Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Bundan önceki sayıda ortaokulda okuduğum yıllarda yeryüzüne yayılmış değişik inanç sistemleri arasında seçme yapmak için belirlediğim "üç kriter"den söz etmiş ve bu kriterleri sadece özet olarak zikretmiştim. Bu sayımızdan itibaren de neden söz konusu kriterleri belirlediğim hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Önce birinci kriterden başlayalım:

Allah inancı: Allah inancının neden gerekli olduğu hakkında daha önce de bilgi vermiştim. Bu inancın gerekliliği üzerinde ortaokul yıllarımda da derince düşünmüş ve Allah'a inanmanın bir zorunluluk olduğu sonucuna varmıştım. Çünkü varlıklar aleminde neye baksak bir düzen, bir mükemmellik görüyoruz. Bütün bunlar tesadüflerin eseri olamaz. Varlıklar aleminde gördüğümüz her şey bütün bunların mutlaka bir yaratıcısı olduğu gerçeğini haykırıyor. Ayrıca gördüğümüz alem yaratıcının birtakım hurafe inançlarında tasavvur edilen "tanrı" tiplemelerinin olamayacağını, yaratıcının kesinlikle her şeye güç yetirebilen, gücünde, ilminde bir sınırlama olmayan, her şeyin üstünde ve her şeye hakim bir yaratıcı olduğu gerçeğini de haykırıyor. Biz bu hususlara daha önce işaret ettiğimizden çok fazla tekrara girmek istemiyoruz. Kardeşlerime bu konudaki bilgilerini yenilemeleri için geçmiş sayılarımızın sohbet bölümlerini bir kez daha gözden geçirmelerini tavsiye ediyorum sadece.

Vahye dayanmak: Bir din ve inanç sistemi eğer vahye dayanmıyorsa insanların şekillendirdiği sistemdir. İnsan doğruya da ulaşabilir, yanlış da yapabilir. Fakat insanın hüküm verebileceği alan sadece zahir alemdir. Yani görülebilen veya hissedilebilen varlıklar alemidir. Gayb alemi yani görülemeyen, hissedilemeyen varlıklar alemi hakkında kesin bir bilgiye ulaşma imkanı yoktur. Bazıları bu alem yani gayb alemi hakkında fikir yürütme yoluyla birtakım görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşlerin bazıları felsefi düşünce, bazıları da din ve inanç sistemi halinde şekillendirilerek insanlara sunulmuştur. Sonradan gelenler ise, böyle fikir yürütme yoluyla ortaya atılan iddiaları kesin doğrular olarak kabul etme yoluna gitmişlerdir. Özellikle bu iddialar içinde "din ve inanç sistemi" kılıfına geçirilerek sunulanlar, o dinleri veya inanç sistemlerini kabul edenler tarafından kesin doğrular olarak algılanmıştır. Oysa o iddialar kendileri gibi insanlar tarafından ortaya atılmış iddialardır. Hatta birçokları bilimin son derece geri olduğu dönemlerde bazılarının oturup uzun uzun düşünmek suretiyle kafalarında şekillendirdikleri görüşlerdir. Oysa insan yıllarca düşünse meleklerin nasıl varlıklar olduğu konusunda tartışmasız doğru olarak kabul edilebilecek bilgilere ulaşması mümkün değildir. Gayb alemi insanın düşünme ve akıl yürütme yoluyla tanıyabileceği bir alem değildir.

Vahye dayanma konusunun neden önemli bir kriter olduğu hakkında daha birçok şey söylenebilir. Ancak biz şimdilik sözü uzatmak istemiyoruz. İnşallah bir sonraki sayıda bu konuya devam edeceğiz.

Bir Peygamber Kıssası

İdris (a.s.)

u sayımızda "Kıssa" bölümünde İdris (a.s.)'dan söz edeceğiz. İdris (a. s.), peygamberlerin üçüncüsüdür. Kur'an-ı Kerim'de adı geçer, ancak hakkında çok fazla bilgi yoktur. Bu yüzden onun hakkındaki bilgiler için peygamberlerin hayatlarıyla ilgili bazı tarih kaynaklarından yararlanmak zorundayız. Bununla birlikte daha önce de söylediğimiz üzere İslami kaynaklar tarafından teyit edilmeyen ve İslam literatüründe "İsrailiyat" olarak nitelendirilen hurafe türü bilgilere itibar etmeyeceğiz.

Kur'an-ı Kerim'de İdris (a.s.) hakkında şöyle buyurulur: "Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o çok doğru bir peygamberdi. Biz onu yüce bir yere yükselttik." (Meryem suresi, ayet: 56-57) Bir başka ayeti kerimede de şöyle buyurulmaktadır: "İsmail, İdris ve Zulkifl('i) de (an). Hepsi sabredenlerdendi." (Enbiya suresi, ayet: 85) İşte bu ayeti kerimelerden onun bir peygamber olduğu anlaşılmaktadır. Ancak hangi dönemde yaşadığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Bazı kaynaklara göre İdris kelimesi eski Mısır inançlarında sözü edilen Oziris'in Arapçalaştırılmış şeklidir. Eski Mısır inançlarına göre Oziris göğe yükselmiş ve orada tahtını kurmuştur. Bazı İslami kaynaklarda da İdris (a.s.)'in ölmeden önce göğe yükseltildiği belirtilmektedir. Meryem suresindeki ayeti kerimede de: "Biz onu yüce bir yere yükselttik" denirken bunun kastediliyor olması mümkündür. Bilindiği üzere insanlar dini birtakım gerçeklere zaman içinde efsaneler ve hurafeler karıştırmış ve o gerçekleri saptırmışlardır. İşte eski Mısır dinlerinde Oziris hakkında anlatılanlar da bu türden olabilir. Fakat bazı açıklamalara göre burada "yüksek bir yere yükseltme" ile kastedilen onun peygamberlik mevkisine yükseltilmesidir. Bir başka açıklamaya göre ise burada kastedilen onun cennete yerleştirilmesidir. Bu itibarla İdris (a.s.)'in ölümünden önce göğe yükseltildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur.

Kur'an-ı Kerim'de Şit peygamberin adı geçmediğinden İdris (a.s.), Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerin ikincisidir. Tarihi kaynaklara göre İdris (a.s.), yazıyı ilk kullanan, ilk dikiş yapan (elbise diken) kişidir. Aynı zamanda yıldızlar ilmiyle ve hesap işlemleriyle ilgilenen, ölçü ve tartı araçları kullanan, silah kullanan ilk kişidir. Yine tarihi bilgilere göre İdris, Kabil'in soyundan gelen ve onun çizgisini takip eden kavimle savaşmıştır. Kabil'in yeryüzünde ilk cinayet işleyen kişi olduğunu ve aynı zamanda insanlar arasında ilk kez fitne ve küfrü başlattığını daha önce dile getirmiştik. Onun yolundan gidenler de sürekli küfür ve haksızlıkların temsilciliğini yapmışlardır. İdris (a.s.) hakkında bu bilgileri tarih ve tefsir kaynaklarından alıyoruz.

İdris (a.s.) Beni İsrail peygamberlerinden önce yaşamış biri olduğundan Tevrat'ta ve İsrailoğullarıyla ilgili kitaplarda ondan söz edilmez.

Gelecek sayımızda Allah izin verirse Nuh (a.s.)'ın kıssasını sizlere aktarmaya başlayacağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Kimden Yanasın

emel'le Cemal kahvede oturmuş sohbet ediyorlardı. Sohbet sırasında Temel Cemal'e sordu: "Ula Cemal, ormanda bir domuza raslasan ne edersun de pakayum?"

"Tüfeğimle ateş ederum da."

"Ya tüfeğun yoğsa?"

"Kafasına sopayla vururum da."

"Peçim ya sopan yoğsa."

"Piçağıla öldürirum oni."

"De pakayum yanında piçağin da yoğsa."

"Ula Temel te pakayum baa, sen penden yana misun, yoğsa domizdan yana mi?"

Tek Tek Girin

Şaşılıktan muzdarip bir hasta, göz doktoruna gider. İçeriye girdiğinde sorar:

-Hanginiz doktor. Doktor sinirli bir ifadeyle:

-Tek tek gelin beyler.

En Yabancısı Olsun

Sonradan zengin olmuş, kendini beğenmiş bir adam, çocuğunu kaydettirmek için özel bir okula gitmişti. Müdür adama sordu:

-Beyefendi çocuğunuza hangi yabancı dili verelim, hangisini öğrenmesini istersiniz.

-Para yönünü hiç düşünmeyin müdür bey en yabancısı hangisiyse onu verin.

Kalemimle Geçiniyorum

Sohbet sırasında yaşlı bir amcayla konuşan genç kalemiyle geçindiğini söyleyince yaşlı amca:

-Yaa! Bravo hangi gazetede yazıyorsunuz? diye sordu. Genç gayet rahat ve pişkin bir cevap verdi:

-Herhangi bir gazetede yazmıyorum. Ay başlarında babama paraya ihtiyacım olduğunu yazıyorum...

Reçetesiz

Eczaneye giren silahlı soyguncu eczacıya:

-Çabuk kasadaki paraları ver, dedi. Eczacı pişkin pişkin gülerek:

-Kusura bakmayın beyefendi, reçetesiz hiç bir şey veremem.

Okullar Kapanırken Biraz Şaka

Okul Sözlüğü

Bayram: Öğretmenin olmaması.
Boş ders: Curcuna
Ders bitimi: Rahata kavuşmak
Diploma: Hayatın pasaportu.
Falso: Kopya çekerken belli etmek.
İmtihan: Öğrencinin idamı.
İntihar: Gönüllü sözlüye kalkmak
Sıra: Oturarak uyunan yer
Trajedi: İmtihandaki öğrencinin durumu
Üniversite: Dışarıdan bakılan bina
Zayıf: Alışkanlık
Zil: Can kurtaran simidi

Öğrenci Atasözleri

  • İyi arkadaş yazılıda belli olur.
  • Bakarsan "5", bakmazsan "1" olur.
  • Hatasız kul, kopyasız öğrenci olmaz.
  • Öğrenci öğrenciye baka baka "5" alır.
  • Kopyasız yazılı, silahsız savaşa benzer.
  • Okulumuz canımız, ciğerimiz; nedir senden çektiğimiz.
  • İki ders boş olunca sınıfta bayram olur.
  • Zayıfsız karne, çiçeksiz bahçeye benzer.
  • Doğrulardan Seçmeler

    Kur'an-ı Kerim

    u kitaptır, her insana, için dışın öğreten;
    Gökte, yerde, tende, canda bir yaratan sezdiren.
    Bir çobandır, kavalını koyunlara dinleten;
    Sürüleri akar sular kıyısında gezdiren.

    Bu kitaptır, her kişiye benlik veren, yol açan;
    İnsanlığın sergisine armağanlar astıran.
    Bu çırağdır, obalara, saraylara nur saçan;
    Bir köylünün işlerini tarihlere bastıran.

    Bu kitaptır, yürekleri iyilikle besleyen;
    "El bağına girme!" diyen, dost yarasın bağlatan.
    Bu anadır: Her öksüze "yavrum!" diye seslenen;
    Nice canlar kardeş eden, birbiri için ağlatan.

    Bu kitaptır, akıllara her bir şeyi sordurtan;
    "Düşün, sonra inan" diyen, doğru yollar gösteren.
    Bu bilgidir, ululuğun yapıların kurdurtan;
    Çıplak dağlar yeşilleten, viran köyler şenleten.

    Ey kardeşler, şu küçücük armağanım atmayın;
    Bir goncadır, Muhammed'in gül bağından derlendi...
    Sakın, bunu yapma çiçek demetine katmayın;
    Bu şey size özünüzü açmak için verildi.

    Mehmet Emin Yurdakul

    Bir Hadis

    "Kur'an'ı ezberleyerek akıcı bir şekilde okuyan hafızın benzeri, vahiy getiren meleklerdir (fazilette ikisi beraberdir.) Kur'an'ı hafız olmayarak okuyan ve bu suretle okumak kendisine zorluk veren kimse için de iki ecir vardır: Kur'an okuma ecri, zorluk mükafatı."

    Güzel Sözler

  • Günahtan çekinmeyen alim elinde meşale tutan köre benzer. Herkese yol gösterir, fakat kendisi görmez. (Sadi Şirazi)
  • Güzeli bulmak için tüm dünyayı dolaşsak bile, onu içimizde taşımıyorsak asla bulamayız. (Ralp Waldo Emersan)
  • En iyi nasihat, iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)
  • Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. (Hz. Ebu Bekir)
  • Kibir insanı yalnızlığa mahkum eder. (Hz. Ali)
  • Okuma zevkini kazanmayanın tahsili yarıda kalmış demektir. (P. Pencaut)