toplumsal ilişkiler) konusunda da geçmiş kitapların hükümleri tamamen kaldırılmış, Kur'an-ı Kerim'in hükümleri geçerli kılınmıştır. Bu yüzden günümüzde insanların inanç, ibadet, ahlak ve muamelat konusunda esas almaları gereken tek ilahi kitap Kur'an-ı Kerim'dir. Bununla birlikte biz "Kitaplara İman" bölümümüzde, Kur'an'da sözü edilen diğer ilahi kitaplar hakkında da özet bilgiler vermeye çalışacağız.

İlahi kitaplar içinde en çok bilinen dört büyük kitap bulunmaktadır. Bunlar da: Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an-ı Kerim'dir. Bunlardan Tevrat, Hz. Musa (a.s.)'ya, Zebur, Hz. Davud (a.s.)'a, İncil Hz. İsa (a. s.)'ya, Kur'an-ı Kerim de son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'e vahyedilmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Sana hak üzere kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak Kitab'ı indirdi. Tevrat ile İncil'i de O indirmişti." (Ali İmran suresi, ayet: 3)

"Biz, Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a, oğullarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur'u vermiştik." (Nisa suresi, ayet: 163)

"Rabbin göklerde ve yerde olanları daha iyi bilir. Andolsun biz peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik." (İsra suresi, ayet: 55)

"Onların ardından, kendisinden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona da içerisinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayan, takva sahipleri için de yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik." (Maide suresi, ayet: 46)

Bu ayetlerden adı geçen kitapların hangi peygamberlere indirildiğini anladığımız gibi o kitapların Allah katında üstün ve değer sahibi kitaplar olduğunu anlıyoruz. Dolayısıyla bizim iman sahipleri olarak o kitapları da yüceltmemiz, üstün bilmemiz ve onların Allah tarafından vahyedilmiş şekillerine iman etmemiz gerekmektedir. Esas itibariyle bu kitaplar, onlara iman edenlere hakkı ve doğruyu tavsiye etmektedir. Bu yüzdendir ki Kur'an-ı Kerim'de o kitaplara inanlardan inandıkları kitapların gereğini yerine getirmeleri istenmektedir. Çünkü onlarda istenenleri yerine getirseler İslam'a girmeleri, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ve Kur'an-ı Kerim'e iman etmeleri gerektiğini bileceklerdir. Bu konuyla ilgili ayeti kerimeleri ve yukarıda adları geçen ilahi kitapların tahrif edilmesi konusunu gelecek sayımızda ele alacağız, inşallah.

Bir Peygamber Kıssası

Hz. Salih (a.s.)

eygamber kıssalarını aktarmaya devam ediyoruz. Fakat bilmek gerekir ki peygamberlerin hayatlarını tarih okur gibi okumayacağız. Onların hayatları bizim ufkumuzu açan ibretler içermektedir. Bu yüzdendir ki biz onların hayatları hakkında bilgi verirken sadece bilgi vermekle yetinmiyoruz, onların hayatlarından çıkarılacak ibretlere de dikkat çekmeye çalışıyoruz. İşte bu ibretlere de dikkat etmemiz ve onların hayatlarını kendi hayatımızda ufkumuzu açacak şekilde anlayıp değerlendirmemiz gerekmektedir. Ayrıca şunu da özellikle hatırlatalım ki insanlar arasında peygamberlerin hayatlarıyla ilgili pek çok hurafe ve aslı olmayan bilgiler dolaşmaktadır. Bu bilgilerin birçoğu peygamberlerin hayatlarıyla ilgili muhtelif kitaplara da girmiştir. Bu tür hurafelerin ve asılsız bilgilerin kaynağı "İsrailiyat" adı verilen efsanevi bilgilerdir. Bu bilgiler Beni İsrail (İsrail oğulları) kitaplarından aktarıldığından bu şekilde adlandırılmıştır. Bu bilgilerin birçoğu asılsız ve peygamberlerin sıfatlarına da terstir. İşte bu bilgiler karşısında dikkatli olmak, bunlardan peygamberlerin sıfatlarına ters düşenleri kesinlikle kabul etmemek gerekir. Peygamberlerin sıfatlarına ters düşmese de Kur'an ve sünnette yer alan doğrularla tekit edilmeyenlere biraz şüpheyle yaklaşmak gerekir. Biz Allah'ın izniyle peygamberlerin hayatlarını anlatırken Kur'an-ı Kerim'de ve Resulullah (s.a.s.)'ın hadislerinde yer alan bilgileri esas almaktayız. Bu hususu vurguladıktan sonra Hz. Salih (a.s.)'ın kıssasına geçmek ve onunla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde yer alan bilgileri sizlere aktarmak istiyoruz.

Salih (a.s.), Semud kavmine gönderilmiştir. Semud kavmi bugünkü Suriye ile Hicaz (Mekke-Medine bölgesi) arasında yer alan Hicr bölgesinde ortaya çıkıp yayılmıştı. Bunlar Ad kavminden sonra onların yaşadıkları bölgede ortaya çıkmış ve yayılmışlardı. (Kendilerine Hz. Hud'un peygamber olarak gönderildiği Ad kavminin durumu hakkında bundan önceki sayılarımızda bilgi vermiştik.) Dağları deliyor, kayaları oyuyor ve oldukça sağlam evler yapıyorlardı. Fakat tevhid inancından uzaklaşıp, küfür yollarına saptılar. Yüce Allah da kendilerine Salih (a.s.)'ı peygamber olarak gönderdi ve onları hak yola davet etti. Salih (a.s.) onlara çeşitli mucizeler göstererek kendilerini tevhid inancına çağırdı. Ne var ki onların içinden çok az kimse iman etti, diğerleri küfürde ısrar ettiler. En sonunda Allah onlara, kendilerini imtihan için bir dişi deve gönderdi. Bu imtihana göre bir sudan bir gün onlar istifade edecek, bir gün de suyu deveye bırakacaklardı. Ama onlar bu konuda kendilerinden isteneni yapmadıkları gibi ilahi bir mucizeyle ortaya çıkmış olan deveyi de kestiler. Üstelik: "Eğer söylediğin doğruysa hadi bize o tehdit ettiğin azabı getir" diyerek Salih (a.s.)'a meydan okudular. Allah da onlara azap olarak gökten müthiş bir ses gönderdi ve bu ses yüzünden hepsi oldukları yerde diz çöküp kaldılar. Böylece o sesle, hepsi helak oldu.

Burada Salih (a.s.)'ın kavminin kıssası hakkında özet bilgiler verdik. İnşallah gelecek sayıdan itibaren, Salih (a.s.) ve kavmi hakkında Kur'an-ı Kerim'de yer alan bilgileri aktararak oralardaki ibretler üzerinde durmaya çalışacağız.

Sireti Muhammedî

Hz. Hatice (r.anha) ve Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Onunla Evlenmesi

z. Hatice, Huveylid ibnu Esed'in kızıdır. Bu yüzden Hatice bintu Huveylid olarak bilinir. Önceden Ebu Hâle diye bilinen biriyle evlenmişti ve Ebu Hâle onunla evli olduğu sırada vefat etmişti. Ondan, Hâle adında bir oğlu dünyaya gelmişti. Hâle, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in üvey oğlu olmuştur. Huveylid kızı Hatice (r.a.) ticaretle uğraşan, şeref ve mal sahibi bir kadındı. Ticari işleri için ücretle adamlar tutar, elde edecekleri kârdan kendilerine belli bir yüzde vermek üzere onlarla anlaşma yapardı. Kureyş halkı da ticaretle uğraşan bir halktı. Resulullah (s.a.s.)'ın doğru sözlü, son derece güvenilir ve üstün ahlâka sahip biri olduğu haberi Hz. Hatice (r.a.)'ye ulaşınca ona haber gönderdi ve ticari mallarını Şâm'a götürmesini teklif etti. Ona, diğer tüccarlara verdiği payların en yükseğini vereceğini bildirdi. Resulullah (s.a.s.) bu teklifi kabul etti ve Hatice (r.a.)'nin mallarını Şâm'a doğru çıkardı. Resulullah (s.a.s.)'la birlikte Hatice (r.a.)'nin kölesi de kendisine yardımcı olmak üzere çıktı ve birlikte Şâm'a vardılar. Mekke'ye döndüklerinde Hatice (r.a.) malında o zamana kadar görmemiş olduğu bir bereket gördü. Bu arada Resulullah (s.a.s.)'ın özelliklerini de öğrenince aradığı kişiyi bulduğunu düşündü. İçine doğan düşünceyi yakın arkadaşı Nefise bintu Menih'e açtı. Bu kadın Resulullah (s.a.s.)'a Hatice ile evlenmesini teklif etmek üzere gitti. O da bu teklifi kabul etti. Sonra amcalarıyla konuştu. Amcaları Hatice (r.a.)'nin amcası Amr ibnu Esed'e gitti ve Hatice için teklifte bulundular. Bu olayın arkasından evlilik gerçekleşti. Hatice (r.a.) o zaman kırk yaşındaydı, Hz. Muhammed (s.a.s.) ise 25 yaşındaydı.

Hz. Hatice (r.a.), kavminin kendi zamanındaki kadınları arasında hem soy, hem mal varlığı, hem de zekâ bakımından en üstün olanıydı. Resulullah (s.a.s.)'ın kendisiyle ilk evlendiği kadın odur. Resulullah (s.a.s.) onun sağlığında başka kadınla evlenmemiştir. Allah ondan razı olsun. Resulullah (s.a.s.)'ın İbrâhim'in dışındaki çocuklarının hepsi ondan dünyaya gelmiştir. Hanımların seyyidesi ve herkesin örnek alması gereken üstün özelliklere sahip Hz. Fatıma (r. anha) da, Hz. Hatice (r. anha)'dan dünyaya gelmiştir.

Muhammed Gazali şöyle diyor: "Hz. Hatice büyük bir adamın hayatını tamamlayan değerli bir kadın niteliğindeydi. Kendilerine elçilik görevi verilenler oldukça hassas kalpler taşırlar. Değiştirmek istedikleri ortamda çok zorluklarla karşılaşırlar. Yerleştirmek istedikleri hayır için cihad ederken büyük sıkıntılarla karşı karşıya gelirler. Dolayısıyla özel hayatlarında kendilerine ünsiyet sağlayacak ve gönül rahatlığı verecek birilerine çok ihtiyaç duyarlar. İşte Hatice (r.a.) bu özelliklerde herkesten öndeydi. Dolayısıyla Muhammed (s.a.s.)'in hayatında onun güzel bir etkisi olmuştur."

Hz. Hatice (r.a.) üstün zekasının yanı sıra, istisnai özelliklere sahip bir kadındı. Bu yüzden, yaşadığı sürece Hz. Peygamber (s.a.s.)'e sürekli destek olmuş, ona yardımcı olmuştur. Hz. Peygamber (.s.a.s.)'e ilk vahiy geldiğinde önce bayağı sıkıntı çekmişti. İşte bu sıkıntılı günlerde Hz. Hatice ona moral yönünden destek olduğu gibi aynı zamanda birçok yönden de yardımcı olmuştur. İnşallah bu konulardan ileride söz edeceğiz.

Gelecek sayıda inşallah, Resulullah (s.a.s.)'ın Hira mağarasına çekilmesi ve vahyin başlangıcı hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Üç Adet Dilek

ax, geniş bir ormanın kenarında küçük bir evde karısı Elsa ile yaşayan bir oduncuydu. Bir gün, dev bir ağacı kesmeye hazırlandığı sırada dalda seke seke uçan bir cin gördü. Daha önce hiç cin görmemişti.

"Herhalde hayal görüyorum" diye gözlerini ovuşturdu. Fakat gözlerini yeniden açtığında cin hala orada duruyordu.

Cin güleç bir yüzle "Günaydın" dedi ve devam etti: "Eğer bu ağaca zarar vermezsen karınla senin üç dileğiniz gerçek olacak." Cin bu sözleri söyledikten sonra kayboldu. Max, o ağacı bırakıp başka bir ağacı kesti. Bütün gün çalıştı. Eve vardığında cini ve üç dileği unutacak kadar yorgundu. Karısına: "Ben acıktım, bu akşam ne yiyeceğiz?" diye sordu. "Patates çorbası" diye cevap verdi Elsa. Daha güzel yiyecekler alacak kadar paraları yoktu. "Gene mi?" diye söylendi Max. "Biraz değişiklik olsun diye güzel bir sosis istiyordum oysa ben."

Henüz sözünü bitirmişti ki, "dring" diye bir ses duyuldu ve kocaman bir sosis belirdi masada. Max hemen cini hatırladı ve karısına üç dilekten söz etti. Sözünü bitirdiğinde Elsa çok kızgındı. Bu kızgınlıkla söylenmeye başladı:

"Avanak adam, bizim değerli dileklerimizi bir sosise tercih ettin. Bu sosisin burnuna yapışmasını isterdim." Kadının bu sözlerinden sonra yine bir "dring" sesi duyuldu. Sosis masada havalandı ve Max'ın burnuna yapıştı.

Max karısına: "Ne yaptığına bak, onu çıkarmayı dene" diye homurdandı. Elsa, sosisi çıkarmayı deniyordu, fakat burnuna o kadar iyi yapışmıştı ki, bir türlü çıkmıyordu. Elsa bir yandan sosisi çıkarmaya uğraşırken bir taraftan da kocasına:

"Dünyanın tüm altınlarını ve mücevherlerini isteyelim, böylece çok güzel bir hayat sürdürebiliriz" diyordu. Max karısının bu sözlerine kızdı ve:

"Aptal olma. Burnumda bu sosis yapışıkken dünyanın tüm paraları benim olsa da ben insanların karşısına nasıl çıkarım. Bunların başımıza hiç gelmemesini isterdim" dedi. Tabii Max'ın bu sözlerinden sonra yine bir "dring" sesiyle sosisle birlikte üçüncü ve son dilekleri de kayboldu. Patates çorbalarının başına oturup kimin hatalı olduğu konusunda tartışmaya başladılar. Ancak eğer sosis ilk önce önlerine geldiğinde açgözlülük etmeden onu yemiş olsalardı, iki dilek hakkına daha sahip olacaklardı.

Fıkralar

Kibrit

Adamın biri kutudan bir kibrit çıkardı, yanmadı. İkincisini çıkardı, yanmadı. Sonunda üçüncüsü yanınca:

-Tamam başardım şimdi bunu saklayayım da gerektiğinde kullanırım.

Niçin Ağlıyormuş?

Yol kenarında ağlayan bir çocuğu gören bir adam yanına gidip sordu:

-Neden ağlıyorsun evladım.

-Çünkü hiç araba geçmiyor.

-İyi de bunun için ağlanmaz ki. Çocuk ağlamaya devam ederek:

-Ama öğretmenimiz araba geçmeden sakın karşıya geçmeyin dedi.

Teyzesini Sevindirmiş

Öğretmen çocuklara ders sırasında:

-Herkes her gün en azından bir kişiyi sevindirecek bir şeyler yapmalıdır, dedi ve Cengiz'e bakarak ekledi:

-Ama sen Cengiz, senin böyle bir şey yapacağını hiç sanmıyorum. Mesela dün birini sevindirecek bir şey yaptın mı? Cengiz gayet pişkin cevap verdi:

-Evet, mesela dün teyzemlerden dönerken teyzem çok sevinçliydi.

Ülser

Temel bir trenin kompartımanında karşısında oturan arkadaşına:

-Bende mısır ekmeği var, hadi gel onu beraber yiyelim, dedi.

Arkadaşı:

-Teşekkür ederim. Bende ülser var deyince, Temel şu karşılığı verdi:

-Onu sonra yeriz gel ilk önce bunu yiyelim.

Bilmeceler

  • Yürüyen taşa ne denir? (Erol Taş)
  • Hangi macun yenir? (Lahmacun)
  • En kirli yol hangisidir? (Samanyolu)
  • Beş biber, beş biber daha kaç eder? (Biberon)
  • Doktorlar, kimin nabız atışını sayarken zorlanır? (Ahtapotun)
  • En çok kaşınan ilimiz hangisidir? (Bitlis)
  • Fil kadar büyük tüy kadar hafif olan şey nedir? (Filin gölgesi)
  • Fareyi sürekli kovalayan nedir? (Kuyruğu)
  • Güzel Sözler

  • Çalışmak, insan için en hayırlı sermayedir. (Hz. Ömer)
  • Zeka tıpkı bir tarla gibidir. Ekilip bakılmaya muhtaçtır. (Çiçero)
  • Adaletin bittiği yerde zulüm başlar. (John Locke)
  • Para çoğaldıkça paraya karşı olan sevgi de çoğalır. (Juvenalis)
  • Zenginlik kullanılacak bir silahtır ama asla tapılacak bir mabed olamaz. (Coollige)