Gönül Sohbeti

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

evgili çocuklar,

Geçen hafta, günümüzde insanlar arasında yaygın durumdaki değişik inanç sistemleri arasından seçme yapma ve doğru olanı bulma konusuna temas etmiş ve kendimin bu konuda üç kriter tespit ettiğimi belirtmiştim. Bu üç kriter bana "eleme yapma" konusunda yardımcı olmuştu. Çünkü doğruya ulaşma konusunda eleme yapmanın büyük faydası olmaktadır. Bunu testli imtihanlarda sıkça yaparız. Bu tür imtihanlarda önümüze dört veya beş tane seçenek konur. Eğer doğruyu tespit konusunda güçlük çekersek bu kez yanlışları tespit etmeye çalışırız. Bu durumda önümüzdeki seçenekleri gözden geçirir: "Şu seçenek şöyle bir sebepten dolayı sorunun cevabı olamaz, dolayısıyla yanlıştır" diyerek yanlışları bulmaya ve böylece eleme yapmaya bu yolla doğru cevaba ulaşmaya çalışırız. Bu aynı zamanda bir akli muhakeme metodu, klasik mantıkta da doğruya ulaşma yollarından biridir. Bu metodu iyi kullanabilirsek hayatımızda birçok konuda işimize yaradığını görürüz.

İşte ben de ortaokulda talebeyken, din ve inanç konusunda doğruya ulaşma konusu zihnimi sürekli kurcalıyordu. Özellikle şu noktalar üzerinde ısrarla duruyordum: "Bugün yeryüzünde onlarca din, yüzlerce mezhep ve ideoloji, binlerce bakış açısı ve anlayış var. Hatta her konuda birbiriyle aynı düşünen iki insan bulmanız mümkün değildir. Üstelik bütün herkes kendisinin doğru düşündüğüne inanmaktadır. İnanç ilkeleriyle ilgili olmayan konularda görüş ayrılıklarının bulunması o kadar önemli değil. Ama insanın, hayatına yön verecek din ve inanç sistemini seçme konusunda mutlaka isabet etmesi, kesin doğruya ulaşması gerekir. Ne var ki doğruya ulaşmak için bütün inanç sistemlerini incelemeye kalksak ömrümüz yetmez. Sonuçta hiçbir seçim yapamadan ölebiliriz. Peki ya bizi yaratan, bizden hayatımızı belli ilkelere göre şekillendirmemizi istiyorsa ki böyle olduğu kesindir. O halde mutlaka bir seçim yapmalıyız." Sonuçta eleme yapmaya ve yanlışları eleyerek doğruya ulaşma metodunu kullanmaya karar verdim ve bu konuda bana yardım edecek üç kriter tespit ettim. Bunlar:

1) Benim seçeceğim inanç sisteminde mutlaka Allah inancı olmalı

2) Benim seçeceğim inanç sistemi mutlaka vahye dayanmalı, insanların kendi kafalarına göre şekillendirdikleri bir inanç sistemi olmamalı

3) Benim seçeceğim inanç sisteminde mutlaka ahiret inancı olmalı, ölümün yok oluş olmadığını, ölümden sonra da bir hayat olduğunu kabul etmeli

İşte bu kriterleri dikkate alınca önümde sadece üç tane inanç sistemi kaldı: İslam, hıristiyanlık ve yahudilik. Diğerlerinin tümü elendi. Sonra bu üçü arasında eleme yapmak için başka kriterlere başvurdum ve Allah'ın izniyle, Allah katında hak dinin İslam olduğu gerçeğine beni götüren çok önemli ve şüpheye mahal bırakmayan esaslara ulaştım. İnşallah sırası geldikçe onlardan söz edeceğiz. Ama önce neden yukarıdaki üç kriteri belirlediğimi sizlere izah etmem gerekiyor. Bunu da Allah nasip ederse bir sonraki sayımızda izah etmeye çalışacağım.

Dinimizi Öğrenelim

Meleklere İman

eleklere İman, İslam'ın inanç esaslarının ikincisidir. Melekler maddi varlıklar olmadıklarından dolayısıyla insanlar tarafından görülmediklerinden ve hissedilmediklerinden, varlıkları hakkındaki bilgileri ancak vahiy yoluyla gelen kitaplardan ve peygamberlerin yaptığı açıklamalardan öğrenmekteyiz.

Meleklerin varlığını inkâr eden bir kimse dinden çıkar yani kafir olur. Çünkü onların varlığı hakkında Kur'an-ı Kerim'de birçok ayeti kerime ve değişik hadis kaynaklarında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. Ayrıca peygamberlere iman meleklere imanı da zorunlu kılmaktadır. Çünkü peygamberlere vahiy Allah'ın bir meleği vasıtasıyla ulaştırılmıştır.

Melekler şu şekilde tarif edilirler: Bunlar, Allah'ın her emrine kesin itaat eden, yeme, içme, uyuma gibi ihtiyaçları olmayan, erkeklik ve dişilik gibi özellikleri olmayan nurdan varlıklardır.

Bu tarifte aynı zamanda meleklerin başta gelen özellikleri de özetle vurgulanmış olmaktadır. Ancak biz yine de daha ayrıntılı bilgi edinilmesi için meleklerin özelliklerini biraz daha genişçe izah etmek istiyoruz.

Meleklerin Özellikleri

Melekler nurani varlıklardır. Bundan dolayı insanlar tarafından görülmezler. İnsanlar tarafından görülmemeleri onların varlığının inkâr edilmesini haklı kılmaz. Çünkü insan varlıklar alemindeki pek çok şeyi göremez. Örneğin yakın zamana kadar "kızıl ötesi ışınlar" diye bir şey insanlığın gündeminde yoktu. Bugün de bu ışınların özel cihazlar olmadan görülmesi mümkün değildir. Ama bu ışınlar vasıtasıyla pek çok cihaz uzaktan kontrol edilebilmektedir. Meleklerin yapıları da insanların göremedikleri türden nurani bir yapıdır. Ama ölümden sonra insanların görme konusundaki özellikleri ve kabiliyetleri de değişeceğinden melekleri görebileceklerdir.

Melekler sadece Allah'ın emrettiklerini yaparlar, O'nun hiçbir emrine itiraz etmezler. Bu konuda Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında gayet haşin, sert; Allah'ın kendilerine emrettiğine karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yapan melekler vardır." (Tekvir suresi, ayet: 6)

Erkeklik dişilik gibi özellikleri yoktur. Ne yazık ki geçmiş birtakım bâtıl inançlardan kalma bir anlayış olarak melekler sürekli dişi olarak tasavvur edilmektedir. Hatta çoğu zaman meleklerin kız şeklinde çizildiğine şahit oluruz. Özellikle bazı çizgi filmlerde, resimlendirilmiş masallarda ve çocuklara hitap eden fotoromanlarda vs. meleklerin kızlara benzetilerek resmedildiğini görürsünüz. Bu kesinlikle hatalıdır ve İslam inancına tamamen aykırıdır. Kur'an-ı Kerim bu konudaki bâtıl inançları kesinlikle reddetmektedir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: "Rabbiniz size oğulları seçti de kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Doğrusu siz büyük (tehlikeli) bir söz söylüyorsunuz!" (İsra suresi, ayet: 40) "Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahit mi oldular?" (Saffat suresi, ayet: 150)

Şimdilik meleklerin özelliklerinden bunları izah etmekle yetiniyoruz. İnşallah bir sonraki sayımızda yine meleklerin özelliklerini izah etmeye devam edeceğiz.

Bir Peygamber Kıssası

Hz. Şit (a.s.)

z. Adem (a.s.)'den sonra peygamberlikle görevlendirilen ikinci kişi Şit (a.s.)'dır. Şit (a.s.)'ın adı Arapça'da genellikle Şis olarak yazılır, ancak sonundaki "s" Türkçe'deki "s" harfine tekabül eden "sin" değil, "peltek se" olarak da adlandırılan ve dilin ucuyla çıkarılan "se"dir. Ancak bu kelime Arapça da değildir, kaynaklarda İbranice olduğu belirtilmektedir.

Şit (a.s.)'ın adı Kur'an-ı Kerim'de geçmez. Dolayısıyla onun hakkında Kur'an-ı Kerim'de herhangi bir bilgi bulamadığımızdan, eski İslam tarihçilerinin eserlerinde yer alan bilgilerden yararlanmamız gerekiyor.

Söz konusu tarih kaynaklarından öğrendiğimize göre Adem (a.s.)'ın oğullarından Kabil, kardeşi Habil'i öldürünce insanlık tarihinde ilk cinayet işlenmiş oldu. Bu cinayetin ardından diğer kötülükler de yayılmaya başladı. Bu kötülükleri yaygınlaştıranlar da Kabil ile onun oğulları oldu. Hatta es-Sa'lebi adlı tarihçinin bildirdiğine göre, onlar yaptıkları kötülüklerde kendilerini rahat hissetmek için Allah'ı inkâr ederek yerine kendi elleriyle yaptıkları ilahlar edinmeye başladılar. Böylece insanlar arasında putperestlik de baş göstermiş oldu. İşte insanları bu kötülükleri bırakıp Allah'ın gösterdiği çizgiye dönmeleri için uyarmak üzere Hz. Şit (a.s.) görevlendirildi.

Hz. Adem (a.s.), sağlığında oğlu Şit'i yanına çağırıp kendisine birtakım nasihatlerde bulundu ve onu yerine halife olarak tayin ettiğini bildirdi. O da hem babasının halifeliği hem de Allah tarafından kendisine verilen peygamberlik görevini yerine getirmek için çevresindekileri hakka davet etmeye, onlara Allah'ın emirlerini anlatmaya çalıştı. Fakat Kabil ve onun oğulları Şit (a.s.)'in öğütlerini dinlemeyerek, çirkin işleri yapmaya devam ettiler. Şit (a.s.) da kendi çocuklarına Allah'ın emirlerini anlatarak, onların bu emirlere uymaları, hayatlarını Allah'ın bildirdiği esaslar doğrultusunda şekillendirmeleri için çaba sarf etti.

Bu bilgilerden anlıyoruz ki hak ile bâtılın kavgası, Hz. Adem (a.s.)'in oğulları arasında başlamış ve günümüze kadar hiç kesintiye uğramadan devam etmiştir. Bu kavgada bâtılı seçenler hayatlarını zevklerine ve arzularına göre şekillendirmiş ancak bunu yaparken kendilerini haklı çıkarabilmek için kafalarına göre birtakım iddialar ortaya atmış ve onlara tutunmuşlardır. Hakkı seçenler ise Allah'ın emirlerini ve yasaklarını kendileri için ölçü edinmiş, hayatlarını onlara göre şekillendirmişlerdir. Yani inanç sistemlerini ve hayata bakış tarzlarını zevklerine göre belirlememiş, inançlarını ve ilkelerini zevklerine ve arzularına hakim kılmışlardır. İşte hakkı seçenlerle bâtılı seçenler arasındaki en önemli ayrılma noktası burasıdır.

Gelecek sayıda Allah nasip ederse İdris (a.s.)'ın kıssasını vermeye çalışacağız.

Eğlenelim Öğrenelim

Fıkralar

Bilmediğim Şey İçin Para Almam

eşhur kadılardan birine bir şey soruldu. Kadı özür dileyerek bilmediğini söyledi. Soru soran adam:

-Bu nasıl kadılık? Hem hazineden para alıyorsunuz, hem de bir şey bilmiyorsunuz.

Kadı cevap verdi:

-Ben bildiğim şeyler için maaş alıyorum. Bilmediklerim için de para alsaydım hazine bana para yetiştiremezdi.

Beş Kilo Zayıfladım

İki arkadaş konuşuyorlardı.

-Böbreğimi aldırdıktan sonra beş kilo zayıfladım.

Arkadaşı şaşırarak:

-Allah Allah, böbrek denen küçücük organın bu kadar ağır olduğunu bilmiyordum.

Bu Yaştan Sonra

Doktor mide ağrısından şikayet eden hastasına çıkışıyordu:

-Doktor sözü dinlemeyenin hali budur işte. Ben size günde yalnızca yarım paket sigara içeceksiniz demedim mi?

Hasta suçluluk içinde:

-Dediğinize uydum doktor bey, emin olun günde yarım paketten fazla içmiyordum. Onu içinceye kadar da ne çekiyordum bir bilseniz. Bu yaştan sonra sigaraya başlamak hiç de kolay olmuyor.

Babanın Malı mı?

Temel'le Dursun gemiyle İstanbul'dan Trabzon'a gidiyorlarmış. Temel üzgün ve biraz da çekingen duruyormuş. Dursun sormuş:

-Ne oliy da neden pöyle üzgünsün.

-Ya biz ciderken cemi patarsa diye aklima geliy daa.

-Patarsa patsin da, babanun mali midur.

Trabzon'a Gitmiyor

Bir gün Temel'le Dursun uçakla Trabzon'a gideceklermiş. Temel uçağın en ön koltuklarından birine, Dursun ise arka koltuklarından birine oturmuş. Hostes Temel'e yaklaşarak:

-Beyefendi orası mürettebata aittir, lütfen arkada bir yere oturur musunuz? demiş ama Temel'i bir türlü ikna edememiş.

Durumu gören Dursun hemen gidip Temel'in kulağına bir şeyler fısıldamış ve Temel hemen en arkadaki koltuklardan birine geçmiş. Durumu merak eden hostes:

-Ben o kadar ısrar ettim de geçiremedim siz nasıl başardınız, diye sorunca. Dursun Temel'e söylediklerini tekrar etmiş:

-Ula Temel pu uçağun öni Ankara'ya, arkası Trabzon'a gideyu.

Böyle Kafa

Çok iri kafalı bir adam, bütün şapkacıları gezdiği halde kendi kafasına göre bir şapka bulamamış. Sonunda bir şapkacının vitrininde reklam için konmuş çok büyük bir şapka görünce hemen dükkana girip o büyük şapkayı istemiş deneyince başına uyduğundan:

-Bu şapka kaça? diye sormuş.

Şapkacı adamın şapkaya alıcı olduğunu görünce fırsatı değerlendirmek için çok yüksek bir fiyat istemiş. Adam şapkanın fiyatını çok yüksek bulduğu için almaktan vazgeçip tam dükkandan çıkarken, şapkacı:

-Bu kadar büyük bir şapkayı başka bir yerde bulamazsınız beyefendi.

Adam da eliyle kocaman kafasını göstererek:

-Siz de o alamet şapkayı satmak için böyle bir kafayı başkasında bulamazsınız.

Sessizlik

Karadeniz takımı önemli bir maç için başka bir şehirden amigo getirtir. Amigo Karadenizlilerin özelliklerini bilmemektedir. Amigo maçtan önce talimat verir:

-Sağ kolumu kaldırınca bizim takım için lehte, sol kolumu kaldırınca karşı takım için aleyhte bağıracaksınız. İki kolumu birden kaldırınca sessizlik, tamam mı? demiş.

Maç başlamış amigo sağ kolunu kaldırmış taraftarlar hep birden:

-Ya ya ya, şa şa şa bizim takım çok yaşa!

Birazdan amigo sol kolunu kaldırmış yine hep birden:

-Yuuuh, yuuuh.

Biraz sonra da amigo iki kolunu birden kaldırınca bu kez:

-Sessizluk, sessizluk.

Bilmeceler

  • Karada liman, arkası umman, imansıza zindan, inançlıya gülistan.
    (Kabir)
  • Benim bir oğlum var 12 kızı, bir evi, 2 de oğlu var.
    (Saat)
  • Bir kuyum var, içinde iki türlü suyu var.
    (Yumurta)
  • Dışı var, içi yok, tekme yer, suçu yok.
    (Top)
  • Tarlada yeşil, çarşıda siyah, evde kırmızı.
    (Çay)
  • Nezaket insana neyini kaybettirir.
    (Otobüste yerini)
  • Renkli bir seyahat hangi vasıta ile yapılır.
    (Mavi Tren)
  • İstanbul'un en sivri ilçesi hangisidir.
    (Şişli)
  • Kızdığını en çok kim belli eder.
    (Ütü)
  • Doğrulardan Seçmeler

    Aldanan Tavşan

    ir gün bir çalının altında yatan bir tavşanın karşısına birdenbire bir kurt çıkmış. Kurt açlıktan gözleri kararmış, karnı sırtına yapışmış bir haldeymiş. Tavşanın kurdun kendisini bir lokmada yiyeceğinden şüphesi yokmuş. Tavşan çevresinde çok zeki tanındığından, bir hile ve aldatmaca ile kurttan kurtulmayı düşünmüş. Kurdun yanına yaklaşarak, karşısında adeta bir aslan varmışçasına onu layık olduğundan daha da fazla bir şekilde övdükten sonra:

    -Ey kerem sahibi aziz dostum! demiş. Biz hayvanların tümünün canı size feda olsun. Zaten bizler siz sultanımızın gıdası için yaratılmış değil miyiz? Sizin gıdanız için yem olmak bizler için büyük bir şereftir. Ancak ne yazık ki ben zayıf bir hayvanım ve sizin gibi şerefli bir zata layık değilim. Komşum olan tilki ise, tam size layık doğrusu pek semiz. Eğer izin verirseniz gidip onu getireyim. Siz efendimize güzel bir ziyafet çekeyim. Hiç olmazsa onun gibi semiz bir hayvanı yiyerek karın doyurmak sizin için bir ziyafete dönüşsün.

    Kurdun ise açlıktan kafası yerinde değilmiş. Bu sözlerle büsbütün iştahlanarak tavşanın sözlerine razı olmuş, ama tavşanın peşini de bırakmamış. Tilkinin yuvasına kadar onu takip etmiş. Tavşan tilkinin yuvasına girince dışarıda onu beklemeye başlamış. Tavşan güler yüzle tilkinin yuvasına girerek selam verip hal hatır sorduktan sonra yumuşak ve tatlı bir sesle:

    -Sevgili komşucuğum! demiş. Batı memleketlerinden birinden kerameti açık, faziletli, evliya gibi bir mübarek zat gelmiş. Sizin de böyle mübarek zatların ilim ve irfanlarından faydalanmak istediğinizi bildiğimden sizinle tanıştırmak için onu buraya kadar getirdim. Şu anda, dışarıda sabırsızlıkla bekliyor, müsaade ederseniz içeriye girsin.

    Tavşan zekiymiş tabii ama tilkinin zekası ise herkesçe malum. Tavşanın bu tatlı sözlerinin bir hile olduğunu hemen anlamış. Ancak bunu belli etmeyerek demiş ki:

    -Çok teşekkür ederim sevgili kardeşim tavşan. Tabii ki öyle mübarek zatlarla görüşmek beni çok memnun ve mesrur eder. Ancak öyle mübarek bir zatı karşılayabilmek için müsaade edin de biraz evime çeki düzen vereyim. Lütfen siz de biraz dışarıda bekleyin de...

    Tavşan ne kadar "efendim böyle şeylere ne gerek var" dediyse de tilki, kabul etmemiş. Tavşan da hilesinin anlaşılmaması için tilkinin dediğini kabul etmek zorunda kalmış ve dışarı çıkıp tilkiyi nasıl kandırdığını kurda ballandıra ballandıra anlatmaya başlamış.

    Oysa tilkilerin yuvalarında çoğunlukla iki kapı olduğundan, tilki arka kapıdan başını uzatarak bu mübarek zatın kurt olduğunu görmüş. Yuvasında her ihtimale karşı tehlikeler için bir hazırlık olsun diye kapısının iç tarafında üzeri çalı çırpı gibi şeylerle örtülü bir çukur varmış. Bu çukurun üzerindeki çalı çırpıları kaldırarak ince bir örtü örtmüş ve artık kurdu içeriye çağırmak için bir mahzur görmeyerek içeriden:

    -Buyursunlar, diye seslenerek onları içeri davet etmiş.

    Tavşan önde, kurt arkada sevinçle içeriye dalıvermişler. Tabii dalmalarıyla birlikte her ikisi birden kendilerini çukurun dibinde bulmuşlar.

    Tilki ise diğer kapıdan kaçıp kurtulurken, kurt tilkiyi aldatmak isteyen tavşanı bir lokmada mideye indirmiş.

    Kelile ve Dimne

    Evet sevgili arkadaşlar hikayemizde de görüldüğü gibi birisine hazırlanan tuzak eninde sonunda tuzağı hazırlayanın ayağına dolanır. Belki işin başında karşıdakini tuzağa düşürebilir ama sonunda muhakkak tuzağı hazırlayan da ondan zarar görür. Bugün yurdumuzda insanları aldatıp onları soyanların sonunda içine düştükleri çirkin durumlar hepimizin gözleri önünde. Onun için insanlara karşı her zaman iyi niyetli olmamız gerekir.

    Güzel Sözler

  • Bir gövde için kafa ne kadar lazımsa, iman için sabır da o kadar lazımdır. (Kuşeyri)
  • Vücudun gıdası yiyecek ve içecektir, ruhun gıdası ise ilim ve hikmettir. (İmam Gazali)
  • İlim refah anında zinet, sıkıntı anında ise büyük bir destektir. (Aristo)
  • Dostu olmayan insan yoksul insandır. (Bechstein)
  • İyilik hiçbir zaman boşa gitmeyen tek yatırımdır. (T. Heary)
  • Yalan öyle zehirli bir oktur ki, hedefini değil atanı yaralar. (Arap Atasözü)