Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Bundan iki sayı önceki sohbetimizde dikkat çektiğimiz hususa devam ediyoruz. Hatırlanacağı üzere orada, insanlığı ve bütün kainatı Allah'ın yarattığına kesin inandıktan sonra hayat düzeni konusunda iki ihtimalin karşımıza çıktığını belirtmiştik: Birincisi: Allah'ın insanı yarattıktan sonra onu aklıyla baş başa bırakması; ikincisi onu aynı zamanda kulluk görevini yerine getirme ve hayatını düzene sokma konusunda bilgilendirmesi.

Birinci ihtimalin kabul edilmesinin ne anlam ifade edeceğini bundan önceki sayıda izah etmeye çalıştık. İkinci ihtimal hem akla hem de insanın yaratılış gerçeğine daha uygundur. Eğer insan kulluk göreviyle yaratılmış ve bu görevini yerine getirip getirmediği konusunda sorguya çekilecekse, bu görevi ne şekilde yerine getireceği konusunda da doğru bilgilerin kendisine iletilmiş olması gerekir. İşte bu da ancak vahiy yoluyla olur. Bundan dolayıdır ki ilk insan aynı zamanda ilk peygamberdir. Yüce yaratıcı onu Allah'a karşı kulluk görevini nasıl yerine getireceği konusunda vahiy yoluyla bilgilendirmiştir.

Vahiy gerçeğini anlamak zor bir şey değildir. Çünkü Allah yarattığı alemi en ince detayına kadar bilmektedir. Bu durumda O'nun bazı incelikleri, insan hayatına dair detayları vahiy yoluyla bildirmesinde de garipsenecek bir durum yoktur.

Bu arada her şeyin sahtekarları olduğu gibi "vahiy" hadisesinin sahtekarlarının ortaya çıkması da mümkündür. Nitekim insanlık tarihini incelediğimiz zaman görürüz ki, gerçekten Allah'ın vahyine muhatap olmuş ve kendilerine vahyedilen gerçekleri çevrelerindeki insanlara tebliğ eden peygamberlerin yanı sıra vahiy almadıkları halde aldıklarını iddia eden sahtekarlar da ortaya çıkmıştır. Yüce Allah, insana nasıl altının sahtesiyle hakikisini ayırmada kullanabileceği bir akıl vermiş ve bu aklın başvuracağı birtakım belirleyici özellikler ortaya çıkarmışsa aynı şekilde vahiy aldıkları konusunda doğru konuşanlarla yalan konuşanları birbirinden ayırması için de belirleyici bazı unsurlar ortaya çıkarmıştır. Bunların başında gelenler de mucizelerdir. Her peygamberin kendi döneminin şartlarına göre önemli bir mucizesi vardır. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'in en önemli ve kalıcı mucizesi de Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an-ı Kerim'in neden bir mucize olduğu konusunda inşallah ileride daha ayrıntılı bilgiler vermeye çalışacağız. Gerçek peygamberleri yalancı sahtekarlardan ayırmada başvuracağımız ölçülerden biri de insanlara tebliğ ettikleri şeylerin insan aklına, fıtratına, yaratılış gerçeğine uygun olması ve iyilikleri emredip kötülükleri reddeden bir nizam ortaya koymasıdır. İnşallah bu konunun ayrıntısına da ileride gireceğiz. Üçüncü bir belirleyici etken de peygamberin, ortaya koyduğu prensiplere en önce kendisinin uymasıdır. Bunların dışında da ayrıntıya dair birtakım belirleyici unsurlar bulmak mümkündür. Ancak bu üç temel unsur, tıpkı altının sahtesiyle hakikisini birbirinden ayırmada başvurulacak ölçüler gibi hakiki peygamberle, yalan yere peygamberlik iddiasında bulunanı birbirinden ayırma konusunda bize yardım edecek önemli ölçülerdir.

Vahiy konusunda daha çok şey söylenebilir. Ancak biz şimdilik bu kadarlık değerlendirme ile yetinmek istiyoruz. İlerideki sohbetlerimizde Allah nasip ederse yeri geldikçe bu konunun ayrıntısına dair daha başka bilgiler de verebiliriz. Hatırlanacağı üzere benim ortaokul talebeliğim yıllarında dinler arasında seçim yaparken başvurduğum üç kriterden birinin de ahiret inancı olduğunu belirtmiştim. İnşallah bir sonraki sayıdan itibaren bu konu üzerinde duracak ve: "Niçin ahiret inancı?" sorusuna cevap vermeye çalışacağım.

Dinimizi Öğrenelim

Ölüm Meleği Hakkındaki Hatalar

undan önceki sayılarda da belirttiğimiz üzere "Ölüm Meleği" dört büyük melekten biridir. Kur'an'da ve hadislerde ondan "Azrail" olarak söz edilmez. Fakat bizim halkımız arasında genellikle bu adla anılmaktadır. Kötü bir anlam içermediğinden dolayı bu adı kullanmanın bir sakıncası yoktur. Ama unutmamak gerekir ki o bir melektir ve üstelik Allah'ın dört seçkin meleğinden biridir. Melekler ise masumdurlar. Yani sadece kendilerine emredileni yaparlar. Kesinlikle kendilerine emredilenlerin dışına çıkmazlar. İnsanlar gibi hem kötülüğe hem de iyiliğe meyleden bir yaratılışla yaratılmamış, sadece Allah'ın kendilerine emrettiklerini yerine getirecek bir tabiat ve fıtrat üzere yaratılmışlardır. Dolayısıyla insanların onlardan söz ederken saygı ölçülerine uymaları, onları aşağılayacak, onlara hakaret anlamı taşıyacak sözlerden, yorumlardan kaçınmaları gerekir.

Bundan önce de ifade ettiğimiz üzere Ölüm Meleği insanların canlarını almakla görevlidir. Bir melek olduğundan dolayı o bu görevini yerine getirmekte kusur etmez. Unutmamak gerekir ki yerine göre ölüm de bir nimettir. Ayrıca kimin nerede ve ne şekilde öleceği Allah'ın ilahi takdirinde olan bir şeydir. Ölüm Meleği sadece kendine verilen görevi yerine getirir.

İnsanlar Azrail'in insanların canlarını alma konusundaki görevini yerine getirmelerini zihinlerinde tasavvur ederken çoğunlukla kendilerinin içinde bulundukları şartlara göre düşünmektedirler. Bu yüzden de adeta o meleğin can almak için bir yerden bir yere koşuşturduğu yönünde tasavvurlar geliştirirler. Oysa bu tarz bir tasavvur hatalıdır. Daha önce Mikail adlı meleğin tabiat hadiselerini idare etmesi konusunu açıklarken dile getirdiğimiz üzere, Yüce Allah o meleklere bir görev verirken kendilerine bu görevlerini yerine getirmelerine yetecek güç, kabiliyet, imkan ve sistem de vermiştir. Bu, bizim alışık olduğumuz sistemden ve şartlardan çok farklıdır. Düşünün bugün yeryüzünde altı milyar insan yaşıyor. İnsanların ömürleri ise ortalama yetmiş yıldır. Bu, yetmiş yıllık bir zaman süreci içinde en az altı milyar insanın bu dünyadan göçüp gitmesi anlamına gelir. Bu arada doğup küçük yaşta ölenleri hesap dışında tutsak bile, yetmiş yılda altı milyar insanın dünyadan göçmesi ortalama dakikada 163, saniyede 2,7 kişinin ölmesi anlamına gelir. Bazen umumi felaketler sebebiyle bir saniyede binlerce hatta on binlerce insan ölebilmektedir. Bu insanların canlarının alınması sağa sola koşuşturmakla olmaz. Bu ancak Yüce Allah'ın ölüm meleğine verdiği güç, kabiliyet ve sistemle olur. İşte bunu biz bilmiyoruz, bilmemiz de gerekmiyor. Gerekseydi Yüce Allah zaten bildirirdi. O yüzden Allah'tan gelene inanmakla yetinip, bizim kavrayış gücümüzü aşan konularda kendi çevremizdeki şartları esas alan varsayımlar geliştirmekten kaçınmamız en uygun olandır.

Ölüm meleği hakkında yapılan yanlışlıklar konusuna inşallah bir sonraki sayıda da devam edeceğiz.

Bir Peygamber Kıssası

Nuh Kavminin İtirazı

ir önceki sayıda Nuh kavminin ileri sürdüğü dört hususa temas etmiştik. Bu dört husus peygamberlerine itiraz eden kavimlerin çoğunun iddialarında birer inkâr gerekçesi olarak kullanılmıştır. Şimdi bu dört husustan birincisini tahlil edelim:

Nuh kavmi şöyle demişti: "Peygamber olduğunu söyleyen kişi de bizim gibi biridir, bir ayrıcalığı bulunmamaktadır"

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de bu hususta şöyle buyurur: "İnsanları, kendilerine hidayet geldiğinde iman etmekten alıkoyan: "Allah peygamber olarak bir insanı mı gönderdi?" demelerinden başka bir şey değildir. De ki: "Eğer yeryüzünde sakin sakin yürüyen melekler olsaydı elbette onlara peygamber olarak gökten bir melek gönderirdik." (İsra suresi, ayet: 94-95) Bu ayetlerden de anladığımıza göre peygamberin bir insan olmasına itiraz edenler sadece Nuh kavmi değildir. Bu genel bir itiraz gerekçesidir. Ama Allahu Teala, o peygamberlerin insanlara gönderildiğine dolayısıyla kendi içlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Eğer ki kendilerine peygamber gönderilenler melekler olsaydı o zaman da peygamber meleklerin arasından seçilirdi. Zaten insan aklı da bunu gerektirir. Dolayısıyla peygamberin insanların arasından seçilmiş olmasında garipsenecek bir durum yoktur. Peygamber vahiy yoluyla aldıklarını insanlara tebliğ ederken bir yandan da kendisi yaşayarak hem onları yaşamanın gerekliliğini gösterecek, hem de onları yaşama konusunda bir örnek ortaya koyacaktır. Dolayısıyla melekler arasından bir peygamber gönderilse bile sonuçta o da bir insan şekline bürünecek, vahyedilenleri kendi yaşantısıyla gösterebilmesi için insanlar gibi yaşamaya başlayacaktır. Nitekim Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de bu hususa da işaret ediyor ve şöyle buyuruyor: "Eğer onu (peygamberi) bir melek kılsaydık , bir adam şeklinde kılardık da onları düştükleri kuşkuya yine düşürürdük." (En'am suresi, ayet: 9) Yani, Allah dileseydi peygamber olarak bir melek de gönderebilirdi. Ama bu durumda yine o bir insan suretinde gönderilirdi. Çünkü görevini yerine getirmesi için bir insan suretine girip insanların karşısına çıkması gerekirdi. O zaman insanlar onun bir melek mi yoksa bir insan mı olduğu konusunda tereddüde düşer, kendileri gibi bir varlık olduğuna bakarak onun da bir insan olduğunu düşünür dolayısıyla aynı tereddütlere yine düşerlerdi.

Günümüzde de zaman zaman: "Allah, bir insana nasıl vahyeder?" şeklinde sorular soranlar olmaktadır. Oysa Allah'ın peygamber göndermesi, onlara hakkı ve kulluk görevlerini nasıl yerine getireceklerini bildirmek içindir. Bunun için de kendilerine kendi içlerinden peygamberler göndermiştir.

İkinci hususun tahlilini inşallah bir sonraki sayıda yapmaya çalışacağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Az Daha Kazıklanacaktım

ahudinin biri pazara satmak için topal eşeğini götürmüş. Fakat alıcı kansın diye eşeğin tırnağına bir çivi çakmış. Kayserilinin biri eşeği görünce tırnağındaki çiviyi çıkarırım düzelir diye düşünüp eşeği satın almış. Yahudi ertesi gün sağda solda övünmeye başlamış:

-Siz Kayserililer açıkgözüz diye övünürsünüz oysa, dün arkadaşınızın aldığı eşek doğuştan topaldı, tırnağına çiviyi kandırmak için ben çakmıştım, demiş.

Arkadaşları eşeği alan Kayserilinin yanına gidip durumu anlattıklarında Kayserili elini dizine vurup:

-Tüh yahu, verdiğim paralar sahte olmasaydı bayağı kazıklanacaktım.

Sıkarken Öldü

Küçük Temel bir gün kedisini yıkıyormuş. Adamın biri yanından geçerken:

-Kedi yıkanırsa ölür, demiş. Ancak Temel:

-Bir şey olmaz amca, diye cevap vermiş.

Ancak adam biraz ilerledikten sonra küçük Temel'in ağlama sesini duyunca geri dönüp ne olduğunu sormuş. Temel:

-Kedim öldü, demiş. Adam:

-Ben sana demedim mi, kediler yıkanırsa ölür diye, deyince Temel:

-Ama ben onu yıkarken ölmedi, sıkarken öldü demiş.

İntikam Soğuk Yenir

Kolu, başı sargılı bir matador Madrit lokantalarından birine girer. Garson türlü türlü yemek isimlerinin bulunduğu menüyü getirip uzatınca, matador menüye bakmadan garsona siparişini vermiş:

-Bana bir kutu sığır konservesi.

Garsonun bu kadar güzel yemekler dururken bu da ne der gibi bakışını görünce:

-İntikam soğuk yenir, demiş.

Kulağı Cebimde

Küçük çocuk ağlayarak babasına koşmuş:

-Baba bir çocuk benim elimi ısırdı.

Babası:

-Peki onu bir daha görsen tanır mısın?

-Tabii ki tanırım, kulağı cebimde.

Haksızlık

-Baba öğretmenlerin maaş aldıkları doğru mu?

-Evet oğlum alırlar.

-Haksızlığa bak. Biz çalışıyoruz, parayı onlar kazanıyor.

Bilmeceler

  • Kırılınca onarılamayan şey nedir? (Yumurta)
  • Kiraz limona ne demiş? (Sarılık olmuşsun doktora git)
  • Kağıt kaleme ne demiş? (Üzerimde dolaşma gıdıklanıyorum)
  • Yargılanmadan asılan şey nedir? (Çamaşır)
  • Doğrulardan Seçmeler

    Açgözlü Kedi

    akir ve yaşlı bir kadının, miskin bir kedisi varmış. Kadıncağızın kendisinin de yiyecek doğru dürüst yiyeceği olmadığından kedi de ciğer, et, işkembe gibi şeyleri rüyasında bile göremezmiş. Bazen bir fare yakaladığında kendini çok şanslı bulurmuş.

    Yiyecek yönünden bu kadar mahrumiyet içinde olan kedi bir deri bir kemik kalmış. Bir gün yine açlığın verdiği ızdırapla kadının kulübesinin damına çıktığında gayet semiz, tüyleri parlak başka bir kedi görmüş. Kendisiyle onu kıyaslamak gerektiğinde o neredeyse bir kaplan kadar gösterişli duruyormuş. Zavallı kedi bu besili ve gururlu kediye:

    -Ben de senin gibi bir kedi olduğum halde, neden böyle bir deri bir kemik kalayım da, sen böyle semiz ve güçlü kuvvetli olasın? diye söylenince, gösterişli kedi, onun da kendisi gibi semiz ve besili olabilmesi için şöyle cevap vermiş:

    -Her Allah'ın günü sen de sultanın evinde bulunsan ve o güzel yemeklerden yesen, elbette benim gibi olursun, demiş.

    Zayıf kedi düşünüp taşınmış, yaşlı kadının evinde böyle miskin bir halde yaşamaktansa o bahtiyar eve kul köle olmanın daha iyi olacağına karar vermiş ve besili kediye:

    -Aman birader, öyleyse beni de o saadete kavuştur. Ne zaman oraya gideceksen haber ver de beraber gidelim, demiş. Arkadaşı buna razı olunca o geceyi yaşlı kadının evinde zor geçirmiş.

    Padişah ise her gün sarayına girip çıkan yüzlerce kedinin miyavlamasından artık bıkıp usanmış. Okçularına bundan sonra saraya gelecek kedileri vurmalarını tembihlemiş. Bizim yaşlı kadının kedisi ise bu emirden habersiz ertesi gün, arkadaşı olan semiz kediyle beraber saraya yollanmış. Lezzetli yemeklerin kokusunu daha uzaktan alır almaz, ağzının suları akmaya başlamış. Büyük bir iştahla yemeklere saldırır saldırmaz okçular tarafından atılan bir okla tam midesinden vurularak öldürülmüş.